Ayşe Böhürler tam üstüne bastı!

Haberin Devamı

AKP kurucu üyesi ve gazeteci Ayşe Böhürler bildiğiniz gibi türbanlıdır... Normal olarak bunu asla vurgulamam, demokratik ülkelerde kendi alanı içinde ve sosyal yaşamda herkes istediği gibi giyinmekte serbesttir ve bu tümüyle kişisel bir konudur. Vurgulama nedenim “sadece türbanı nedeniyle” AKP içinde ve muhafazakâr denilen çevrelerde (ki bu kadınların tesettürlü olması gereken çevreler oluyor, kafanız muhafazakâr olsa bile giyiminiz tesettür değilse sayılmıyor) Ayşe Böhürler’in makbul; sözlerine, görüşlerine itiraz edilmeyen biri olmasıdır.

Ve o aynı zamanda, kendisi de dinen tesettürün şart olduğuna inandığı için doğal olarak laiklik gereği dinî simgelerin devlet alanları içinde yasak olmasına da karşı çıkmaktadır.

Bununla birlikte Böhürler Yeni Şafak gazetesindeki yazısında şimdi kendisine sırf Abdullah Gül’ün cumhurbaşkanlığı konusunda yapılan ısrarın gerginlik yaratacağı düşüncesiyle “konuya başka bir bakış açısı ile baksak” dediği için en ağır hakaretlerin yapıldığını yazıyor ve “mahalle baskısı”ndan söz ediyor.

MAHALLE BASKISI

Uluslararası üne sahip sosyal bilimci Prof. Şerif Mardin’in “Mahalle baskısı sosyal bilimce ifade edilmesi çok zor bir havadır. Bu havanın İslâmi alt çevrelerde yaşadığına inanıyorum. Bu havanın gelişmesine uygun şartlar oluşursa o zaman AKP de bu havaya boyun eğmek zorunda kalacaktır” dediğinde burun kıvıranlar ve bunun örneğin Cezayir’de görüldüğü gibi kısa sürede yayılması önlenemeyen ve yaşamı, sonunda da rejimi dönüştürüveren bir baskı haline geleceğini görmek istemeyenler, konunun türbanla, çarşafla sınırlı kalmayacağını erkeklerin saçına, blucinine de yasak geleceğini anlamayanlar için (bknz. İran’da Avrupai saç kesen kuaförlere verilen cezalar) belki Ayşe Böhürler’in “şimdiden” yaşadıkları bir uyarı olabilir ve laikliğin anlamını ve özellikle nedenini hatırlatabilir. Biraz geç de olsa!

ÇILDIRABİLİYOR OLMALARI ÜRKÜTÜCÜ!

Böhürler, Gül’ün adaylığına yaklaşımı nedeniyle Müslüman ve dinci kesimin erkeklerinden gördüğü tepki ve haksızlık için yazısında “İnsana ‘benim burada ne işim var’ diye sordurtuyor, mahalle ahlakını sorgulatıyor” demiş.

Şöyle devam ediyor:

“Oysa toplantıda Gül’ün adaylığını desteklemiştim, bir de karşı çıksam kim bilir başıma neler gelirdi. Sadece koroya dahil olmadığım, cumhurbaşkanlığının gerilim konusu yapılmamasını söylediğim için bunlar oldu.

Tek sesli bir koroya dahil olmak istemezseniz öncelikle kendi mahallenizden gelen tepkilere hazır olmalısınız.

İşine geldiği yerde ‘Başörtülüleri ne güzel temsil ettin’ diyenlerin ‘Başka bir bakış açısı ile konuya baksak’ dediğinizde bile çıldırabiliyor olmaları insanı ürkütüyor.”

Gelen tepkileri ise şöyle sıralıyor:

“Niye bizim gibi düşünmüyorsun?”

“Yoksa sen de mi onlar gibi oldun, davayı satıyorsun?”

“Müslümanların başa geçmesini istemiyor musun?”

“Bizi içimizden mi vuruyorsun?”

Ve en acısı; “Sen Gül’ün niye cumhurbaşkanı olmasını istemiyorsun sürtük?”.. Hakarete bakar mısınız?

Böhürler bu soruların, “sürüye boyun eğmek zorundasın” yaklaşımının imanî bir sorgulamaya bile dönüşebileceğini anlattığı yazısında bu soruların “dinciler”den geldiğini söylerken bunu da “Dinciler diyorum, çünkü Müslüman ahlâkını benimsemeden dindarlık iddiasında olanlarla da, bir kadına sadece siyasi alanda farklı fikirleri seslendirdi diye hakaret edenlerle de bir kardeşlik hukuku olamayacağını düşünüyorum” şeklinde açıklıyor.

Ayşe Böhürler üzülmemeli çünkü bu baskı sadece onun “dinciler” dediği çevrede değil, bugün medyadaki kutuplaşma içinde de maalesef ağır şekilde mevcut.

Farklı fikirlere tahammül kalmadığı gibi bu baskı haline dönüştü artık...

Aslında tümüyle dehşet verici bir gidiş ama söz konusu baskının siyaseti de içine alacak şekilde din, inanç konusunda yapılması veya yapılabilecek olması en dehşet verici olanı...

İşte biz yıllardır “laik-demokratik tek Müslüman ülkesi” olmanın ve bunu korumanın önemini anlatırken bu noktaya gelmeden önlemeyi kastediyorduk.

Yarın devam ederiz.

DİĞER YENİ YAZILAR