10 Temmuz Perşembe... Saat 16.30'da Şişli yönünden Levent'e doğru giderken Vatan gazetesinin önünden geçiyorum. Her geçişte olduğu gibi istemsiz şekilde gözlerim Ercan Anklı'nın yaşamını kaybettiği yaya geçidine kayıyor. Genç bir erkek adımını geçide atmış karşıya geçmek üzere yürüyor. Tam o anda yine Şişli tarafından gelmekte olan 34 BAY 82 plakalı halk otobüsü hızını biraz olsun azaltmaya gerek görmeden süratle yaya geçidine dalıyor. Yaya panik içinde geri kaçıyor. Ve tam son anda ayağını yoldan çekmeyi başarıyor.
Halk otobüsü dehşetini bizzat yaşamış, değerli bir basın mensubunu o otobüslerden birinin önünde cansız yatarken görmüş olmanın verdiği olumsuz duygularla halk otobüslerine ister istemez dikkat ediyorum. Büyük çoğunluğunun bir otobüsün, tonlarca ağırlıkta ve üstelik içinde yolcu taşıyan bir aracın sorumluluğunu taşıyamayan ellerde olduğu apaçık ortada. Yukarıdaki şoförün durdurulması için mutlaka birini öldürmesi mi gerekiyor?
Gazetelere bakıyorsunuz haberler yine azmış vaziyette. Dirhemini gören kudurur. Arabasında uyuyan 2.5 yaşındaki bebeği öldüren maganda kurşunu mu istersiniz, kansına karnındaki bebeğiyle birlikte kurşun sıkıp öldüren sonra da "Bana şunu dedi, bunu dedi" diye hafifletici neden arayan mı, 6 aylık hamile eşini öldüresiye döven mi? Ne ararsanız var. 11-12 yaşındaki kızlara utanmadan, Allah'tan korkmadan tecavüz eden ve arkasından "Rızasıyla oldu" veya "Parasıyla yattım" diyen mi? Yoksa tecavüzü kamerayla görüntüleyen mi?
Rezilliğin, sefilliğin her türlüsü. Tabiî bu akıl almaz olayların bazıları da yabancı gazete ve dergilerde Türkiye reklâmı (!) olarak yerini alıyor.
Yeni TCK tasarısını hazırlayan komisyon üyeleri için "Psikolojik tedaviye ihtiyaçları var" dediğimde fena halde bozulmuşlardı. Ama onların yoksa bu yasalarla yakında 70 milyon kişinin ihtiyacı olacak.
Türk toplumu hiçbir dönemde bu kadar dehşet verici olayı bir arada görmedi.
Bizden başka "YETER" diye bağıracak kimse yok mu hâlâ?
Köşe yazarları kimleri okuyor?
Geçen Perşembe çıkan son "Haftalık" dergisinde "Köşe yazarları kimleri okuyor" köşesinin sorusu bana soruldu. İlginç bir fikir aslında, insanı bayağı zorluyor. Çünkü herhangi bir meslek sahibine yöneltilecek en zor soru kendi meslektaşlan arasında bir tercih isteyen sorudur, nitekim o kadar şaşırıyorsunuz ki "İlk 10 isim" dendiğinde, tam doğru cevap da çıkmayabiliyor. Bazı dengeleri gözetmek gerekiyor.
Burada konuyu tamamlayacak bir açıklama yapma ihtiyacı hissediyorum çünkü o cevapların girişinde de söylediğim gibi her gün en az 15-20 köşe yazarını aynı ilgiyle takibediyorum. O ilgi sürerse sonuna kadar okurum, sürmezse yarısında bırakırım.
Köşe yazılan benim için haberler kadar önemlidir, beynine, bilgisine güvendiğim, üslûbunu esprilerini sevdiğim yazarların yazılarından hem bir şeyler öğrenir, hem de bazen çok eğlenirim. Vatan yazarlarının çoğunu okurum örneğin ama sorulunca sadece onların adını vermek olmuyor. Birol Bayram'ın muhteşem karikatürlerini de (Salih Memecan'ı da) kaçırmam. Zülfü Livaneli, Okay Gönensin, Murat Birsel, Deniz Arman, Ayşe Özgün, Tuğçe Baran ve diğer gazete arkadaşlarımı önce okurum. Sonra Emin Çölaşan, Ertuğrul Özkök, kadın haklarını kadın yazarlardan çok savunan Fatih Altaylı, Can Dündar kaçmaz. Güngör Uras ve Asaf Savaş Akat'tan ekonomi bilgileri alınm. Mehmet Barlas ve Serdar Turgut hangi gazeteye giderlerse gitsinler mutlaka okurum. Turgut'un Amerikalılar'in Irak politikası ile ilgili yazdığı son yazılan hiç akla gelmeyen bazı ihtimalleri ne güzel açıklıyordu.
Yani durum budur. Bu soru çok zordur. Niye soruyorlar böyle soruları yaa?
"Dini öğrenmek için"...
(Dünkü yazının devamı)tmam hatiplilerden gelen "O okullara sadece imam olmak için değil, dini öğrenmek için de gidiliyor" itirazlarına gelince... Adı üstünde bu okullar da meslek lisesi, "imam" veya "hatip" yetiştirmek üzere açılmış. Onlan da üniversite öncesi temel eğitim olarak tarif etmek "eğitim birliği" ni inkâr etmek olur. Devlet okullarında din eğitimi veriliyor. Daha fazlasını isteyenler yazlık kurslara gidebilirler. Eğitimciler de bu konuda "Din konusundaki merakını gidermek için ortaöğretimi kullanmaya kimsenin hakkı yoktur, yeterli din eğitimi okullarda verilmektedir" diyorlar.
Umarım bilimadamlarının yaptığı bu bilimsel açıklamalar sizi biraz aydınlatabilmiştir. Meslek liseli ve mezunu okurlarıma da başarılar diliyorum.
Aynı yerde aynı hızla!
10 Temmuz Perşembe... Saat 16.30'da Şişli yönünden Levent'e doğru giderken Vatan gazetesinin önünden geçiyorum. Her geçişte olduğu gibi istemsiz şekilde gözlerim Ercan Anklı'nın yaşamını kaybettiği yaya geçidine kayıyor
Haberin Devamı

