Londra'da Amerikan uçaklarını patlayıcı sıvılarla havaya uçurmak isteyen ve son anda yakalanan El Kaide militanları olayı bizi ne kadar uyardı merak ediyorum.
Pakistan asıllı 24 İngiliz vatandaşı patlatacaktı bombaları...
Türkiye'de iki sinegog ile İngiliz Konsolosluğu ve HSBC Bank bombaları da 11 Eylül'den kısa süre sonra El Kaide bağlantılı Türkler tarafından patlatılmıştı.
Bu durumda siz de merak etmiyor musunuz Türkiye yönetiminin son Londra olayından ne ders çıkardığını?
İngiliz uçaklarında ve havaalanlarında alınan önlemlerin aynısı, aynı ciddiyetle ve derhal Türkiye'de uygulanmalı.
El bagajı, her türlü sıvı (şampuan, krem, diş macunu, jöle, kola, içki dahil), cep telefonları, tehlikeli olabilecek her şey yasaklanmalı.
Aslında bence yurtiçi uçuşlarda bile...
Son pişmanlığın faydası, kendini bile patlatmayı göze alan gözü dönmüş teröristlerin şakası yok, "devlete" hatırlatıyorum!
Yılmaz Erdoğan'a inanmıştım çünkü...
PKK terörü gencecik askerlerimizi kurban almaya devam ettikçe Yılmaz Erdoğan'ın mektubuna tepkiler yineleniyor ve artıyor.
Özellikle "Güvercin kanadına yazdım" dediği mektupta PKK terörünü bir savaşmış gibi göstermesi, "Dağa çıkmak yazgı" derken "kışlada olmak yazgısı" sözleriyle bu ikisini eşdeğer tutması tepkilerin merkezini oluşturuyor.
Bu arada benim Yılmaz Erdoğan'ın mektubuna arka çıktığımı, inandığımı söyleyen, ona ve sözlerine tümüyle itiraz erlikleri gibi bana da kızanlar var.
Cevap vermek istiyorum onlara... Evet, ben Yılmaz Erdoğan'ın, içinde "Artık ölmesin genç insanlar, durdurun silâhları, mayınları, yere diz çökerek yalvarıyorum" sözleri olan, sessiz bir çığlığı andıran mektubuna inandım; çünkü inanmak istiyordum.
Kürt vatandaşların da teröre, hain saldırılara karşı çıkacağını duymak, bilmek, inanmak istiyordum, hâlâ da istiyorum. Ve Yılmaz Erdoğan da Kürtlüğüyle gurur duyduğunu her fırsatta belirten, üstelik zirveye çıkmış, topluma mâl olmuş bir sanatçı.
Bu konudaki her yazımda belirttiğim gibi; mayınlar döşeyerek, pusular kurup geçen araçları bombalayarak veya ateş ederek, genç-çocuk demeden öldürerek yapılan terör saldırılarına savaş veya "Aile içi kavga" denemez. Teröristle asker aynı kefeye konamaz. Ama artık bu cinayetlerin durması için çığlık, mektup ve her türlü çaba kimden gelirse gelsin ona inanmak ve desteklemek istiyorum.
Bana kızsanız da...
Yılmaz Erdoğan'ın samimiyetine inanmak istiyorum.
Adres belli!
Bir okur, Arif Bilgin bana diyor ki;
"Sayın Mengi,
Siz de kendini 'çağdaş, ilerici, aydın vs.' sayanların 'düşmanını nerede arayacağını'zı bir türlü kestiremediniz.
Hem Sabetayistleri gündeme getirenlerden (Yalçın Küçük) bahsediyorsunuz, hem de bunu oy avcılığı için yaptıklarını iddia ediyorsunuz... Ne kadar yanlış ve çelişkili bir düşünce bu!"
Arif Bilgin'e cevabı Org. Yaşar Büyükanıt'a cep telefonları ve internet yoluyla karalama yapanların kimliği verebilir sanıyorum:
"Yeşilgüneş isimli irticai örgüt."
Benim yazdıklarımın adresi belli bir şahıs değil; şahıslar, gruplar. Bunların yalnız çalışmadığı ortada... Ama Arif Bilgin bir noktada haklı; karalama, iftira kampanyasının nedenini eksik yazmışım; rejime, cumhuriyete, onu savunanlara genel bir saldırı olmalı nedeni.
Yavaş yavaş ortaya çıkmaya başladı zaten!
Aynı önlemler Türkiye'de alınmalı!
Londra'da Amerikan uçaklarını patlayıcı sıvılarla havaya uçurmak isteyen ve son anda yakalanan El Kaide militanları olayı bizi ne kadar uyardı merak ediyorum
Haberin Devamı

