ATO Başkanı Sinan Aygün’ün evinde arama yapılıyor, kasasından çıkan paraya “Ergenekon’la ilgili olabilir iddiasıyla” el konuyor. Diğer tarafta işin içinde İngiliz Tesco firması olmasına rağmen İngiliz Financial Times’ın “siyasi rüşvet skandalı” başlığıyla verdiği ve “çok tuhaf” bularak detaylarıyla anlattığı, AKP Genel Başkan Yrd. Şaban Dişli’nin karıştığı büyük rüşvet olayı “Komisyonda soruşturacağız” diye zamana yayılıyor.
Hem de Dişli’nin açıklamalarının yalan olduğu resmen ortaya çıkarılmasına rağmen.
Bir tarafta “Ergenekon iddianamesi” diye -tesadüfe bakın- çoğu “iktidarın hoşlanmadığı” ne kadar isim ve kurum varsa hepsini ya “Ergenekoncu” yap veya “Ergenekon’un suikast listelerine” diz... Bir şekilde sindirmeye çalış, sustur.
“Rahmi Koç görüşmek istemiş” diye onu al, Doğan Grubu’na yalan senaryolar, isimler düzerek kara çal, Ege ordusunu “kiliseleri izlemiş” diye rahip katilleriyle özdeşleştir, “emekli askerler Ergenekonla bağlantılı iddiası var” diye tüm orduyu neredeyse çeteci yap, medyadan hoşlanmadığın isimlere de “yakarım ha” diye işaret çak ama olayın üzerinden başlatıldığı “Özden Örnek’in anıları”nı iddianameye alma.
Neredeyse yazanları bile güldürecek bir iddianameyle insanları yıllarca hapiste çürüt ama öte yanda belgeli, ispatlı, 10 milyon dolarlık yolsuzluk yapanlara, rüşvet alan, yalan söyleyen siyasetçiye dokunma. Dokunama...
Bu nasıl bir “adalet”tir, benzeri dünyanın neresinde görülmüştür, bilen varsa lütfen çıkıp anlatsın!
Acı var mı, acı? Var!
Yeryüzündeki “çağdaş demokrasiye sahip tek Müslüman çoğunluklu ülke”nin kurucusu, kendi baskıcı molla rejimlerinin “istemediği örnek” olan ve vatandaşlarının hiç değilse tatillerinde rahat nefes almak için kaçtığı ülkenin mimarı onu rahatsız ediyordu doğal olarak... Onun için “Anıtkabir’e gitmeyeceğim” buyurdu... Onurlu, kurucusuna saygılı bir toplumun onurlu yönetimi “O zaman gelmeyin, biz gelelim çünkü bu durum milletimizi haklı olarak rahatsız eder, Türkiye’ye saygısızlık olarak algılanır” cevabını verirdi... Ama hayır, buyruk yerine getirildi, görüşmenin şekli emre uygun olarak değiştirildi ve molla rejiminin diktatörden farksız cumhurbaşkanı İstanbul’da ağırlandı.
Tabii ki geçeceği bütün yollara, kalacağı otele inadına Atatürk posterleri asarak, yol kenarlarında bekleyenler ellerine Atatürk fotoğrafları alarak filan değil. Bugüne kadar en önemli konuk devlet başkanları için yapılmamış şekilde tüm Avrupa yakasının trafiği geçişe kapatılıp yaşam felç edilerek, yabancı gazetelerin bile “Türkiye, kurucusuna yapılan saygısızlığı hafife aldı” dediği hakaret hiç yapılmamış gibi ağızlar kulaklarda adamı nasıl onore edeceklerini şaşırarak.
O kurtarıcının, kurucunun sayesinde bugün refah içinde ve özgürce yaşayanlar yapılan saygısızlığı böylece paylaşmış oldular.
Öte yanda İran Cumhurbaşkanı’na gösterilen ilgi, caminin imamını bile “Allah da bu durumdan razı değildir, yapmayın, camide bu olmaz, kendinize gelin” uyarıları yapmak zorunda bırakan aşırılıklar, “Mücahit Ahmedinecad” tezahüratları sadece “İran rejimi heveslilerinin” işi midir bilmiyoruz. Ama ortaya “gösterilen ilgiye Ahmedinecad’ın kendisi bile şaşırdı” gibi bir tablo çıkmışsa, kendi halkının bile “illallah” dediği, din-ahlak polisleri tarafından “renkli kıyafet giydin, saçın uzun vs.” diye coplarla kovalandığı bir rejimin başındaki lider böyle bir tezahüratla karşılanmışsa, toplumun bir kesimi bile olsa “kurucusuna büyük saygısızlık eden adamı” baş tacı etmişse, sanki dokununca hacı olacakmış gibi dokunma yarışına girmişse gerçekten bu ülke için acı bir durum söz konusudur.
Sizi bilmem ama benim gözlerimi yaşartan bir acı bu... Demek ki bizim için hiçbir değer, en önemlileri bile bir anlam ifade etmiyor. Toplum olarak asla ortak değerleri paylaşamayacak, ilkelerimiz olamayacak, molla rejimlerini saygıyla selamlayacağız.
Halkını din baskısı içinde kıvrandıran, elini kolunu kesen, recmeden rejim liderlerinin, krallarının dizinin dibine oturacağız.
Neymiş efendim “Ahmedinecad Anıtkabir’e giderse onlar da bizimkilerin Humeyni’nin mezarına gitmesini isterler”miş.
Türkiye’nin kurucusu ile molla devriminin başı aynı terazide tartılabilirmiş gibi bunu söyleyenler bile var. Neymiş efendim ama doğalgaz anlaşmasını yapmamışız... Onu da yapsaydık da eksik kalmasaydı “yalakalık” faslı... Söylenecek hiçbir şey yok bence ‘Helal olsun, meğer ne karakterli bir milletmişiz’ demekten başka!

