Dün, yazımın birinci kısmında New York'ta (off Broadway) Century Centre Theatre'da 27 Nisan'da başlayan ve Ermeni soykırım iddiasını "diaspora gözüyle" anlatan oyundan söz etmiştim.
Her zaman bir aşk hikâyesi ile anlatılacak tarihî olayların çok etkili olduğunu, 1915 öncesi ve sonrasındaki olayların da yapılacak böyle bir film veya tiyatro oyunuyla doğru şekilde anlatılabileceğini düşünmüş, bunu sık sık diplomat tanıdıklarımla da konuşmuşumdur. Benden başka kimse düşünmedi, biz yapamadık onlar yaptılar ve oynanmaya da başladı. İşte yazının devamı...
Oyunun adı: Aydaki Canavar"... "Beast On The Moon"...
Haberi gönderen okurumuz Yüksel Oktay'ın "afişinde Bir aşk hikayesi' yazıyor ama aslında 'Bir nefret hikayesi' olmalıydı" dediği oyunun tiyatro magazini "Playbil"deki açıklamasında "24 Nisan 1915'te, I. Dünya Savaşı bahanesiyle Osmanlı İmparatorluğu'nun 'Genç Türk Hükümeti' tarafından silahsız bir Hıristiyan azınlığa soykırım yapıldığı, 1 milyondan fazla Ermeni'nin direkt öldürülerek veya işkenceyle, açlıkla katledildiği, buna da misyonerlerin ve diplomatların şahit olduğu, binlerce dokümanla da kanıtlandığı" yazıyor.
Ve daha birçok şey.
Bir aşk hikayesiyle, duygusal bir şekilde olayı tek taraflı anlatan tiyatro ne güzel fikir değil mi?
Türkiye kendi içinde tartışırken karşı taraflar akıllıca plânlarla hep kazanıyor. "Neden böyle" olduğunu ise yabancılar sık sık bana soruyorlar.
Nedenini biliyorum da söylemek sıkıyor beni çok...
Bu oyuna bir itiraz yapılamaz mı acaba?
Pırlanta yağmuru...
Persil'den takdir edilecek bir aktivite.. Türkiye'deki 15. yılını tüketicileri ile birlikte kutlamak isteyen Persil'in, tüm illerden 10 binden fazla kişinin katıldığı "15. yılında 15 pırlanta" yarışması sonuçlandı. Ve öyküleriyle ilk 15'e giren yarışmacılar birer pırlanta yüzük kazandı.
Jüri üyeleri arasında olduğum ve çok sayıda öyküyü okuyup değerlendirdiğim bu yarışmanın, çoğu ev kadını olan katılımcıları yazmaya teşvik etmesi açısından ne kadar yararlı olduğunu yakından izledim.
Henkel öykü yarışmasıyla doğru bir tercih yapmıştı ve bir karatlık yüzükleri kazananlar da (hemen hepsi benim de seçtiğim öykülerdi) ödülü hakkıyla kazandılar. Kısa süre önce yapılan, Erhan Yazıcıoğlu'nun sunduğu ödül gecesinde yüzüğünü de benim verdiğim yarışmacılardan İzmirli Zerrin Öney'in benim de seçtiklerim arasında olan "yaşanmış" öyküsünü okumanızı istiyorum.
"15 yıl önce Tıp Fakültesi son sınıfta öğrenciydim. Mantar zehirlenmesi nedeniyle gelen hasta komaya girmişti. O gece sabaha kadar başında bekledim. Bir ara hasta uyandı ve bana çocuklarını görmemi söyledi. Evini tarif etti. Sabah bu olayı anlattığımda kimse bana inanmadı, çünkü hastada beyin ölümü gerçekleşmişti ve konuşması imkânsızdı Uyuduğumu ve rüya gördüğümü söylediler.
Ne yazık ki hastayı kaybettik. Hastanın hiçbir yakınıyla görüşemedim. Aradan aylar geçti, tesadüfen hastanın tarif ettiği yere gittim. Sordum, soruşturdum. Üç tane küçük çocuğu varmış. Onlarla oturdum konuştum. Eşine durumu anlattığımda hepimiz ağlıyorduk. Ben bunun tesadüf olmadığına karar verdim. O çocuklara maddi, manevi destek olmaya söz verdim."
Bir annenin, beyin ölümünün gerçekleştiği son anında bile evlatlarını düşündüğünü anlatan ne inanılmaz bir öykü değil mi?
"Aydaki Canavar" (2)
Dün, yazımın birinci kısmında New York'ta (off Broadway) Century Centre Theatre'da 27 Nisan'da başlayan ve Ermeni soykırım iddiasını "diaspora gözüyle" anlatan oyundan söz etmiştim
Haberin Devamı

