Önce Pazartesi günü VATAN'da Yüksel Aytuğ'un "Ayak yıkadı, birinci oldu" başlığını görür görmez yazmak istedim. Dün baktım; bu ayak yıkama üzerine psikologlar, sosyologlar (yine VATAN'da) "Türk erkeği böyle kadın arıyor", "Türk kadını erkek karşısında çaresiz" gibi açıklamalar yapmışlar. Eh elzem oldu benim de birkaç söz söylemem ve diyorum ki;
Hayır, Aysel kesinlikle evleneceği Volkan'ın ayaklarını (bahis üzerine) yıkadığı için birinci olmadı. Bu program defalarca yayınlandığı ve benim kızlarımla annem de izlediği için zaman zaman mecburen izlediğimden (bahane değil inanın böyle, hangi odaya gitsem görüyorum) zaten açıkça ortada olan nedeni biliyorum.
Gördüğüm bölümlerde Volkan'ın annesi, Aysel'in de müstakbel kayınvalidesi olan Müjgan Hanım'ın anneler içinde en iyi kalpli, en olgun ve en çok acı çekmiş anne olduğu her seferinde anlaşılıyordu. Onun, sonradan diğer müstakbel gelini olan Selma'ya; daha önceki ilişkisini anlattığında verdiği cevap;
"Evlenecek olan sizsiniz. Oğlumla ne karar verirseniz benim kabulümdür, başımın üstünde yerin var" sözleri zaten kendisini "bir numaralı anne adayı" yapmaya yeterliydi. Katılan annelerin hiçbiri bu cevabı verecek olgunluğa sahip değillerdi. Müjgan Hanım, gerçi türlü trajedilerle dolu hayatının verdiği stresle biraz sık ağlıyordu ama bu da -bırakın dezavantaj olmayı- Türk halkından (+) puan kazandıran bir durumdu. İki erkek çocuğunu babasız ve büyük maddi sıkıntı içinde büyütmüş, eşi tarafından terk edilmiş ve o eş başkasıyla evlenerek yabancı bir ülkeye yerleşmiş, çocukluğunda "film konusu gibi olaylar" yaşamış bir anne... O şartlar altında yetişmelerine rağmen dürüst, karakterli, sağlam iki genç evlât... Müjgan Hanım, programda da Belma isimli anne tarafından imalı sözlerle rahatsız edildiği ve bir de "mağdur" olduğu gibi verilecek ödüllere en çok ihtiyacı olan ve en çok hak eden aile yine onlardı...
Kadın çaresiz değil!
Halk doğru kararı vererek (ki ben bu halka güvenirim, şaşırtılmadığı, aldatılmadığı zaman genellikle doğru karar verir), Aysel'i de kazanan gelin seçerek bütün ödüllere onların sahip olmasını sağladı. Biraz da o geceden önce hep birinci olan Öznur'un -galiba biraz fazla kendine güvenerek ve şımararak- yaptığı hatalı davranışlarını, kendisini seven gence haksız davranışlarını cezalandırdı. Aysel'in seçilmesinin diğer nedeni de bu.
Olay bundan ibaret. Müjgan Hanım ve oğulları bu nedenle kazandılar, ayak yıkama olayının sonuçta hiçbir payı yok. Hiç yaşanmasaydı, yine onlar kazanacaklardı.
Müjgan Hanım'a oğulları ve gelinleriyle birlikte bundan sonra çok mutlu bir yaşam diliyorum. Sakin ve huzurlu olmayı her şeyden üstün tutarlar umarım!
Not: Diğer müstakbel gelin Selma ile ilgili kısa bir bölümü yarına bırakıyorum...
Star için Başbakan'a giden kim?
Başbakan Tayyip Erdoğan'ın açık konuşmamakla ne büyük bir hata yaptığı somut örneklerle ortaya çıkıyor. İsim vermeden ortaya konuşmak, bütün bir meslek camiasını üç-beş cümleyle zan altında bırakmak ne Türkiye'de daha önce görülmüş ne de bir başka ülkede hoş karşılanabilecek bir olay...
Özellikle de en ufak bir hatada, hele böyle esaslı bir hakarette basın mensuplarını "doğru cezaevine" göndermek isteyen bir hükümetin başı tarafından yapılması asla bağışlanamaz. Şimdi internet sitelerinde "devletten çıkar sağlayan gazeteciler" başlığı altında listeler yayınlanıyor. Fısıltı gazetesi kulaktan kulağa "isimler" dolaştırıyor.
Başbakan kendisine gelen ve "aracılık yapmasını isteyen", başka menfaatler isteyen isimleri derhal açıklamak zorundadır.
Örneğin; STAR Televizyonu'nun satışı konusunda konuşan gazete yöneticisi kim?
Herkesten önce Basın'ın bu şahıslan öğrenmesi, bilmesi ve tartışması gerekiyor.
Haydi Sayın Erdoğan, nasıl başladıysanız bitiriverin şu konuşmayı da rahatlayalım.
Ermeni iddialarıyla ilgili mektuplar!
Ermeni ve Müslüman Türk okurlarımdan mektup ve telefon yağıyor. Hepsi kendi ailelerinin; anne, baba, büyükanne ve büyükbabaların anlattığı "yaşanmış olaylar "ı aktarıyorlar. Zaman zaman bunlara köşemde yer vereceğim.
Ama öncelikle Hırant Dink'in Sah günü (dün) Hürriyet'te çıkan konuşmasına değinmek istiyorum. Tekrarlayayım; bu konuda yazılanlar, yapılan açıklamalar Türk-Ermeni vatandaşlarımızı üzmemelidir. Zira konu "1915 ve öncesi" ile ilgili tarih... O tarihle ilgili, ama "tarihi doğru yansıtmayan", suçlayıcı, soylarına "soykırım" yakıştırması yapan açıklamalara Türk-Müslüman vatandaşlar nasıl katlanıyor ve "üzülmemeye ama çözüm beklemeye" çalışıyorlarsa diğerleri de aynı şeyi yapmalı. Zira elbette, askere giden, vergisini veren, bu ülke için çalışan her vatandaş aynı konumda ve aynı saygınlıktadır. Zaten tarihte de "savaşın zorladığı koşullar" dışında iki ırk hep dostça yaşamıştır.
Hırant Dink; "Meseleye vicdan açısından baktığınız zaman her şey net olarak ortada zaten" dedikten sonra devam ediyor;
"Nedir? Türk tezine göre l milyon 200 bin insandan sonuçta 300 bin kişi kalmış mıdır? Bunun adını koyma yarışına gerek yok."
Bu konuşmadan çıkan sonuç "sanki tehcirde 900 bin kişi öldürülmüş" sonucudur. Oysa tarihi belgelerin hiçbirinden böyle bir sonuç çıkarmak mümkün değildir.
Dün, Gündüz Aktan ile Hırant Dink'in "İddialarla ilgili olarak AB Uyum Komisyonu'na bilgi vereceklerini" duyduğum zaman nasıl bir açıklama yapacaklarını merak etmiştim. Hırant Dink, bu rakamlardan söz ettiyse onun açıklamasını da yapmalı bence.
Zira, o tarihte ölen Ermeni nüfusunun büyük çoğunluğunun tehcirde değil, çatışmalarda öldüğünü, tehcirde ölenlerin yüz binin altında olduğunu gösteriyor belgeler...
Devam edeceğiz...
Ayak yıkadığı için birinci olmadı!
Önce Pazartesi günü VATAN'da Yüksel Aytuğ'un "Ayak yıkadı, birinci oldu" başlığını görür görmez yazmak istedim. Dün baktım; bu ayak yıkama üzerine psikologlar, sosyologlar (yine VATAN'da) "Türk erkeği böyle kadın arıyor"
Haberin Devamı

