Avrupa'nın "basın özgürlüğü" yalanı!

Türkiye'yi son ziyaretinde küçük bir yazarlar grubu ile yediği öğle yemeğinde, ünlü "Medeniyetler Çatışması" tezinin sahibi Samuel Huntington'ı sorularımla epeyce rahatsız etmiştim...

Haberin Devamı

Türkiye'yi son ziyaretinde küçük bir yazarlar grubu ile yediği öğle yemeğinde, ünlü "Medeniyetler Çatışması" tezinin sahibi Samuel Huntington'ı sorularımla epeyce rahatsız etmiştim.

Öyle ki lokmaları boğazına tıkanıp ufak çapta bir boğulma tehlikesi geçirdiğinde onu konferans için davet etmiş olan Ak-bank'ın yöneticileri sorulara ara vermemizi istemişlerdi. Huntington'in tıkanmasına neden olan soruların temelinde ise kitaplarında sürekli olarak söz ettiği "birbirine benzeyen kültürlere sahip ülkelerin, diğerleriyle kaynaşmak yerine kendi aralarında gruplaşması" beklentisini garantiye alacak öneriler ileri sürmesi yatıyordu.

Örneğin Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne girmesi ihtimalinin çok az olduğunu, bunun yerine Orta Doğu ve Kafkasya ülkeleriyle gruplaşması gerektiğini söylüyordu ki bu, farklı medeniyetlerin kaynaşmasını, ilişkilerin yumuşatılmasını sağlayabilecek tek ülkeyi yanlış yönlendirmekten başka bir şey değildi.

Tabiî biz bu itirazları yaparken AB ülkelerinin de dinler arası bir çatışmayı değil, kaynaşmayı tercih edecekleri, böylece İslâmi terörün nedenlerini ortadan kaldırmaya çalışacakları varsayımı üzerine konuşmaktaydık. Hele de 11 Eylül gibi bir facia örneğini görmüş bir Avrupa'nın benzer felâketlerden kaçınacağını sanıyorduk.

Oysa Avrupa bütün bu varsayımları yanlış kıldığı gibi terörü kışkırtacak bir büyük hatayı çekinmeden yapabildi. Bir ülkenin basınının hatasını paylaşarak, gerçekten de "Haçlı" benzeri bir dayanışmaya girdi. Yazı ve karikatürler konusunda basın özgürlüğü önemlidir ama Avrupalılar herkesten iyi bildiklerini iddia ettikleri bir gerçeği de unutamazlar: "Demokrasilerde hiçbir özgürlük sınırsız değildir".

İslâm dininin peygamberini terörist olarak göstermenin ise basın özgürlüğüyle, hele de insan Hakları Sözleşmesi nde medyanın sıradan insanları taciz etmesine, özel alanlarına girmesine, onları küçük düşürücü yayın yapmasına ciddi yaptırımlar getiren Avrupa'nın basın özgürlüğüyle hiçbir ilgisi yoktur.

Yani, özür dilemeyi reddeden ve bunu "basın özgürlüğünün hoşgörü gerektirdiği, hükümetlerin özgür basın adına özür dileyemeyeceği" açıklamasına bağlayan Avrupalı liderler açıkça yalan söylemekteler.

Eğer olay karikatür boyutunda kalabilse Müslüman ülkelerin de (her ne kadar Müslümanlık diğer din ve peygamberlere saygılı, gerçek hoşgörüye sahip din ise de) yapabileceği çok esprili karikatürler olur şüphesiz, örneğin bu konuda Türk karikatüristlerin eline su dökemeyecekleri kesindir.

Ama karikatürle yetinilmeyeceği, kışkırtılan teröristlerin eylemle cevap vereceği oldukça büyük bir ihtimal...

İslâm toplumlarından gelen "Danimarka havaya uçurulmalı", "Karikatürlerin sorumlularının kafası kesilmeli", "Dinler savaşı istiyorlarsa biz hazırız" şeklindeki şiddet tepkileri, Danimarka bayraklarının yakılması, Hamas militanlarıyla birlikte yapılan yürüyüşler de bunu açıkça gösteriyor.

İngiltere doğruyu görüyor!
Danimarka, italya, Norveç, Fransa gibi ülkelerin basını söz konusu karikatürleri yayımlar ve liderleri özür dilemeye yanaşmazken "medeniyetin ve demokrasinin beşiği" sayılan, gerçek bir imparatorluk deneyimine ve çok kültürlülük anlayışına sahip ingiltere'nin basını "basın özgürlüğünün bu hakkı vermeyeceğini" tüm saygın gazeteleriyle açıklıyor ve "Medyanın hakları olduğu gibi sınırları ve sorumlulukları da vardır" diyor.

Gerçek de budur. Sınırlarını fazlasıyla aşarak İslâm toplumlarını teröre teşvik eden, teröriste sempatizan hale getiren Avrupa ülkelerinin onları önce kışkırtıp sonra da İslâmı terörle özdeşleştirmeleri kabul edilemez.

Avrupa, İngiltere'nin dediği gibi yangına körükle gidiyor. En kısa zamanda karikatürleri yayımlayan tüm gazeteler ve bu ülkelerin liderleri özür dilemediği takdirde kimbilir dünya önümüzdeki günlerde ne sürprizlerle karşılaşacak. Umarız Türkiye daha akılcı ve sakin bir tepkiyi korumayı başarır.

DİĞER YENİ YAZILAR