Avrupa şampiyonu bir Türk markası!

Günlük tempomuz çok hızlı, dinlenmek için zaman da aynı ölçüde kısıtlı olduğu için her toplantıya, her davete istesek de gidemiyoruz. Ama öyle toplantılar var ki kaçırmak mümkün değil

Haberin Devamı

Günlük tempomuz çok hızlı, dinlenmek için zaman da aynı ölçüde kısıtlı olduğu için her toplantıya, her davete istesek de gidemiyoruz. Ama öyle toplantılar var ki kaçırmak mümkün değil; Vestel televizyonları ile bizi "Avrupa şampiyonu" yapan Zorlu Grubu'nun 50. yıl kutlaması gibi...

1950'lerin başında Denizli'de küçük bir firma olarak ticarete başlayan Zorlu, tekstilden elektronik ürünlere, enerjiye kadar birçok dalda yaptığı üretim ve satışlarla yurt içi ve yurt dışında adını hızla duyurmuş. Sadece tekstilde yılda 600 milyon m2 ev tekstil üretimi yapmış.

Türkiye'nin ağır bir ekonomik kriz yaşadığı 2001 yılında bile ihracat rakamını arttırmayı başararak 879 milyon dolarlık ihracat gerçekleştirmiş. Şu anda Ukrayna, Bulgaristan, Kıbrıs, Romanya, Makedonya ve Azerbaycan'da toplam 10 tekstil mağazasına sahip ve İran'la Türkmenistan'da da yatırımlara başlamış durumda.

Vestel'e gelince... 2002 yılında yaptığı 1.080 milyon Euro'luk ihracat (%84'ü AB ülkelerine) ile Avrupa'da dünyanın en ünlü TV markalarını geride bırakarak satışta şampiyon olmuş. Bu başarıya şapka çıkarmaz, 50. yıl kutlamasına koşa koşa gitmez, onları alkışlamak ve o gururu paylaşmak istemez misiniz?

Hepimiz isteriz elbette... Duymak ve duyurmak, gerçekten inanınca, çalışınca olabileceğini, başarının, hem de böylesine dünya çapında bir başarının gelebileceğini herkese, özellikle de gelecek için ümitsizliğe kapılan gençlere anlatmak isteriz.

Nefis bir yaz akşamı. Beylerbeyi Sarayı'nın arka plânda olanca ihtişamıyla yükseldiği bahçesinde sultanların sofralarını aratmayacak büfeler hazırlanmış. Şık vapurlar, motorlar Bebek ve Ortaköy'den yüzlerce davetliyi Saray'a taşıyorlar. Eh, bu başarıyı kazanan bir grubun kutlaması da böyle olacak tabiî.

Zafer Mutlu, Tayfun Devecioğlu, Güngör Mengi ve Selahattin Beyazıt'in da bulunduğu büyük bir grupla bir köşede Ahmet Nazif Zorlu'nun "Ben kriz tanımam" sözlerini tartışıyoruz. Siyasete, gelip geçen hükümetlerin başarısız yönetimlerin, ekonominin bundan fazlasıyla etkilenmesine rağmen Zorlu bu başarıya ulaşıyor. Acaba ülkeyi bu grubun yöneticileri kafasında insanlar yönetseydi Türkiye ne olurdu? Onlar "Biz hesabımızı iyi yaparsak IMF'ye de, başka yardımlara da ihtiyacımız kalmaz" diyorlar. Bunun için gerekli olan şartların başında da "iyi yönetim"i gösteriyorlar.

Bir yandan "yolsuzlukların damarına girdik" derken diğer yandan elini haksız yere rahatça milletin cebine atmayan, "Kaldırın dokunulmazlıkları, önce biz temize çıkalım. Halkı sözlerimize inandıralım" diyebilen, diyebilecek yönetimleri kastediyorlar herhalde.

O günler de gelecek yakında. Bu, dürüst, temiz yönetimle, çalışarak başanlacağını dünyaya gösteren firmalar, insanlar Türkiye'ye sonunda mutlaka örnek olacaklar. Onlara benzemeyenler bulundukları yerde bannamayacak. Gençlerimiz umutsuzluk içinde yaşamayacak.

Ben de buna inanıyorum. Bütün kalbimle.

Ve Zorlu Grubu'nü da içtenlikle kutluyor, nice 50 yıllar diliyorum.


Akmerkez'de içki yasağı
Etiler Akmerkez'in içinde çok güzel restoranlar var. Üst katta MAC RENZt, alt katta S CAFE ve HOME STORE...

CREPERİE'nin yemekleri çok güzel ama orası kafe havasında olduğu ve belki gerçekten de böyle sayılabileceği için onu sıraya almıyorum. Ama diğer üçü (S CAFE'nin adında CAFE olmasına rağmen bal gibi dört başı mâmur restoran) enfes yemekleri olan restoranlar.

Gidiyorsunuz akşam, güzel bir italyan ya da Fransız mutfağı örneği yanında bir bardak da soğuk bira veya şarap içmek istiyorsunuz değil mi? Yani hele birayı her ülkede sokak kafelerinde, öğlen saatlerinde de içersiniz.

Hayır efendim, bir sıkı kontrol, bir kapatma tehdidi (ve geçenlerde üçünü de üçer gün kapattılar yapacaklarını göstermek için) adamlar korkudan Miller birayı bile veremiyor.

"Ne içersiniz?"

- Ne var?

"Kola, su, ice tea".

Çaresiz kola diyorsunuz. Şişe veya kutu olmadığı için açık, gazı kaçmış kola geliyor. Şekerli, renkli ve buzlu su... Yemeğimizin bütün keyfi de kolanın gazı gibi kaçıyor.

Hani Milli Eğitim Bakanlığı'nın birinci görevinin 19 Mayıs törenlerini ve ders kitaplarından sarışın aile resimlerini kaldırmak olması gibi, bunların (kim kontrol ediyorsa, kaymakamlık herhalde) birinci görevi de içki yasağı.

Neymiş efendim "öğrenciler de geliyor"muş. Avrupa'da, Amerika'da da öğrenciler her yere gidiyor ama içki alamıyor. Hiçbir restoranda 15-16 yaşında gençleri önünde içki, elinde sigarayla göremiyorsunuz. Kuralları koyun, doğru dürüst denetleyin, rüşveti önleyin isteyen yetişkinler de içkisini içebilsin.

Bunun kafesi mi var? Hepsi kocaman restoranlar. Böyle saçma karar olur mu? Üstelik aynı uygulama bütün alış veriş merkezleri ve birçok benzer restorankafe için geçerli. Örneğin Mayadrom daki Bistro da da içki verilmiyor.

Ne garip memleket oldu Türkiyemiz... Yazık!


Önemli bir konferans
ARI Hareketi son yıllarda bölgesel ve küresel boyutta önemli konuları yurt içi ve dışından uzmanlar aracılığıyla tartışmaya açıyor. Böylece ülke geleceğini yönlendirecek konularda bilgi alışverişinde bulunulmasına ortam yaratırken bir yandan da sivil toplumun uluslararası ilişkilerdeki etkisinin artmasını sağlıyor...

Bugünden başlayarak iki gün boyunca (26-27 Haziran) Hyatt Regency Otel'de devam edecek olan Güneydoğu Avrupa'dan Güvenlik ve İşbirliği Konferansı da 5. uluslararası konferans olacak.

ARI Hareketi, Bölgesel ve Uluslararası Çalışmalar Enstitüsü (İRİS), Friedrich Naumann Vakfı, İstanbul İsveç Konsolosluğu, Kokkalis Vakfı, Nato Kamu Diplomasisi Bölümü gibi kuruluşlar tarfından düzenlenen konferansa aralarında Kemal Derviş'in de bulunduğu çok sayıda konuşmacı (AB'den, Harvard Üniversitesi'nden, Almanya, Belçika, Yunanistan, Makedonya Cumhuriyeti'nden) katılıyor. Birinci oturum Perşembe sabahı 10.30'da.

İlgilenenlere duyurmuş olayım.

DİĞER YENİ YAZILAR