Avrupa Parlamentosu'na coğrafya hocası gönderelim!

Senelerdir yazdık durduk; 'Avrupa üniversitelerinde Türkiye'nin güneydoğusu 'Kürdistan' olarak okutuluyor. Hem de Siyaset Bilimi, Uluslararası İlişkiler gibi bölümlerde içinde Kürdistan olan Türkiye haritaları kullanılıyor' dedik, dinletemedik. Kimse bu durumun günün birinde önümüze dikileceğine inanmadı

Haberin Devamı

Senelerdir yazdık durduk; 'Avrupa üniversitelerinde Türkiye'nin güneydoğusu 'Kürdistan' olarak okutuluyor. Hem de Siyaset Bilimi, Uluslararası İlişkiler gibi bölümlerde içinde Kürdistan olan Türkiye haritaları kullanılıyor' dedik, dinletemedik. Kimse bu durumun günün birinde önümüze dikileceğine inanmadı.

Daha sonra Brüksel'de yapılan Türkiye'de Kadının Gelişimi' panelinde Kürtleri tek azınlık grupmuş gibi vurgulayan konuşmaları, İstanbul'da yapılan Yeşiller Toplantısındaki benzer anlatımlara bir Çerkez dinleyicinin kalkarak "Türkiye'de benim gibi 7 milyon Çerkez yaşıyor, neden bizim adımız hiç geçmiyor da konuşmalar sadece Kürt ve Kürt hakları çerçevesinde dönüyor" dediğini yazılarımda size aktardım.

Aynı yazılarımdan şu cümleleri tekrar hatırlatayım, (21.10.2004'te yazılmış): "Zira gerçekten de Türkiye'de 26'dan fazla etnik kimlik olmasına rağmen azınlık haklarıyla ilgili konuşmaların merkezi sadece Kürtler. Daha AB için müzakere tarihi verilmeden ve daha AB'nin 'ucu açık bir süreç', 'ne yaparsanız yapın sonunda üyelik garantisi yok', 'üstelik belki de sonsuza kadar Türkler'e Avrupa'da serbest dolaşım yok' gibi şartları tartışılmadan 'Ermeni Soykırımı iddiası' ve 'azınlık hakları çerçevesinde Kürt hakları' neredeyse bütün konuşmaların başlıca konusu (...)"

Yapılan her uluslararası toplantıda, özellikle AB ile ilgili toplantılarda benzer konuşmaları duyuyoruz, önce ya Diyarbakır'dan gelen konuşmacılar (çoğu kez Diyarbakır) veya aydınlarımız tek azınlık Kürt halkmış ve onların hemen her hakkı elinden alınıyormuş gibi konuşmalar yapıyor. Sonra da AB'li parlamenterler sözü onlardan alıyor ve işte buraya kadar getiriyor.

Dilinize hakim olun
Nereye kadar? Avrupa Parlamentosu Başkanı Bay Borell'in "Kürdistan'a gideceğim" lâfına kadar. Hemen ardından, itiraz gelince "dilinin sürçtüğünü, sadece coğrafi bir tanımlama yaptığını" söylüyor. Konu Türkiye olunca ABD Dışişleri Bakanı (üstelik) Powell'ın, Borell'in, hepsinin dili sürçüyor nedense... Powell da Türkiye'den İslâm Cumhuriyeti olarak söz edip "dilim sürçtü" demişti. Ne dilmiş bunlarınki de ama?

Biri bunlara "dili sürçmeden konuşma" dersi vermeli galiba... Biz daha güçlü, daha istikrarlı bir ülke olsaydık dilleri bu kadar kolay sürçebilir miydi?

"Dil"den "coğrafya"ya geçelim, Borell Bey "Coğrafi olarak Türkiye'nin içinde Kürdistan gibi bir bölge olup olmadığı" sorusuna cevap vermemiş. Demek ki bilmiyor(!)

Coğrafya hocasını da biz mi göndersek kendisine acaba? Bayağı AYIP OLUYOR da!

Biz, bu meseleleri kokusu yeni çıkmaya başladığında ele alıp gerçekleri beyinlerine sokamadıkça, dev bir sorun haline gelmeden görmeme, ciddiye almama huyumuzdan vazgeçmedikçe daha çok dil sürçmeleriyle karşılaşacağız, hazır olalım.

Ve asıl ondan sonrasına hazır olalım!

Kadınlar dikkat eder!
Dün, Türkân Sabancı'yla yaptığım röportajın ikinci bölümünde öyle bir fotoğraf çıktı ki 'eyvah' dedim, 'Türkân Hanım şimdi haklı olarak üzülür.' Haklı olarak, çünkü yüzü henüz öyle kırışık filân değil. Tam aksine o kadar güzel, pürüzsüz bir cildi var ki -lâf aramızda- hangi kremi kullandığını sordum.

Tabii üzücü konulardan, üstüne üstlük bir de toplumun ciddi sıkıntılarından söz ederken o sıkıntı yüze de vuruyor. 20 yaşında biri konuşsa onun da yüzü kırışır. Kullanılan fotoğraf da üzüntüsünü yansıttığı için öyle seçilmiş besbelli. Ama ben kadınların, hepimizin bu konulara ne kadar dikkat ettiğini, üzerinde durduğunu bildiğim için aynı gün çekilen bir başka fotoğrafını buraya alıyorum.

Torun sahibi bir hanım olarak mükemmel bir cilt, haksızlık etmeyelim değil mi?

DİĞER YENİ YAZILAR