Bir ay içinde 2. Brüksel seyahati... Pazartesi günü Avrupa Parlamentosu'ndaydım. O meclisin sıralarında oturdum, kulaklığımı taktım, notlarımı aldım ve orada olmanın nasıl bir duygu olduğunu yaşadım.
Nasıl bir duygu?
Hemen söyleyeyim; çok güzel. Medeni ülkeler topluluğunun, dünyanın ikinci önemli gücü haline gelen bir kuruluşun içinde, hatta tam merkezinde olmak, yakında gerçekten "içinde" olacağını yerinde hissetmek güzel ve güven verici.
AP üyesi Emma Bonino ile arkadaşlarının organize ettiği ve Turkcell'in de etkinliklere destek verdiği 'Turkey and the European Union: Reasons for a Historic Choice" (Türkiye ve Avrupa Birliği: Tarihi Bir Seçim İçin Nedenler) isimli konferansa davetli olarak katıldım.
Önce şunu belirtmeliyim ki Turkcell kusursuz bir organizasyon yapmış. Saat gibi işleyen bir sistem, hiç bir aksama yok ve tüm faaliyetler son derece profesyonel genç bir ekip tarafından yürütülüyor. Benim hoşuma giden ve dikkatimi çeken, sözlüklerinde "imkânsız sözcüğünün olmayışı.
"Sorun mu var, anında bir çözümü de vardır" anlayışıyla çalışıyorlar. Bu arada bir de 'Türkiye'yi tanıtma" çalışmaları olduğunu, tanıtım filmleri çekerek dağıttıklarını öğrendim. Bugünlerde dünya televizyonlarında gösterilmekte olan, THY uçağında da bir benzerini izlediğim muhteşem tanıtım filmlerini de onlar mı çekiyorlar bilmiyorum ama Avrupa faaliyetlerini gördükten sonra en iyisini yapacaklarına kuşkum yok.
AB sizin eviniz ama...
Şimdi gelelim AP'deki Türkiye konulu konferansa. Gerçekten de Türkiye'ye verdikleri önemi hissettiren ve bu nedenle bizler için son derece etkileyici olan toplantıda çok sayıda yabancı gazeteci, dinleyici ve siyasetçinin yanında yine çok sayıda Türk vardı.
Emma Bonino'nun Türkiye'nin mutlaka AB'nin içinde olması gerektiğini, bunun için sonuna kadar ellerinden gelen her desteği vereceğini söylediği açılış konuşmasından sonra söz alan hemen hemen her Avrupa Parlamentosu üyesi benzer sözleri tekrarladılar.
Durum böyle olunca kendinizi birdenbire her şey olup bitmiş ve siz de bu ülkelerin arasına girmiş gibi hissediyorsunuz. Ertesi sabahın erken saatlerinde Brüksel'in AB bayrakları dalgalanan yüksek binalarla dolu caddelerinden havaalanına doğru giderken, gözüme ilişen her AB posteri ve bayrağında "Biz de artık buradayız, biz de bu gücün içindeyiz" duygusunu hissettim.
Kendimi o kadar kaptırmışım ki havaalanında AB üyesi ülkelerin pasaport sırasına girdiğimi ancak masadaki görevli söyleyince fark ettim. Ona "Önemli değil, nasıl olsa yakında buradan geçeceğiz, şimdiden geçsem ne olur?" deyince adam gülmeye başladı. Ama damgayı da vurdu.
Anlayacağınız hepinizden önce AB'ye girmiş bulunuyorum arkadaşlar.
4 önemli sorun!
Kendimizi kaptırdık kaptırmasına da arkadan birçok AB parlamenterinin vurguladığı sorunlar geldi yine. Önce dört önemli konu üzerinde İsrarla durdular.
Önce Bonino şöyle dedi: "Burası sizin eviniz, Avrupa sizinle beraber ama... Avrupa kamuoyunun hassas olduğu, itirazla karşılaşan 4 önemli konu var:
1) Kürt meselesi 2) Ermeni Sorunu 3) Kıbrıs 4) İnsan hakları.
Daha sonra diğerlerinin de tekrarladığı konular arasında, gördüğünüz gibi 'Yakında ciddi şekilde önümüze sürülecek' dediğimiz "Ermeni İddiası" da yer alıyor. "Müzakereler en kısa zamanda başlatılsın, AB iyi niyetliyse bunu göstermek ve Türkiye'yi 'aday ülke' yapmak zorunda" diyen, verilebilecek her desteği açıkça veren Avrupalı siyasetçiler bile "Bu sorunları halletmek zorundasınız" diyor.
Yarın devam edeceğim...
Avrupa Parlamentosu Türkiye gibiydi!
Bir ay içinde 2. Brüksel seyahati... Pazartesi günü Avrupa Parlamentosu'ndaydım. O meclisin sıralarında oturdum, kulaklığımı taktım, notlarımı aldım ve orada olmanın nasıl bir duygu olduğunu yaşadım
Haberin Devamı

