Önce Economist, arkasından Newsweek dergileri Başbuğ tutuklamasının ardından “Türk Hükümeti’nin demokrasiden uzaklaştığını, otoriter bir yönetime kaydığını” yazdı ve ikisinde de tutuklamaların sorumluluğunu yargıya yükleyen bir cümle yoktu. Onlardan sonra İngiltere’nin en önemli gazetelerinden The Financial Times; Avrupa Konseyi’nin bu haftaki Türkiye raporunu “Türkiye’den otoriter bir rejim olmaya yönelik rahatsız edici işaretlerin alındığı” şeklinde yorumlayarak Türkiye ile ilgili demokrasi endişelerinden söz etti.
CHP Lideri Kılıçdaroğlu’nun Silivri cezaevi çıkışında yargıyı eleştiren sözleri nedeniyle soruşturma açılmasına da dikkat çekilen makalede “100 gazetecinin cezaevinde olduğu” da vurgulanmıştı ve “Durgunlaşan ekonomiyle otoriter rejim endişelerinin güçlenmesi bir gerginlik reçetesidir” deniyordu. Şimdi bazılarımız istediği kadar “bütün bu olayların doğal olduğunu ve yargının gerekeni yaptığını, herkesin hukuk karşısında eşit olduğunu, itiraz edenlerin statükocu olduğunu” filan tekrarlayıp dursun görünen köy kılavuz istemiyor.
TERÖRİST GENERALLER!
Kılavuza gerek kalmadan olayları değerlendirenler de “görünen köy”ü aynı şekilde görüyor. Sonuçta (her tepki göstereni tutuklasalar veya fezleke yazsalar bile durum değişmez, ülke dışından aynı tepkiler duyuluyor) olan şu ki; gazetecisinden öğrencisine, askerinden siviline, alt rütbeden en üstüne “terörist” suçlamasıyla yapılan tutuklamalar Türkiye’de yargıya güveni ciddi şekilde sarsmıştır, bu kamuoyu yoklamalarında da görülmektedir ve yargının siyasi güçten bağımsız karar verdiğine dünya da inanmamaya başlamıştır.
Bu noktada artık böyle düşünenlerin haksız olduğu da söylenemez.. Genelkurmay eski Başkanı İlker Başbuğ da gayet rahat şekilde “tutuksuz” yargılanabilecekken tutuklanmakla kalmadı, olay bu kadar değil.. Asıl önemli kısmı “terör örgütü lideri” suçlamasıyla tutuklanmasıdır. Nitekim BDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş’a; söylediği “onbaşı” sözüne kızılmasına karşılık “yargı Genelkurmay Başkanı’na, generallere ‘teröristbaşı’ derken ‘onbaşı’ sözünü neden hakaret sayıyorsunuz” cevabını verme fırsatı ve hakkı çıktı, buna nasıl itiraz edilecek?
‘PKK İLE MEHMETÇİK YER Mİ DEĞİŞTİRDİ?’
MHP Genel Başkanı Devlet Bah-çeli de “Başbuğ’un tutuklanması ve Kılıçdaroğlu’na fezleke hazırlanması” konularında sert açıklamalar yaptı. “74 milyon vatandaşımızın huzuru, Türk ordusunun akibeti birkaç savcıya ve hakime terk edilemeyecek kadar önemli ve vazgeçilmezdir” dedi.. “Şayet Genelkurmay Başkanı terör örgütü kurup yönettiyse bu örgüt ve militan kadrosu nerededir? Yoksa gizli gündemlerde kanlı terör örgütü PKK’yla kahraman Mehmetçiğin yer değiştirmesi mi vardır? Eğer İlker Başbuğ terörist ise İmralı’da yatan kimdir ve hangi suçtan dolayı oradadır?” diye sordu.. Bunlara ne cevap verilecek?
Suriye’de vatandaşlara uygulanan şiddete kızma hakkını kendimizde görüyorsak, Türk yargısı da insanların “ölümden beter” haksızlıklara uğramasına son vermek zorundadır. İnsan hakları ihlali dayatmakla, öfkeyle örtülemez, Türkiye bu imajı ve dünya medyasının diline düşmeyi hak etmiyor!
Müneccim başı Nazlı Hanım!
12 Eylül darbesini çok beğenen Nazlı Ilıcak “Üç gazetecinin, Nedim Şener, Ahmet Şık ve Müyesser Yıldız’ın 23 Ocak’taki duruşmada serbest kalacakları, davalarının sonuçlanacağı” konusunda bilgi almış ve bunu açıklamış. Her ne kadar diğer ülkelere de “gazetecilik faaliyetleri nedeniyle değil başka nedenlerle tutuklandıkları” tekrarlanıp duruyorsa da buna inanan pek olmadı, onların ve aynı davadan yargılanan diğer gazetecilerin serbest bırakılması çoktan gerekiyordu, nihayet bu karar çıkacaksa sevindirici bir haberdir.
Ama insan yazarken bile eli titriyor, şimdi bu hanım açıkladı diye serbest kalacaklarsa bile “onun dediği doğru çıkmasın” endişesiyle karar değiştirilebilir, umarız bu haksızlık yapılmaz. Öte yanda “yargıya ait bilgileri deşifre etti, yargıyı etkiledi” diye hakkında iddianame hazırlananlar da oldu. Peki Nazlı Ilıcak yargıya ait bu bilgiyi emin bir kaynaktan nasıl alıyor ve neden açıklıyor, sırf kendisinin konuşması nedeniyle o insanların zarar görebileceğini hiç mi düşünmüyor?
Madem ki müneccimliğe başlamış veya iyi kaynaklar bulmuş, hazır başlamışken Soner Yalçın ve diğerlerinin hangi nedenle bırakılmayacaklarını da açıklasın.. Hakimler tek cümle söylüyor ; “tutukluluklarının devamına karar verilmiştir” .. Hiç değilse belki ondan öğrenilebilir nedeni.
Bir de “Şimdi serbest bırakıldıklarında onlara cezaevinde geçen yılların hesabını kim ve nasıl verecek” onu sorsun. Madem ki ilişkileri bu kadar iyi herhalde yapabilir, değil mi?
Onlar kitap istiyor!
Mektup şöyle başlıyor; “Bizler Güneydoğu’nun ücra bir yerinde Mardin’in Midyat ilçesi Efeler İlköğretim Okulu’nda okuyan bilgiye aç, öğrenmeye susamış öğrencileriz”. Ve devam ediyor; “Okul müdürümüz ve öğretmenlerimizin insanüstü çabalarıyla, verdikleri ödünlerle bilgiyi keşfe çıktık. Ama okulumuzun kütüphanesinde ne bir roman ne bir öykü kitabı var. Romansız, öyküsüz büyüyoruz biz.. Eksiğimiz sadece bu da değil, yardımcı ders kitaplarımız da yok.. Bilgisayarımız da..
Siz büyüklerimizin okuyup bir kenara bıraktığı kitaplarına, kullanmadığı pergeline, cetveline, doğru ya da yanlış işaretlediğiniz test kitaplarınıza hatta fazla silgilerinize bile talibiz.” Son cümle ise şu;
“Eğer bunlar olursa söz, Mardin’de Oxford vardı da okumadık mı demeyeceğiz” .. Sevgili okurlarım, gerçi Türkiye’de hiç kimsenin bir eksiği kalmadığı söyleniyor ama işte onların var, biraz özveri ile bu öğrencileri çok mutlu edebilirsiniz. Lütfen yardımınızı onlardan esirgemeyin!

