Dün Doğu Perinçek’in İsviçre’de verilen para cezasını ödemeyip hapse girmesinin bu haksız “parlamento kararları” açısından daha güçlü bir delil oluşturacağını yazdım. Ve ‘ben olsam kesinlikle para cezasını ödemezdim’ dedim.
Bazı okurlar “Yerinde olmanıza gerek yok, siz de gidip ‘Soykırım yoktur’ diyebilirsiniz” önerisinde bulunmuşlar. Biri “Siz saygın elitler hep öneride bulunur, kendiniz gitmezsiniz” bile demiş.
Bunlar beni iyi tanımayan okurlar... İyi tanıyanlar gerektiğinde bu tür bir eylemi, hukuk çerçevesinde (gerçi İsviçre’deki, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne, ifade özgürlüğüne tümüyle aykırı olduğu için hukuksuzluk çerçevesi sayılsa da) hiç çekinmeden yapacağımı bilirler.
Benim gitmem gerekirse giderim.
Belki Doğu Perinçek’ten sonra sırayla gitmek de iyi fikir olabilir. Örneğin; Türkiye’de düşünce ve ifade özgürlüğünü Türkiye yasalarına karşı cansiperane savunan yazarlar, aydınlar da eyleme katılabilirler. Bu konuda bize ders vermeye kalkan Avrupa ülkelerinin (İsviçre AB’de değil ama nasılsa Fransa, Hollanda gibi ülkeler de aynı yolda) kendilerinin insan haklarına aykırı davrandıkları böylece açığa çıkmış, yeterince duyurulmuş olur.
Hepimizi bir bir atsınlar içeri, bakalım dünya basını susacak mı?
Kısacası; “Sıra sizde Ruhat Hanım” dendiğinde oradayım bilinmiş olsun. (Ama herhalde bunda da ilk benim gitmem beklenmiyordur.)
Öte yanda Avrupa’da; İsviçre ve yakınında yaşayan Türklerin böylesine önemli bir olayda (şahsını beğense de, beğenmese de) haksızlığa uğrayan bir vatandaşlarını yeterince destekleyip desteklemediklerini, daha da doğrusu İsviçre’nin -ilerde diğer ülkeler tarafından benzerinin yapılması beklenen- uygulamasına yeterince tepki gösterip göstermediklerini merak ediyorum.
Türkiye’nin, davanın temyize gideceği süreyi “dünyanın dikkatini bu anti demokratik olaya çekmek için” kullanması gerekiyor.
Bunu içerde ve dışardaki STK’lar ve Dışişleri organize edebilir.
Ermeni diasporası’nın yıllardır yaptığı gösterileri ve faaliyetleri hiç değilse kısa bir süre için yapalım. İsviçre’deki olay bir fırsattır.
Yoksa davayı toptan kaybedeceğiz.
Bahar çiçeklerine sevinemiyoruz
Birkaç gün önce Mayıs havası kadar güneşli ve sıcak bir havada Boğaz’a inen yollardan birinde arabayla ilerlerken iki yanda bütün ağaçların bembeyaz tomurcuklarını açtığını gördüm.
Her zaman bana coşku veren bahar çiçeklerine sevinemedim bu kez... Çok erkendi, çok.
‘Neredeyse hiç kar yağmadı, yağmur yağmadı bu kış’ diye düşündüm. Kimbilir yaz nasıl sıcak geçecek, gelecek kış bu yıl ki kadar serinlik de görmeyeceğiz belki...
Elimdeki gazetelerden birinde “Küresel ısınma belediyelere yaradı” yazıyordu. Kar yağmadığı için karla mücadeleye ayrılan paralar belediyelere kalmış.
Ama sevinecek bir şey yok ortada. Türkiye’nin birçok bölgesinde su sıkıntısı, kuraklık tehlikesi kendini göstermeye başladı bile.
Hayrettin Karaca senelerce uğraştı uyarmak için, kimse umursamadı. Bari şimdi biraz telaşlansalar değil mi?
Değil işte, onlar için varsa yoksa cumhurbaşkanlığı seçimi... Genel seçimler... Oy için kampanyalar.
Marie Antoinette gibi görünüyorlar gözüme, yakında “Su bulamıyorlarsa gazoz içsinler” diyecekler vatandaşa!
Erdoğan CHP kurultayına katılsa...
Her konuyu, her olayı bir tarafa bırakıp “koltuğa” kilitlendik ya, Başbakan Erdoğan cumhurbaşkanlığı seçimiyle ilgili olarak isim vermeden CHP Genel Başkanı Baykal’a yüklenmiş;
“Adayın varsa açıkla, yoksa kendin katıl”!
Belki katılır katılmasına da bu aynen Erdoğan’ın CHP kurultayına katılıp genel başkan adayı olmasına benzemez mi?
Erdoğan’a sadakat yemini etmiş 354 milletvekili ile..?
(Not: Değiştirmedikleri seçim ve Partiler Yasaları ile işte böyle ne kurultay “kurultay” olur, ne de meclis “Meclis”!)

