Hayatını ‘yoksulluğu nedeniyle okuyamayan kızlara eğitim kazandırma’ya ve toplum sağlığı için çalışmaya adayan, kurduğu vakıfla on binlerce kız çocuğa eğitim sağlayan Türkan Saylan yaşamının son günlerinde bildiğiniz gibi büyük haksızlıklara uğramış, en olmayacak çirkin suçlamalarla üzülmüştü. Onun ölümü, böylesine çalışkan ve ‘kendinden çok yaşadığı toplumu düşünen insanlar’ la sık karşılaşmayan Türkiye için büyük kayıptı elbette, ama ben nasıl ki 25 sene TBMM’de bulunmuş olan babacığım için ‘iyi ki kendisinden sonra ülkenin, demokrasinin geldiği durumu görmedi, görseydi bin kez ölürdü’ diye düşünüyorsam onun için de ‘daha uzun yaşasaydı hastalığını filan umursamadan onu da nereden çıktığı, kimlerin türettiği anlaşılmayan iddialarla hiç çekinmeden tutuklayabilir, hayatının son yıllarını cehennem azabı içinde geçirmesine neden olabilirlerdi’ diye düşünüyorum. Ki bu kadar dehşet verici bir haksızlıkta onun gibi bir insan hastalığı da bekleyemez, herhalde yüreğine iniverirdi.
KANITLAYIN ŞU ERGENEKON’U ARTIK!
İnternette Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği ve Türkan Saylan için ‘eğitim düşmanları’ tarafından başlatılıp sürdürülen acımasız kampanya ‘bu yalanlarla kaç kişiyi etkileyebildi’ bilmiyorum. Ama öyle görünüyor ki onun genç beyinleri aydınlatmasının bazılarına verdiği rahatsızlık bunlarla bile yetinecekleri gibi değil.
Dün haberler arasında Ergenekon kapsamında son açılan davalardan birinin “ÇYDD ve ÇEV’e yönelik, her iki sivil toplum kuruluşunun da ‘Ergenekon tarafından kullanıldığı’ davası” olduğu vardı. Örneğin; Çağdaş Eğitim Vakfı’nda bulunan bir takım yazışmalardan söz edilerek “ÇEV’in Jandarma Genel Komutanlığı ile birlikte yürüttüğü ‘Deniz Yıldızı’ projesinde örgüt üyelerine burs verildiği” yazıyordu. Ergenekon dedikleri davada “gerçek”le “düzmece olaylar” o kadar birbirine karıştı, bulduk denilen belge-CD vs’den hangisi gerçek, hangisi yalan anlaşılmaz hale geldi ki ki olayları anlamak çok zor.
ADALET ÜMİDİ VAR MI?
Siyasetin emrine amade hale getirilen HSYK ile duruşmalardan birkaç gün önce “100 bin sayfalık” klasörlerin olduğu davaların hakimlerini son anda değiştirip “özel seçilmiş hakimler” getirdikleri için artık adaletin bir gün nasılsa ortaya çıkaracağından da emin olmak zor. Ama ÇEV için bunlar yazılıp ÇYDD de katılarak bir bu şekilde bir dava açılması sadece bu değerli kurumların karalanması değil, aynı zamanda o dernek ve vakıflara çocuğunu emanet eden ve edecek aileleri etkilemektir ki bundan büyük yanlış az görülür.
Öte yanda; tabii ki artık kimse neyin ne olduğundan emin olamaz ama olayları hiç bilmeyen biri bile “haydi diyelim ki bir eğitim vakfının Jandarmayla birlikte yürüttüğü projeyle darbe arasında bir bağlantı kurmayı başardınız, peki askerle ‘örgüte burs’ arasında nasıl bağlantı kuruyorsunuz, PKK’ya operasyonlar yapan ve bugüne kadar büyük kayıplar veren asker için bundan büyük mantıksızlık olur mu” diye düşünmez mi?
Birkaç gün önce gazete manşetlerinde ÇYDD’den aldığı bursla okuyan ve şimdi de aynı bursla İsveç’te master yapan iki Kardelen ’in haber ve röportajları vardı. “ÇYDD projesi sayesinde hayatımız kurtuldu, rüyamızda göremeyeceğimiz eğitimi aldık” diyorlardı. Ben okuduğumda bu haberlerin Türkan Saylan gibi bir sivil toplum kahramanını karalama cüreti gösterenleri utandıracağını ummuştum.
Ama görülüyor ki “kızların eğitim almasını, toplumun aydınlanmasını önleme” çabası hiç bitmeyecek. Utanmak ise bunları yapanlar yerine acı duyarak izlemek zorunda kalan topluma düşecek. Sonunda bu iddiaların yalan olduğu ortaya çıktığında atılan çirkefleri kim temizleyecek, işte bu sorunun cevabı koca bir karanlık!
Emin Çölaşan’a bir soru!
Yazılarını okuduğum, saygı duyduğum bir yazar, bir meslek büyüğü benim için Emin Çölaşan. Ama benzer bir yazıyı Hürriyet’ten ayrıldıktan sonra yaptığı açıklamalara, diğer yazarların değeri yokmuş gibi “kendileri ayrıldıktan sonra Amiral Gemisi’nin batacağını”, “diğer gazetelerde de kendileri gibi olayları açıkça yazabilenlerin olmadığını” belirten cümlelerine karşılık da yazmıştım. Olay beni çok üzmüştü ama doğrusu bu sözler de yenir yutulur gibi değildi.
Şimdi Sözcü gazetesinde bunu yapmaya devam ediyor, üstelik bizlerin yazdığı gazetelerin adını vererek, zarar vermekten de hiç çekinmeyerek (tam aksine, kendi gazetesinin reklamını yaparken, diğerlerini kasıtlı şekilde kötüleyerek) sık aralıklarla çabasını sürdürüyor. Oysa o gazetelerde de tüm ağır siyasi baskılara rağmen görevini eksiksiz yapan, doğru bildiği çizgiden sapmayan meslektaşları var ve kendisi de bunu biliyor. Hatta bazılarının sırf bu nedenle ciddi haksızlığa uğradığını, buna rağmen meslek ilkelerine, dürüstlüğe bağlılıktan vazgeçmediğini de biliyor.
O zaman “bunu israrla neden yaptığını” sormak hakkımızdır diye düşünüyorum ve açıklamasını bekliyorum. Ya açıklamalı veya vazgeçmeli!

