Bir sözü 40 kere söylersen olurmuş” derler ya, çok doğru olduğunu sık sık yaşayarak gerçekten görüyoruz. En olmayacak şeyleri beyin yıkama yapar gibi tekrarlaya tekrarlaya insanları inandırıyorlar.
Örneğin yıllardır tüm hukukçular, barolar yargı bağımsızlığı için “HSYK’dan Adalet Bakanı ile Müsteşarı’nın çıkarılması şarttır” diye çırpınırken birileri yoğun atışa başlıyor: “Asıl Adalet Bakanı ile Müsteşarın HSYK’da kalması demokratikleşmeyi, bağımsızlığı sağlar”... Bakıyorsunuz kısa süre sonra buna inananların sayısı artmış.
Örneğin tüm hukukçular, yüksek yargı temsilcileri hükümetin “yargı reformu” adı altında yapacağı değişikliklere karşı çıkıyor Hakim ve Savcılar Yüksek Kurulu’na (HSYK) TBMM ile Cumhurbaşkanı’nın üye seçmesinin yanlış olduğunu, bazı Avrupa ülkelerinde parlamentoların yüksek kurula üye seçmesinin Türkiye’ye örnek olamayacağını söylüyorlar. Bunun nedenini de: “Çünkü bu ülkelerde demokratik parlamenter sistemin bütün kurula, kurum ve kuruluşlarıyla benimsenmiş ve uygulanmakta olduğunu... Türkiye’de ise yargı bağımsızlığı, hakim ve savcı teminatı, hukukun üstünlüğü gibi anayasal ilkelerin hâlâ tartışma konusu olduğunu.. Parlamentonun oluşum ve işleyişinde (ısrarla değiştirilmeyen Seçim Yasası ve Partiler Yasası nedeniyle) etkin biçimde söz sahibi olanların siyasi parti genel başkanları olduğunu... Böyle antidemokratik bir tabloda yasama organı (Meclis) tarafından seçilecek kurul üyeleri ile HSYK’nın kesinlikle siyasi gücün etkisi ve baskısına gireceğini” anlatarak açıklıyorlar.
Buna rağmen bakıyorsunuz birileri her gün, her gün, her gün Fransa, İtalya, Almanya, İspanya örnekleriyle beyin yıkama yağlama yapıyor (“yağlama”nın muhatabı başka)... Okuyanlar/dinleyenler, “Kardeşim bu ülkede bazı partiler az oyla daha çok koltuk kapsın diye yüzde 10 barajı bile kaldırılmadı. Demokrasiyi, eşitliği, dürüstlüğü sağlayacak en önemli adım olan dokunulmazlıkların kaldırılması bile sağlanamadı. Lider sultasını kaldıracak seçim/partiler yasaları bile değiştirilmedi. ‘Tüm kurum ve kuruluşlar YÖK’ünden, yargısına, medyasına kadar iktidarın olsun, bunun da adı demokrasi olsun’ anlayışı ile yönetiliyoruz, biz nerede Avrupa ülkeleri nerede” diyemiyorsa bir süre sonra inanmaya başlayanlar çoğalıyor.
2007 yılında bu konuyu gündemine alan Avrupa Konseyi’nden çıkan sonuç şöyle: “Demokrasi kültürü gelişmiş ülkelerde yasama organının yapacağı seçim siyasi etkiyi taşımayacağı için parlamento tarafından az sayıda üye seçmesi kabul edilebilir.” Kısacası Avrupa Konseyi; önemli olan şeyin yargının bağımsızlığını, tarafsızlığını koruması, siyasi etki altına alınmaması olduğunu bildiriyor.
Yargının da RTÜK veya YÖK’ün durumuna gelmemesi için şimdiden bunları iyi anlamak şart. Dönüp dolaşıp “neden İtalya’da var, bizde yok” diyeceğimize okuyup öğrenmek gerekiyor.
Son günlerde 40 kere söyleyerek beyin yıkama “PKK terör örgütünü tüm Kürt vatandaşlarla özdeşleştirerek” yapılıyor. DTP bile hepsini temsil etmezken PKK ‘temsil ediyor’ havası yaratılıyor.
Kamplaştırmanın daha kolay yolu bulunamazdı herhalde!
Bir kez daha gelinlik mi?
Geçen hafta Cuma günü haber verdiler STAR TV’nin yeni yayın dönemi için tanıtım çekimlerini... “Program yapan herkes beyaz giyecek, kadınlar uzun beyaz tuvalet” dedikleri çekim de iki gün sonra Pazartesi öğlen saat 12’de olacaktı üstelik...
Ee, nereden bulunacak uygun bir beyaz uzun kıyafet şıp diye? Yapımcım Tutku “Herkes uzun tuvalet giyiyor Ruhat Hanım, siz de giymelisiniz” deyip duruyor telefonda...
Böyle durumlarda haber programcısı erkeklerin işi kolay beyaz takım elbise giyerler olur biter, peki ben ne yapacağım? Ama Kanal böyle istemiş uyacağız elbette... Haydi düşün taşın, biraz da kaşın çözümü yarat bakalım dedim kendime...
Aklıma “kiralık gelinlik” bulmak geldi ama bilmem ki bu işleri. Atladım arabaya düştüm yollara.
Şişli’de bakındım görünürde bir gelinlik mağazası yok, eskiden burada değiller miydi? Öyle hatırlıyorum ama yok, yok. Neyse ki sonunda şans yardım etti, Osmanbey’de Halaskargazi Caddesi üstünde harika gelinliklerle dolu bir mağaza; Düzey... Tamam işte, budur, girdim dükkâna, anlattım derdimi...
“Siz üzülmeyin Ruhat Hanım, buluruz uygun bir kıyafet” dedi mağaza sorumlusu hanım güler yüzle... Açtı dolapları, çıkardı birbiri ardına, serdi önüme taşlı sırma işli, incili, sade gelinlikleri çeşit çeşit... O kadar fazla model var ki gelin adayları düğün sabahı gelse zorluk çekmez.
Garip bir duyguydu yıllar sonra tekrar gelinlik giymek, akla gelir miydi? Seçmekte zorluk çektim ama önemli bir sorun daha var... Tüm gelinlikleri tabii incecik genç kızlar için 36-38 bedenlerde yapmışlar, beğendiklerimin içine sığ sağabilirsen... 40 bedenim, sık sık 38’i de giyebildiğim oluyor ama bunlar daracık.
Nihayet nispeten uygun bir 38 bulduk, nefes almazsam mesele yok. Kaptığım gibi doğru Maslak’ta “Film Sokağı Stüdyoları”nda Silo Ajans’a... Girdiğimde Pınar Altuğ’la Emre Kınay’ın beyazlar içindeki dizi tanıtım anonsu çekilmekteydi... Ben de hazırlandım, beyazlarımı giydim ve “endişe içinde” bekleşmeye başladım. Devamını yarın anlatacağım size!

