Her ne kadar bizim basın üzerinde durmamayı tercih etse de Avrupa, Amerika ve Arap ülkelerinin medyası 22 Temmuz seçim sonuçlarını verirken eksiksiz olarak Türk hükümetinin “İslâmcı” olduğuna ve bunun gelecekte yaratacağı gelişmelere fazlasıyla vurgu yaptı.
Onların gördüklerini bizim de en azından iyi anlamamız gerekiyor. Bu nedenle dün yazımda hatırlattığım “Teokratik devletler AB’ye üye olamaz” sözüne tekrar dönmek istiyorum.
AB Komisyonu’nun Genişlemeden Sorumlu üyesi Olli Rehn, yazımın ilk paragrafındaki cümleyi Avrupa Parlamentosunda Türkiye ile ilgili bir tartışmanın sonunda söylemişti.
Önce AP’nin sağ kanada mensup milletvekillerinden Belçikalı Frank Vanhecke, AB Komisyonu’nun cevaplamasını isteyerek “Türkiye’deki siyasi gelişmeleri irdeleyen” bir yazılı soru önergesi verdi.
ZOR BİR DURUM
Vanhecke, AB Komisyonu’nun Sivil Özgürlüklerden Sorumlu Üyesi Franco Frattini’nin “Türkiye’nin laik bir devletten teokratik bir ülkeye dönüşmesinin ‘kabul edilmesi zor bir durum’ oluşturduğuna” değindiğini söyleyerek şöyle devam etmişti:
“Nisan ayında Türkiye’de caddelerde toplanan binlerce gösterici, AKP liderlerinden Türkiye’nin laik bir devlet olarak kalmaya devam edeceği konusunda değişik bir açıklama yapılması beklentisi içindeydi. Böyle bir durum gerçekleşmedi ve bu göstericilerin endişeleri için temel sebeptir.”
Demek ki neymiş, bizim medya da milyonlarca kişinin yürüdüğü mitingler, kameralar dışında kimsenin görüp duymadığı birkaç konuşmacı veya öncülük eden dernekler nedeniyle bambaşka bir karaktere sokulurken, Avrupalı parlamenterler dikkatle izler ve doğru yorumlamaya çalışırlarmış.
Belçikalı milletvekili “Hükümet laik devletin kalıcı olacağı konusunda güven vermedi ve bu, göstericilerin endişeleri için temel sebeptir” dedikten sonra çok ilginç cümlelerle devam ediyor:
“AB Komisyonu ‘laik devlet’ terimini nasıl tanımlıyor ve ona göre ‘teokratik devlet’in özellikleri nelerdir?
İkisi arasındaki sınırlar nerede durur?
Frattini ‘Türkiye’nin laik bir devletten teokratik bir ülkeye dönüşmesinin kabul edilmesi zor bir durum’ olduğunu söylerken neyi kastetmiştir?
AB’ye teokratik bir İslâm devletinin girmesi mümkün müdür, değil midir?”
TUTTURMUŞLAR İSLÂMCI DİYE!
İşte Olli Rehn bu sorular üzerine “Teokratik devletler (yani İslâmi rejimle yönetilen, din kurallarının halka devlet tarafından baskıyla uygulatıldığı) AB’ye giremez” demişti.
Dün bazı Arap yazarların yazılarından örnekler verdiğim Radikal’de aynı gün ABD Dış İlişkiler Konseyi Üyesi Steven Cook da “ABD İslâmcıların zaferini alkışlamalı” başlıklı yazısında AKP’den “İslâmcılar, İslâmcı Hükümet” olarak söz ediyor ve şöyle diyordu:
“ABD İslâmcı iktidara değil, belli türdeki İslâmcı gruplara karşı çıkıyor... Washington Türkiye’de İslâmcıların kazanmasından dolayı rahatlamalı. Ortadoğu için örnek oluşturabilecek AKP’nin seçim zaferinden mutluluk duymalı”...
Cook “belli türdeki gruplar” deyimiyle radikal İslâmcıları, “İslâmcı iktidar” ile de (onlara göre) ılımlı İslâmcıları kastediyor.
Ama burada da Vanhecke gibi birinin çıkıp “Dini devlet yönetiminden ayıran sistemi bozduğunuzda ‘ılımlı’nın’ radikal’e dönüşmesini kim ve nasıl garanti edecek” sorusunu Steven Cook gibilere sorması gerekiyor.
Prof. Zafer Üskül “Atatürk milliyetçiliği, devrim ve ilkelerinin” de Anayasa’dan çıkarılmasını istediği konuşmasını seçimden hemen sonra yapmıştı.
Oysa Stanford Üniversitesi’nde bir akademisyen; Dinesh D’souza seçimden önce “Türkiye Atatürk’ü Gömmeye Hazır” başlıklı yazısında “laiklik gömleğinin Türk toplumuna dar geldiğini” söyleyerek şu yorumu yapmış:
“Pazar günkü seçimde Türklerin Atatürk’e ve laikliğe veda etmek için bir şansları olacak... Atatürk’ü rahat bırakırken Türkiye geri kalan İslâm dünyasına bir model yaratabilecek.”
Herkes nasıl da hazır Türkiye’nin yeni modeline görebiliyor musunuz acaba?
Avrupa Birliği “Teokratik Türkiye”yi tartışıyor!
Haberin Devamı

