Avrupa Birliği asıl bunu sorsun!

Devlet Bakanı Güldal Akşit'in Cumartesi akşamı bir TV programında yaptığı töre cinayetleriyle ilgili konuşma büyük tepki yaratmış

Haberin Devamı

Devlet Bakanı Güldal Akşit'in Cumartesi akşamı bir TV programında yaptığı töre cinayetleriyle ilgili konuşma büyük tepki yaratmış. Namus, gelenek öne sürülerek işlenen bu cinayetlerin cezalarla azalmayacağını, zaman içinde eğitimle önlenebileceğini söyleyen ve Prof. Doğan Soyaslan'ın konuşmasını anımsatacak şekilde "Ne yapalım ki töreler var" diyen Bakan'a önce programa katılan diğer konuşmacılardan tepki gelmiş. Devamının bir kısmını ise ben dün akşama kadar arkası kesilmeyen telefonlarda dinledim.

Güldal Akşit'in "eğitimle olur" sözlerine hak veririm ama "eğitim" dediğinizde o çözüm sınırsız bir zamana yayılmış demektir. Oysa eğitimden önce devlet bu ciddi soruna "cezai ve sosyal" çözümleri acilen bulmak zorundadır. Yani cezalar ve kadınları kurtaracak yaşam destekleri... Sayın Akşit de bunun farkındadır sanıyorum.

İllerde, özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da yerine giderek araştırma yapıyor mu acaba? Örneğin; kendisi de kimsesiz kızlar için vakıf kurmuş olan İmren Aykut'un şu anda (bence gerçekten maalesef) Meclis'te olmamasına rağmen Doğu'ya giderek kadın ve aile sorunlarını araştırdığını biliyorum. Tecavüz ve ensest olaylarının tahminlerin çok üstünde olduğunu, özellikle ensestin dehşet boyutlarını ve annelerin bilerek buna sustuğunu ondan duymuştum.

Acaba Bakanlık bu konuda araştırma ve önleme çalışmaları yaptı mı veya yapıyor mu?

İkinci soru; tecavüz, töre cinayeti, ensest gibi insanlık dışı saldınlarla karşılaşan çocuk, genç kız ve kadınların başvurabileceği kaç tane sığınma evi var? Türkiye'nin 35 milyon civarındaki kadın nüfusuna karşılık kaç tane? Avrupa ülkelerindeki nüfus-sığınma evi oranlarıyla karşılaştırınca durum nedir?

Devlet sıkı şekilde güvenliğini sağladığı evlerle ve bunları TV'lerden duyurarak kadın vatandaşlarını neden korumuyor?

Sayın Bakan bu soruların cevabını mutlaka herkesin duyacağı şekilde açıklamalıdır.

Böylece Avrupa Birliği de son rakamlarımızı öğrenmiş olur.

Bu ihmali de raporlarına almak isterler belki kim bilir...

Sinema filmi gibi dizi!
Daha okulunu bitirmemiş bir genç yönetmen... Henüz üniversitede "Sanat danışmanlığı" bölümünde okuyor ama TV dizilerinin, sinema filmlerinin setlerinde büyüdüğü için sinemacılık kanına işlemiş.

Cumartesi akşamı TGRT'de gösterime giren ve ilk gecesinde büyük ilgi gören "Bırak kendini gitsin" dizisinin iki bölümünü geçen hafta gala gecesinde izledim. Başlar başlamaz da ilk "istasyon sahnesi"nde yönetmenin ustalığı dikkatimi çekti, daha sonra izledikçe takdirim giderek arttı. Açıkçası bu kadarını beklemiyordum. Sanıyorum izleyen herkes aynı şeyi düşündü.

Ben Çağan Irmak'ın Asmalı Konak dizisindeki çekimlerine bayılmıştım; yerden çekimler, çapraz açılar, ışığın, renklerin kullanımı, her şey mükemmeldi. Burada da aynen o hava, o etki var. Önce Umut Kırca'yı bu başarısından dolayı kutlamak lâzım.

Levent Kırca, oğlunun yönettiği, hikâyesi kendine ait olan diziyle aylar süren özlemi bitiriyor ve Türk toplumunda, özellikle gençlerde sıkıntı, bunalım yaratan kuşak farklılıklarını, ailelerin içindeki yabancılaşmaları, sınıf farklılıklarını çarpıcı biçimde sergiliyor.

Tekin Duman, Seyfi Şahin ve Levent Kırca tarafından yazılan senaryonun konusu; yakında emekli olacak bir tren makinisti, ailesi ve çevresindekilerin hayatı... Uşak'tan İstanbul'a gidip orkestra şefi olan bir erkek çocuk, ailenin şöhret olmak isteyen ve sonunda manken olan kızı, bunlarla başa çıkmaya çalışan anne... Bankaya yatırılan ve BDDK bankaya el koyunca kaybolan emeklilik.

Kısacası Türk ailelerinin her gün yaşadığı sorun ve çelişkiler.

Oya Başar başrolünü oynadığı "7 Kocalı Hürmüz" nedeniyle ilk bölümlerde yok, ilerleyen bölümlerde onun da katılacağını anlattı davetlilere ve kameralara Kırca. Fatma Murat, Ebru Kural, Perihan Savaş, Şehir Tiyatroları'ndan Mustafa Aslan, Nilgün Kasapbaşoğlu, Atacan Arseven, Ali Aslanoğlu gibi başarılı sanatçılardan oluşan ekiple istenen sonuca ulaşılmış. İlk bölümde bağlantıları kurmakta, konuya girmekte biraz zorlanabilirsiniz. Ama aynı zorluk birçok yabancı film ve dizide de vardır. İkinci bölümde taşlar yerine oturuyor.

Bence TV izleyicileri çok beğenecekleri, sinema filmi gibi yepyeni bir diziye kavuştular. Kahkaha, gözyaşı, gerçek hayat hikâyeleri ne ararsan var.

Kolay kolay film ve dizi beğenmem ama Kendini Bırak Gitsin'i sevdim. Umarım ilk bölümde topladığı beğeniyi sürdürmeyi başarır!

DİĞER YENİ YAZILAR