Dün çok önemli bir gündü. Avrupa Anayasası Romanya ve Bulgaristan'la birlikte Türkiye'nin de "aday ülke" olarak imzalamasıyla kabul edildi. Her ne kadar Chirac ve Schröder'in bir yandan bize yeşil ışık yakıp bir yandan da bu tavırlarına toplumlarından gelecek tepkilerden korktuklarını belirten sözlerini çoğumuz "yeterince inandırıcı" bulmuyorsak da, her ne kadar bir kısmımız biz girene kadar AB'nin bile devam etmeyeceğine inanıyorsak da önemli.
Türkiye, isteseler de istemeseler de Avrupa'nın geleceğini belirleyecek Anayasa'yı imzalayarak, onun içinde yer aldığını gösteren bir adım daha attı. Hayırlı olsun!
Ama, ne imzalarsak imzalayalım bu arada biz aynı Avrupa'ya, önümüze süreceğinin işaretlerini verdiği önemli birkaç konudan biri olan 'Ermeni Soykırım İddiası'ndaki yalanları kendi kaynaklarından ve arşivlerden alınan bilgilerle aktarmak zorundayız. Kültür ve Dışişleri Bakanlıklan'na hatırlatmaya devam edelim.
"İttihat ve Terakki'nin ihanet derecesindeki bir başka gafleti de Ermeni 'Taşnakzudyun' komitasının yöneticileri ile Talât, Cemal ve Bahattin Şakir Bey'lerin yaptıkları görüşmelerdir. Sonuçta varılan karar aynen şöyledir:
'Taşnak Cemiyeti'nin kendi ihtilal teşkilatını ülke içerisinde devamlı hale getirmesi ve şimdiye kadar gizli olan bu teşkilatın bundan sonra aşikar bir siyasi cemiyet haline gelmesi, üyelerinin açıkça çalışmalarına devam etmeleri karan ile sonuçlanmıştır (İsmail Hami Danişment). Buna mukabil, Cemal Paşa bu siyasi gafleti hatta faciayı ifşa ettikten sonra hatıratının 247. sayfasında 'Bu teklifi kabul etmekten başka çaremiz yoktu' demektedir(...)
Cemal Paşa'nın hatıratından anlaşıldığına göre Sultan Hamid zamanında silah ithali yasak olduğu halde Meşrutiyet'te bu yasak kaldırılmış olduğu için Muşeg (Ermeni piskoposu) Avrupa'dan getirttiği silah ve bombalarla Ermeni gençlerini her türlü silaha sahip bir ordu haline getirmiştir. Ermeniler Adana katliamına hazırlanırken İttihat Terakki yöneticileri 'Unsurların birliği-İttihad-ı Anasır' nutuklan söylüyordu. Bazı Türk aileler durumu tespit edince göçe mecbur oldular. Ermeni ihtilalcileri Türk mahallelerine saldırdılar. Kadın, çocuk, ihtiyar, hasta ayırımı yapmaksızın kan döktüler(...) Avrupa, basına olayı tamamen Türkler'in aleyhinde verince İttihatçılar bunlara hoş görünme telâşına düştüler."
(Devam edecek...)
Erkekler de ağlar!
Ogün Ankara'da Kocatepe Camii'nin avlusunda muazzam bir kalabalık vardı. Ve o kalabalığın içinde saçlarına ak düşmüş, uzun boylu yalnız bir adam... Onu teselli için gelen yüzlerce kişinin içinde acısıyla yapayalnız.
"Ağlıyor" dedi bir kadın... Yanındaki hayretle adama baktı. Evet, bu güçlü, dürüst, iyi yürekli, 50 yıllık siyasetçi ağlıyordu.
Bu toplumda "erkekler ağlamaz''dı ama o ağlıyordu işte. Bunu anlayabilmek için adamı ve kaybettiği kadını yakından tanımak, gerçek sevginin, bağlılığın anlamını bilmek gerekiyordu.
İsmet ve Saadet Sezgin'i neredeyse çocukluğumdan beri tanıyorum. Kızları Seynan Levent'le yakın arkadaş olduğumuz 13-14 yaşlarından bu yana... Karşılıklı sevgiye, saygıya, güvene dayalı sağlam bir evlilikleri vardı. Koca bir ömrü birlikte geçirmişler, siyasetin en zor olduğu dönemlerde birbirlerine destek olmuşlardı. Onlarınki gibi evliliklerde eş; ana, baba, kardeş, arkadaş, sevgili her şey demekti. Ve işte İsmet Bey, herkesin "İsmet abi"si, benim (ve belki sadece bir iki kişinin) "İsmet amca'm bunların hepsini birden kaybetmişti. Daha henüz hastalık fikrine alışamadan elinden uçup gitmişti sevgili Saadet'i...
Bu zor gününde onun ve can arkadaşımın yanında olmak benim için kutsal ama zor bir görevdi. Çok sevgili bir insanın kaybının, derin üzüntüsünü sevgili dostların yanıbaşında izlemek, o acıyı paylaşmak gerçekten zor. Arkasından bu kadar gözyaşı dökülen bir insan olmak kadar zor. Saadet Hanım, tanıyan herkes için iyi bir insan, iyi bir eş ve anneydi.
Böyle bir hayat yaşadığı ve o yaşam boyunca çevresine mutluluk sunabildiği için ne mutlu ona. Keşke hepimiz bunu başarabilsek... Yeri cennet olsun!
Avrupa Anayasası hayırlı olsun ama...
Dün çok önemli bir gündü. Avrupa Anayasası Romanya ve Bulgaristan'la birlikte Türkiye'nin de "aday ülke" olarak imzalamasıyla kabul edildi. Her ne kadar Chirac ve Schröder'in bir yandan bize yeşil ışık yakıp bir yandan da bu tavırlarına toplumlarından gelecek tepkilerden korktuklarını belirten sözlerini çoğumuz "yeterince inandırıcı" bulmuyorsak da, her ne kadar bir kısmımız biz girene kadar AB'nin bile devam etmeyeceğine inanıyorsak da önemli
Haberin Devamı

