Atatürk'ü gören işçi!

Çanakkale zaferi, şehitlerimiz ve Atatürk... Bu konuda birkaç gündür gelen 'mail'lerin çoğu 18 Mart nedeniyle yazılan yazılarda, yapılan konuşmalarda ve gösterilen belgesellerde Atatürk'ün yeterince anılmadığından duyulan üzüntüyü dile getiriyor

Haberin Devamı

Çanakkale zaferi, şehitlerimiz ve Atatürk... Bu konuda birkaç gündür gelen 'mail'lerin çoğu 18 Mart nedeniyle yazılan yazılarda, yapılan konuşmalarda ve gösterilen belgesellerde Atatürk'ün yeterince anılmadığından duyulan üzüntüyü dile getiriyor.

Sadece 2 tanesinden kısa alıntılar yapacağım... Birincisi 78 yaşında, Orhan adında bir emekli işçiden geliyor (soyadlarını vermiyorum.)

"Ruhat hanım kızım,

Ben 78 yaşında, büyük Atatürk'ü bu gözleriyle görmüş emekli bir işçiyim. Bu yaşıma kadar Atatürk sevgisiyle yaşadım, 3 erkek çocuğumun 2'sini asker, birini sivil olarak bu sevgi ile yetiştirdim" dedikten sonra 18 Mart Cuma günü namaza gittiğini, hocanın; konusu Çanakkale olan bir hutbe okuduğunu, 15-20 dk. süren hutbede Mehmet Akif'in şiirinden pasajlar okumasına, şehitlere rahmet göndermesine rağmen Atatürk'ten ve onun silah arkadaşı gazilerden bir kez bile söz etmediğini anlatmış.

"O şehitler Çanakkale'de kendi başlarına mı savaştılar, başsız gövde ne yapabilirdi ki?" sorusundan sonra da Maltepe'deki caminin hocasını bu nedenle kınıyor.

İkinci mektup Banu ismindeki lise öğrencisi okurumuzdan... O da;

"Ben Atatürk ilkelerine bağlı bir Türk genciyim. Bugün Çanakkale şehitlerini anma günü dolayısıyla okuduğum lisede bize Kınalı Kuzu adlı bir belgesel izlettirildi. Çanakkale Destanı'nın önemli bir parçası olan gencecik şehitlerimizi konu alıyordu" diye başladığı mektupta "Türk ve İngiliz komutanlarının sözlerinin yer aldığı ve savaşın bir mucizeyle kazanıldığı hissini veren, hurafelerin bulunduğu" belgeselde Atatürk'ün adının geçmediğini üzüntüyle bildirerek bu önemli zaferin bile gençlere yanlış aktarıldığından yakınıyor.

Görüldüğü gibi yaş 78 veya 18 hiç fark etmiyor. Birilerinin Atatürk'ü unutturmaya çalışması, genciyle yaşlısıyla bu ülkenin vatandaşlarını üzüyor.

Çok haklılar tabiî, İngilizinden, Fransızına, Yunanlısına, savaştığı düşman generallerinin, mareşallerinin "önünde saygıyla eğildiği" bir kahraman, bir lider asla unutulmamalı. Unutulamaz.

Unutanlar, dünyanın ona gösterdiği saygıyı görmek, onlarca yabancının ağzından Atatürk'ü öğrenmek için ünlü tarihçi Cemal Kutay'ın "Ne Buldu, Ne Bıraktı" isimli şahane kitabını bir incelesinler.

"Daha farklı bir göz" isteyenlere İngiliz Tarihçi Andrew Mango'nun kalın "Atatürk" kitabını da önerebilirim.

Bir daha hiç unutmamak üzere hatırlamaları için...

Futbolcular "şiddete karşı" kampanyada!
Geçen hafta Perşembe akşamı Çırağan Otel'de; Birleşmiş Milletler ve AB temsilcileri ile iş dünyası yöneticilerinin olduğu bir yemekteydim.

17-18 Mart'ta İstanbul'da, Lütfi Kırdar'da yapılan "1. İş Dünyası ve Sürdürülebilir Kalkınma Kongresi'nden sonra verilen yemekte Türkiye'nin ekonomi ve kalkınma sorunları yanında diğer sorunlar da fazlasıyla konuşuldu.

O akşam yine, Amerikalı ve Avrupalı temsilcilerle konuşurken, çoğu kez olduğu gibi, onları etkilemenin, gerçekleri anlattığınızda "tarafsız düşünmelerini sağlamanın veya tarafımıza çekmenin" hiç de zor olmadığını ama bizim ne yazık ki bunu hâlâ yapamadığımızı fark ettim. Yemekte yanımda oturan Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu Türkiye Temsilcisi ve Ermenistan ile Azerbeycan'ın Ülke Direktörü Anne Birgitte Albrectsen, çeşitli konulardaki sohbetimiz sırasında birkaç kez Türkiye'nin "tanıtım eksikliği yüzünden savaşı sürekli kaybettiğini" "AB müzakerelerinde başarı kazanılması ve diğer konularda her ülkedeki her büyükelçiliğin çok kuvvetli PR. yapması gerektiğini" ve "Avrupalıların kafasındaki Türkiye imajının karmakarışık olduğunu" vurguladı.

"Neden bütün hükümetleriniz aynı hatayı sürdürüyor" sorusundan sonra "çok açık diyaloglarla, arü ve eksileriyle Türkiye'yi anlatmamız gerektiğini" söylerken "sadece imaj" konusunda bile kendimizi onların yerine koymamızın önemini hatırlattı.

"Bir yanda modern, çağın hızını yakalamış dinamik bir toplum, bir yanda çarşaflı, kocasının 20 adım gerisinde yürüyen kadınlar, töre cinayetlerini bile önleyememiş bir Türkiye..." derken Avrupa'nın AB üyeliğimize neden bu kadar kuşkuyla yaklaştığını ve uzun süre verdiğini anlatmaya çalışıyordu. Ve hiç de haksız değildi.

Anne Birgitte Albrectsen aynı akşam Türkiye'de kadına karşı şiddetin önlenebilmesi için BM'in sevilen Türk futbolcularıyla hazırladığı kampanya hakkında bir konuşma da yaptı.

Sinema ve televizyonlarda gösterilecek olan reklâm filminde popüler futbolcular kadına şiddet kullanmanın ne kadar çağ dışı ve kabul edilemeyecek bir davranış olduğunu anlatacaklarmış.

1 Nisan'da yürürlüğe girecek olan ve şiddete ağır cezalar getiren yeni ceza kanunlarının yanında böyle kampanyalar da çok yararlı olabilir.

Birleşmiş Milletler elinden geleni yapıyor, temsilcileri içtenlikle eksiklerimizi, hatalarımızı anlatıyorlar. Bütün bunları görüp duydukça merak ediyorum; acaba bizim Dışişleri Bakanı'mız, ne zaman "içişleri" nden uzaklaşarak söz edilen eksikleri düzeltmeye çalışacak?

Avrupa'daki yüzlerce memur nasıl çalıştırılacak?

DİĞER YENİ YAZILAR