Tarcan Ülük isimli bir avukat, kısa adı “ER Parti” olan Ergenekon Partisi’ni kurmak için harekete geçtiklerini açıklamış.
Düzenlediği basın toplantısında “Ergenekon ‘Ne Mutlu Türk’üm’ diyen herkesin övünç duyduğu değerler manzumesinin simge adıdır” dedikten sonra “bu partinin manevi liderinin Mustafa Kemal Atatürk olarak kabul edildiğini” söylemiş.
Nasıl yani, Atatürk’e sordular da(!) kabul mü etti lider olmayı?
Ergenekon ismini “terörle, darbeyle, çeteyle” özdeşleştirilen bir operasyona kim verdi, ya da bir darbe hayali ve girişimi olanlar gerçekten varsa bu girişimi kim böyle adlandırdı bilmiyoruz (ısrarla ETÖ diyenler ise belli).
Ama ne olursa olsun “yasa dışı bir hareket” olduğu iddia edilen bu hareket ve operasyon için kullanılan isimle kurulacak bir partinin “manevi liderinin Atatürk olduğunu” söylemek de ciddi bir yanlıştır ve yapılmaması gerekir.
Aynen “Mustafa” filmi gibi, onu olduğundan farklı gösteren, bambaşka bir karakter havası veren bir filme hayatta olmadığı için itiraz edememesi ve bundan yararlanılmasına benzer şekilde bu olayda da Atatürk adı istismar edilmektedir.
Böyle bir hakka kimsenin sahip olamaması gerekir. Bunu neden ve nasıl yaptıklarını anlamak mümkün değil!
Nefes!
Güneydoğu’da bir sınır karakolunda askerliğini yapanların yaşantısını anlatan ve şu anda gösterimde olan “Nefes-Vatan Sağolsun” isimli sinema filmini izledim geçen Cuma akşamı... Pazar günü yayınlanacak olan TV programım Her Açıdan’da kısa bir bölümünü vermek istediğim, aynı zamanda merak ettiğim için özellikle Nefes’i seçmiştim ama biraz hayal kırıklığına uğradığımı itiraf etmeliyim.
Evet oradaki askerlerin duyguları ve yaşadıkları, karakolun dekoru ve çevresi gerçeğe yakın şekilde yansıtılmış ama darmadağınık bir kurgu ve bir öykünün olmayışı filmin etkileyiciliğini büyük ölçüde azaltmış.
Sadece dün Her Açıdan’a çıkan Komando Tim Komutanı Abdullah Ağar’ın kitapları, Fikret Bila’nın ‘Komutanlar Cephesi’ kitabı veya o komutanlardan (Osman Özbek gibi) bazılarının yazdığı kitaplar incelense bundan daha iyi bir senaryo ve kurgu olabilir, film tekrarlardan, fazla ağır ve sıkıcı havasından kurtulabilirdi.
Emrindeki askerlere neredeyse teröristlere yaptığı muameleyi yapan, onları hayatından bezdiren nefretlik komutan örneği de herhalde çocuklarını askere gönderen analar/babalar tarafından oldukça rahatsız edici bulunacaktır. Öykü olmayınca “neredeyse belgesel” havasına giren filmde karakterin bu kadar bozuk olması gerekli miydi tartışılır.
Bununla birlikte, “terörle mücadelenin nasıl insanüstü bir gayretle” yapıldığını detaylarıyla görmemiz, memlekette bu kadar israf varken o karakolların neden kusursuz hale getirilmediğini sorgulamamız, karakollara yapılan terör saldırılarındaki caniliği anlayabilmemiz açısından bakılınca izlenmesi gerekli bir film diye düşünüyorum.
Umarım çok daha iyileri de yapılır.
Müthiş tesadüfler!
Artık Türkiye’de ‘herşey olabildiği’ için yakın geçmişte ordunun içinde, dışında darbe heveslisi kişi ya da grup olmuş mudur, hala olanlar var mıdır bilemeyiz, varsa ortaya çıkmasını elbette demokrasiye inanan herkes ister. Ama zamanla iyice yılan hikayesine dönen Ergenekon davasında ‘yeni ve sarsıcı gelişmeler’in nedense hep siyasi olaylar çıkmaza girdiğinde, bir olay etrafında toplumun tepkisi yükseldiğinde, Deniz Feneri ortaya çıktığında ya da siyasetçilerin/ailelerinin serveti tartışıldığında olup bitmesi ve sonra tekrar sessizliğe gömülmesi artık iyice dikkat çekici olmaya başladı.
Bu ne tesadüf ki ‘belgenin aslı, Adli Tıp’ın imza kararı’ yine tam açılımda çıkmaza girildiği, toplum tepkisi yükseldiği sırada, tam o gün haber oldu. Belge o gün mü bulundu, Adli Tıp imzayı o gün mü anladı, yoksa zamanlamamı ayarlandı? Bu şüphelerin, soru işaretlerinin tartışılması gerekiyor.

