Haber 8-14 Mart tarihli NOKTA dergisinde kapaktan verilmişti: “28 Şubat’tan 10 yıl sonra Genelkurmay’dan yeni andıç... İki tür gazeteci vardır: TSK karşıtları, TSK yandaşları!”
Andıçta haklarında olumsuz görüş bildirilen ve “Askerin siyasete müdahalesine ve askerî harekâtlara karşı oldukları bilinmektedir. Askeri müdahaleleri eleştiren köşe yazıları yazdıkları bilinmektedir” denilen yazarlar arasında benim ismim de vardı. Ama doğrusu bu beni hiç mi hiç rahatsız etmemişti. Rahatsız eden nokta ancak “TSK karşıtları” genellemesi içinde yer almak olabilir. Çünkü bir gazetecinin veya herhangi bir vatandaşın kendi ordusuna karşı olması mantık dışı bir durumdur ve ben de kesinlikle bu grup içinde değilim.
“Askerin siyasete müdahalesi” sadece görüş açıklamak düzeyinde ise buna da karşı değilim ama rejimi kesintiye uğratacak müdahalelere elbette demokrasiye inanan her aklı başında insan gibi karşıyım... Eh, yazılarımı okuyanlar, konuşmalarımı dinleyenler benim görüşlerimi iyi bildiğine, ben de kendimden emin olduğuma göre endişeye ne gerek var?
Genelkurmay’ın “andıç” konusu, “Akredite basın ve yayın organları değerlendirmesi” gazete ve TV’lerde günlerce önemli haberler arasında verildi. Arkadan yine NOKTA’da yayımlanan ve 2003-2005 yıllarında Deniz Kuvvetleri Komutanı olan “Oramiral Özden Örnek’e ait olduğu iddia edilen günlük” tartışması çıktı ortaya...
Özden Örnek bu haberi “Verilen bilgilerin pek çoğu komutanlığım döneminde bazı internet siteleri ile dergilerde dedikodu şeklinde çıkan haberler. Benim hiçbir zaman günlüğüm olmadı” sözleriyle yalanladı ama “Türkiye’nin 2004’te iki darbe ihtimali atlatmış olduğu” haberi bu yalanlamaya rağmen hâlâ tartışılıyor.
İLGİNÇ ZAMANLAMA!
Bütün bu son gelişmelerle ilgili olarak kiminle konuşsam orduya yönelik bu tür haberlerin “yıpratma” amacı taşıdığına inandığını söylüyor. Gerçekten de son haftalarda ordunun bu tür haberlerle sık sık gündeme getirilmesi, olayın zamanlaması (cumhurbaşkanlığı seçiminin öncesinde ortaya çıkarılması) dikkat çekmeyecek gibi değil.
İnsan düşününce bir kuvvet komutanının, bir oramiralin 18’lik genç kızlar gibi her olayı satır satır ve şifresiz olarak tüm detaylarıyla yazmasını hiç de akla yakın bulmuyor. Yani birilerinin, kuvvet komutanları veya Genelkurmay Başkanı’nın yaptığı konuşma veya basın açıklamalarından esinlenerek aradaki bilgileri senaryo şeklinde kafadan yazmış olması çok mümkün.
Nitekim “Önce basını ele geçirmek” sonra “rektörlerle temas edip öğrencileri sokağa dökmek, sokaklara afiş astırmak” gibi ifadeler son derece acemice... Basını “tek kişiyle görüşerek ele geçireceklerine” inandıkları iddiası son derece komik. Ve ayrıca hepsi fazlasıyla “açık”, fazlasıyla “düz mantık”.
Şimdi “andıç”ın 12 Ekim’de çalındığı, ABD üzerinden servis yapıldığı ve seçim öncesine kadar saklandığı anlaşılmış. Ordu Türkiye’nin en güvenilen kurumu... Onu yıpratmanın kimlerin işine yarayacağı da belli; Türkiye üzerinde irticai faaliyet yürütmek isteyen ve bunu kolaylaştırmak için kurumları ele geçirmeye çalışan güçlerden başlayıp bölücü faaliyet yürütenlere kadar gider liste...
Ülkesini seven vatandaşlara ise dikkatli olmak kalır... Gözünü açmak ve her duyduğuna inanmamak!
Pazar’a aynı konudayız!
Bu hafta “Her Açıdan” da yukarıda yazdığım konuyu uzmanlarla ve siyasetçilerle tartışacağız.
Cumhurbaşkanlığı öncesinde medyada sık sık yer alan TSK haberleri kasıtlı olarak mı gündeme getiriliyor? Asıl amaç orduyu yıpratmak mı? Olaylar; bir yanda irtica ve bölünme, diğer yanda darbe endişelerinin yaşandığı noktaya nasıl taşındı, bu durumdan nasıl çıkılabilir?
Pazar günü 11.50’de STAR TV’de... Bekliyorum.

