Neler neler yazmıyor ki o gelen mektuplarda... Hepsini dikkatle okuyor, harmanlıyor ve kendi duygularım, yorumlarımla birlikte yansıtıyorum.
Hafta sonunda “Kuzey Irak’tan çekilme” kararına tepkiler ve “askerlik” ile ilgili olanlar ağırlıktaydı.
Askerlik konusundaki duyguları siyasetçilerin ve ordunun duyması gerektiğine inanıyorum. “Vicdani red” konusunda yazdıklarımdan sonra birçok kişinin aynı görüşte buluştuğunu fark ettim:
“Evet, bu ülkenin nasıl kazanıldığını ve nasıl korunması gerektiğini biliyoruz ama” diyor insanlar, “ama bazı ana kuzuları koşa koşa askere gider, düğün dernekle ve ailelerinin göz yaşlarıyla uğurlanırken arkası sağlam olanlar ve siyasetçi çocukları ya kaçıyor ya da pek kolay askerlik yapıyorlar. İnsanın gücüne giden bu!”
Örneğin Ankara’dan yazan Tuncer Özkan “Bir oğlum askere gitti, döndü. Diğeri kısmetse bir iki seneye kadar gider. Oysa futbolcusu, basketbolcusu gitmiyor, arkası kalın olanlar tereyağından kıl çeker gibi askerlik yapıyor. Bu haksızlık değil mi” diye soruyor.
Eh, ne diyeceksiniz? Yerden göğe kadar haklılar. Bazı siyasetçilerin çocukları veya kendileri ustaca vatan görevinden sıyrılırken, sahte raporlar uydurulurken onların susması mümkün değil.
Ve bu da haksızlığın en büyüğüdür. O ana-babalar evlatlarını askere uğurlarken bir daha görüp göremeyeceklerini bilmeden gönderiyor, bazen tek yavrularını çatışmalarda yitiriyor ama yine de “vatan sağolsun, ağlamayacağım. Şehidimle gurur duyuyorum” diyecek yiğitliği, vatan sevgisini gösteriyorlar.
Biz de o “evlatları kadar yürekli” analarla, babalarla gurur duyuyoruz ama devlet de bu büyük haksızlığı ortadan kaldırmak, güçlü olanın veya ayrıcalık tanınan mesleklerin askerden kaçmasını önlemek zorundadır.
Önlemediği takdirde kısa süre sonra bu yöndeki tepkilerin artacağına kesin gözüyle bakılabilir.
Hiç kimse anlatılan hikâyeleri veya üstü örtülen, unutturulan kaçışları yutmuyor. Kul hakkından korkanlar bu en büyük kul hakkını iyi düşünmek zorundalar.
Yedi suyla yıkanmış Furkan!
Bingöl’ün Yedisu ilçesinde bir ilköğretim okulunun öğrencileri (Kuzey Irak harekatı sürerken) topladıkları harçlıkları askerlerimize katkı olsun diye ilçe kaymakamına teslim etmişler. Ve bu haber TV’lerde gösterilmiş.
İşte şimdi ağlamaya başladım yine, durduramıyorum... Bu öğrencilerden biri olan Furkan “harçlığı olmadığı için” Mehmetçiğe gönderilmek üzere annesinin ördüğü bir çift çorabı gazete kağıdına sararak vermiş. Çorabı uzatırken de birkaç cümleyle “parasının olmadığını, ancak bir çift çorap verebileceğini” Kaymakam’a anlatmış.
Bu haberi bana yazan İskenderun’dan Doğan Süslü isimli okurumuz o kadar duygulu cümleler kurmuş ki Furkan ve ailesiyle birlikte onu da kutlamak istiyorum.
“Yedisu ilçesinden yedi suyla yıkanmış Furkan’ı alnından öpüp kutlamak gerek. Sadece onu mu, onu yetiştiren anne babayı da... İşte gerçek vatan sevgisi, gerçek duyarlılık budur...
Harçlığı, cebinde parası olmayan Furkan’ın bir çift yün çorabı belki bir askerimizin ayağını ısıtmamıştır ama 70 milyon insanımızın yüreğini ısıtıp, gözlerini yaşartmıştır. O analar askerlerimiz için yün çorap ördükçe bölücüler ve onların yandaşları hiç başarıya ulaşabilir mi” diyor ve bir de öneride bulunuyor.
ÖDÜLLENDİRİLMELİ!
Genelkurmay Başkanlığı veya bir başka kurumun onu Ankara’da ağırlayıp, duyarlılığı için teşekkür etmesi, sonra da yazın askeri bir dinlenme kampında güzel bir tatille ödüllendirmesi...
Aslına bakarsanız ta Bingöl’den, ailelerinin kısıtlı bütçeleriyle, üç kuruş harçlıklarıyla böyle bir yardımı düşünen tüm öğrenciler ve aileleri, sınıf öğretmeni de dahil ödüllendirilebilir.
Çocuklara hediyeler gönderilip, hiç görmedikleri deniz kenarında tatil imkanı verilebilir.
Bunca israfın yapıldığı, trilyonların ziyan edildiği, Başbakan’ın istediği anlarda öğrencileri anında telefonla aradığı bir ülkede böyle öğrencileri aramak, ödüllendirmek hiç de zor değildir.
Yeter ki istesinler.
Furkan ve arkadaşları bunu hak ediyor.

