Sonunda Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin de çıkıp resmen “soygun yapmış bir kuruluşu” korudu... Şahin, Bakanlar Kurulu kararıyla “kamu yararına çalışan kuruluş” haline getirilen ve özel haklarla donatılan Deniz Feneri Derneği’nin denetlendiğini, alınan yardımların, banka hesaplarının incelendiğini açıklarken hükümetle ilişkisi nedeniyle kendilerini de çok zor duruma düşüren bu büyük yolsuzluğun ve diğerlerinin utanç verici olduğuna, bundan sonra ayrıcalık tanırken daha iyi inceleyeceklerini ve soygunculara arka çıkmayacaklarına hiç değinmedi.
Diğer tarafta ise Frankfurt’taki savcılığın mahkemeye sunduğu iddianamede “bazı sanık ve tanıkların Deniz Feneri Derneği yöneticileriyle AKP’nin yakınlığı konusunda verdikleri bilgiler” yer alıyor, şirket sahiplerinin Türkiye’deki iktidarla iç içe olduğu, milli görüş ve AKP siyasetine sıkı sıkıya bağlı olduğu bildiriliyor.
Buna ilaveten “Türk hükümeti tarafından Almanya’daki soruşturmalara siyasi etki yapılmaya çalışıldığı” da anlatılıyor.
Deniz Feneri ve benzeri bazı kuruluşlara özel haklar tanındığı, din ve duygu sömürüsüyle ve iktidarın himayesinde son yıllarda aşırı zenginleştikleri hep söyleniyordu ama gelin görün ki ortaya çıkması için Almanya mahkemelerinin el atması ve elbette korkusuzca gerçekleri yüzlerine vurması gerekiyormuş.
KİME İNANSIN BU MİLLET?
AKP’nin iktidar olma nedeni “insanların dinî duygularından siyasi olarak yararlanması” dışında halkın daha önceki iktidarların hatalarından bıkmış olması ve yeni bir ümit ışığı araması idi. Belki artık yolsuzluklar bitecek, işsizlik, yoksulluk azalacak, bu iktidar yalnızca ülkenin, toplumun çıkarlarını gözetecekti.
Oysa AKP iktidarının her söylemi ve her icraatı Türkiye’yi kendi istediği yönde “dönüştürmeye” yönelik olduğu gibi hiçbir olumsuzlukta eksilme olmadı, tam aksine ülke eskisinden beter hale geldi.
Son yıllarda “kadrolaşma ve yargı dahil tüm kurumları ele geçirme çılgınlığı” öyle boyutlarda ve öyle fütursuzca yürütülüyor ki artık Türkiye’de yasa dışı, ahlak dışı bir şey olup olmadığını anlamak imkansız... Anlaşılsa bile (kanunda yaptıkları değişiklikle) Adalet Bakanlığı tarafından seçilen, iktidar baskısı altında rehin durumundaki hakim ve savcılarla suçluların cezalandırılması çok zor.
Denetlemelerin ve haklarındaki tüm kararların da aynı Bakanlığa ait olması yargının elini iyice bağlıyor.
Nitekim Almanya’daki soruşturmaya bile hükümet tarafından yapılmak istenen siyasi baskının Türkiye içinde nasıl olacağı ortadadır.
Bu nedenle, halkın kanını emen benzer yolsuzlukların, suçların ortaya çıkarılması, Türk toplumunu dinle, Allah’la aldatan “şirket” maskeli çetelerin yakalanması, KOMBASSAN, YİMPAŞ, Deniz Feneri olaylarında görüldüğü gibi Avrupa yargısına, adaletine kalmıştır. Bundan daha acı bir durum olabilir mi?
Türkiye’nin Adalet Bakanı’nın “denetlendi” dediği şirketin “denetlenmediğini ve o süre içinde soygun yaptığını” Almanya Mahkemesi’nin ortaya çıkarmasından daha acı ve onur kırıcı bir durum olabilir mi?
Artık Türkiye’de iktidarı, gücü ele geçirenlerin belediyesinden siyasetçisine, bu gücü yalnızca kendi ceplerini doldurmak, mantar gibi “yandaş zengin” türetmek için kullandıklarını düşünüyoruz.
Acaba AKP’nin oyları hâlâ artıyor mu anketlerde?
Ne demişler “Her millet hak ettiği gibi yönetilir”...
Sen hakkını aramaz, hesabını sormaz, 1 torba bulgura, 1 çuval kömüre fit olursan bundan fazlasını da bekleyemezsin işte!
Bana müsaade!
Sevgili okurlarım, benim de dinlenme zamanım geldi artık. 1 haftadan uzun sürecek bir tatile çıkıyorum. Ekim başında yeniden gazete ve televizyonla çok yoğun bir çalışma ortamına gireceğim için ondan önce kendime ve aileme gereken zamanı ayırmam lazım.
Yarın köşemde “Çılgın Günler Türkiye” kitabının başarılı mizah yazarı Kemal Kara’nın “Benim hırsızım işini bilir” başlıklı ve gündeme çok uygun bir yazısı yer alacak. Beğeneceğinizi umuyorum.
Tekrar buluşuncaya kadar kendinize iyi bakın. Kalın sağlıcakla!

