Wikileaks belgelerinde birçok ülkenin yanında Türkiye siyaseti ve siyasetçileri ile ilgili çok sayıda belge ve bilgi için hükümet ve ona yakın gazeteler bugüne kadar hep “dedikodu, iftira, yalan iddia” diyorlardı ama ABD’nin “bunları doğrulayarak istihbaratın büyükelçileri tarafından toplanmış olduğunu” resmen kabul etmesi ve dünya ülkelerinden özür dilemesinden sonra durum değişmiş görünüyor.
AKP’nin Wikileaks’te yayınlanan gizli belgeleri incelemeye aldığı, bunun için MKYK’dan “bir komisyon kurulması kararı” çıktığı ve ABD’li diplomatlara dava açmak için hukuki yolların araştırılacağı haberi duyuldu. Bu iyi bir haber çünkü olay; kavgayla, gürültüyle, ciddi iddiaların araştırılmasını ve halkın bilgilendirilmesini isteyen partilere hakaretle, Aşık Veysel’in “aldanma cahilin kuru lafına” dizeleriyle kapatılamayacak kadar önemli... Ama yine de “hukuki yolların araştırılması için komisyon” lafını duyar duymaz insanın aklına bu şekilde savsaklanarak unutturulan veya komisyonu olup da bugüne kadar bir çözüme ulaşmamış konular geliyor.
BAŞBAKAN’LA TERS DÜŞTÜ
Öte yanda Başbakan Yardımcısı ve Devlet Bakanı Bülent Arınç, Başbakan Erdoğan’ın aksine Wikileaks’teki gizli belgelere inandığını Cumartesi günü yaptığı konuşmayla açıklamış oldu. Diyor ki;
“Bu Amerika Dışişleri Bakanlığı’nın bir zafiyetidir. Bu yanlışlığı yaptığı için de zaten Amerika dünyanın pek çok ülkesinde, Türkiye de bunun içinde olmak üzere sevilmi-yor.” Sözlerinden hem doğruladığı, hem de ABD’ye büyük öfke duyduğu anlaşılıyor ki “en gizli bilgilerinin sızdırılabilmiş olması” gerçekten de zafiyettir ama konunun bu kısmı aynen ‘belgelerin elde edilişinin yasa dışı olması gibi” aslında bizi ilgilendirmiyor. Yalnız bu cümlelerinde “ABD’nin söz konusu gizli belgeleri sızdırarak yapılan yanlış nedeniyle sevilmediği” anlamı var ki bence böyle bir genelleme doğru sayılmaz.
KENDİNİ YÖNETENİ TANIMAK
Her ülke halkı (hele de önünde seçim varsa) kendisini yöneten ve buna tekrar talip olan bir parti hakkındaki gerçekleri duymak; yolsuzluklar, rejimle ilgili gizli hedef, medyayı baskı altına almak için planlı cezalar, seçimde işe yarıyor diye orduyu yıpratma, ihalelerde hile gibi iddialardaki doğruluk payını anlamak ve gelecekte tekrarlanmasını engellemek ister. Bunlar yapılmışsa ‘ortaya çıkmış olması’ ülke adına şanstır ve bu da -başka birçok neden olmakla beraber- ABD’nin sevilmeme nedenleri arasında sayılmaz. Tam aksine...
İsrail’i suçlayıp hedef saptırmanın milleti inandırabileceğini düşünen bazı uyanıklar, belgelerin; dünyanın bir ucundan öbürüne, kıtaları kapsadığını da unutuyor(!) ve dönüp dolaşıp “belgelerin maksatlı olduğunu, belli bir ülkenin korunduğunu” aralara sıkıştırıyorlar ama Arınç’ın bu tuzağa düşmemesi, sorulduğunda “emin olmadığım şeyi söylemem” demesi iyi olmuş. Daha açıklanmayan çok belge var, İsrail’le ilgili olanlar da çıkarsa şaşırırlar. Ayrıca, kim korunursa korunsun, ABD “bu bilgilerin bizim büyükelçilerimiz tarafından yazıldığı doğrudur” diyorsa söylenecek söz kalmış mıdır?
ŞENER AÇIKLAMALIYDI!
Türkiye Partisi Genel Başkanı Abdüllatif Şener de Wikileaks’e inandığını “Bakanlığı bırakma nedenim de o belgelerde var. ‘Hükümette o kadar çok yolsuzluk var ki bir bakan bıkıp usandı, istifa noktasına geldi’ diyor” sözleriyle ortaya koydu. Böylece, iktidar partisinin içinden gelen ve uzun süre partinin ilk üç isminden biri olan Şener gizli belgelerdeki “yolsuzluk iddialarını” doğrulamış oluyor. Ama açık konuşmak için Wikileaks’i mi bekledi, o olmasaydı bunları açıklamayacak mıydı merak ediyor insan. Röportajlarında bugüne kadar çoğu kez kaçamak cevaplar vermiştir de!
Sonuçta konunun özeti; Aşık Veysel’in sözlerinin muhatabı bu durumda ABD’dir, onlara söyleyebiliyor muyuz, hayır. O zaman bunu iç tartışma haline getirip yine polemiklerle zaman kaybedeceğimize diğer çözümlere başvurarak milletin bilgilendirilmesini sağlamak gerekiyor.
“İddia eden ispatlar” mı?
Başbakan’ın “iddia eden ispatla mükelleftir. Masum olan masumiyetini ispatla mükellef değildir” sözlerine takılan okuyucularımız; yüzlerce insan “kendisiyle bir ilgisi olmadığını söylediği” suçların imzasız ihbar mektuplarıyla gönderilmesi sonucunda yıllardır cezaevinde. Onlar neden “ispatla mükellef” tutuluyor? Neden imzasız iddiaları gönderenlerin ispatlaması bugüne kadar hiç söylenmedi de tam aksine iddialar gerçek sayılarak tutuklandılar diye soruyor. Bu sorunun cevabı bende yok, hükümet üyelerinde varsa okurlarımızı bilgilendirmek isterim.
Arınç ‘belgelere inandığını’ söyledi!
Haberin Devamı

