Sonuç olarak şunu unutmamak önemli: Olmamız gereken şeyi, olduğumuz gibi kalarak olamayız" demiş Max de Pree...
"Bir şeyler değiştirmek isteyen insan önce kendinden başlamalıdır" demiş Sokrates...
J. R. Cowell ise "Ancak aptallarla ölüler düşüncelerini hiç değiştirmezler" demiş...
Aradan yıllar geçiyor, cağlar değişiyor, dünya değişiyor ama bazılarımızın düşünceleri, görüşleri hiç değişmiyor. Kendilerini yüzlerce, binlerce yıl öncesinin dünya görüşüne, kurallarına pranga mahkûmlan gibi kilitledikleri yetmiyormuş gibi, sabit fikirleri, saplantılı görüşleriyle Türkiye'nin de hep olduğu yerde kalmasını ve hatta geriye gitmesini, kaostan kurtulamamasını, kısaca çözümleri değil çözümsüzlüğü istiyor gibi o bazıları...
Oysa hayır, hiç değişmeyen, hiç bağışlamayan insanlar kendilerinin de aynı kaosun parçası olacaklarını, gemi su alırsa, batarsa o gemiyle batacaklarını düşünmek zorundalar.
İki gün önce bir çok yazısını beğeniyle okuduğum bir meslektaşımı bir TV kanalında izledim.
Başbakan Erdoğan'ın Diyarbakır konuşmasını eleştiriyor ve hemen her cümlesinin hatalı olduğunu anlatıyordu. Program sunucusunun, cümleleri arasına sıkıştırdığı kendine övgü sözlerinin yanında yaptığı provokasyonlara kapılıyor, kötüledikçe kötülüyordu.
Yanlış bir davranışı, konuşmayı, uygulamayı açığa çıkarmak gazetecinin hakkıdır, görevidir ama ne olursa olsun her şeyi kötülemek, toptan yıkmak da aynı derecede yanlış değil mi?
Tayyip Erdoğan'ın bir süre önce "Kürt sorunu yoktur" dediğini, şimdi ise tam aksini söylediğini vurgulayarak "bunun hesabı sorulmalı" demesi örneğin...
Başbakan'ın ileri geri konuşmasının AB'ye fırsat verdiğini söylemesi örneğin...
Hükümetin iç ve dış siyasette bugüne kadar bir çok hata yaptığı doğrudur. Zamanında verilmeyen tepkiler, yanlış tepkiler, verilen hatalı sözler her şeyden önce Ermeni iddiasından Kıbrıs meselesine, ABD ve AB'yle ilişkilere kadar bir çok uluslararası konuyu arap saçına çevirdi. Ama bunlar Başbakan'm Diyarbakır konuşmasına da tümüyle olumsuz bakmayı haklı çıkarmıyor.
Açıkçası ben onun konuşmasının büyük izleyici kitleleri bulmamasının da kendiliğinden oluşan bir durum olduğuna inanmıyorum, önceden kulis yapıldığı, bu yönde bir tepki gösterilmesi yönünde birileri tarafından baskı uygulandığı daha akla yakın geliyor. Konuşmanın ertesi günü yazdığım yazıda belirttiğim gibi sözlerinden çıkan sonuç da Kürt sorunundan çok "ihmal edilmiş bir Doğu ve Güneydoğu sorunu olduğu" idi ki bunun aksini söylemek de imkânsız. Tabii burada şu sorulabilir: "Siz üç yıldır bu konuda ne yaptınız?"
Bunun dışında (bazı okurlarımızın düşüncesinin de aksine) Tayyip Erdoğan "Doğu'daki sorunların birlik ve burunluğumuz içinde, tek devlet, tek millet, tek bayrak altında çözüleceğini" söylemekte bence haklıydı. Zira farklı planlar hayal edenlerin AB'yi de arkalarına alarak amaçlan yönünde çalıştıklarını görüyoruz.
Bu durumda onlara boş hayaller peşinde koşmamalarını, gerekeni devletin yapacağını hatırlatmakta bir mahzur yok.
Sonuç olarak, iyiye "iyi" demekten çekinmemeliyiz. Keşke hep iyiyi yapabilseler, kadrolaşmalar, popülist politikalarla uğraşacaklarına ülkeyi düşünseler. Geliştirme gayreti gösterseler.
Her hükümet için isteğimiz bu!
"Çapa sorumludur"
Pazartesi günü "Celâl Çapa'nın sözlerini düşündünüz mü?" başlıklı yazıma dünyanın uzak köşelerinden de tepki geldi. Ben Çapa'nın ana babalara "çocuklarıyla ilgili" yaptığı uyarının üzerinde durmuş, medyanın gençler üzerindeki etkisini ve gelinen noktadaki rolünü irdelemiş, anne ve babaların da kendi sorumluluklarının farkında olmaları gerektiğinin altını çizmiştim.
Gece kulüplerinin asıl sorumlu olduğunu ve 18 yaşından küçükleri içeri almamaları gerektiğini söyleyen okurlanmızın sayısı oldukça fazla...
Çoğu "Kapıdaki görevlilerin kimlik sorması çok mu zor?" sorusunu soruyor. Kanada Quebec'ten yazan okurum Aygen Toruner "Kanada'da bakkal ve benzen yerlerin 18 yaşın altındaki gençlere sigara satması bile yasaktır ve ağır cezası vardır, Türkiye'de içkili yerlere nasıl alıyorlar?" diye sormuş.
Bu tepkiler üzerine istanbul Emniyet Müdür Yardımcısı Ali Kemal Hanlı'ya bizdeki uygulamayı ve yaptırımları sordum.
Hanlı "Bu tür işyerleri hakkında tutanak tutulduğunu, artık bu yetkinin polisten alınarak belediyelere verildiğini" söyledi, önce işyeri kısa süreli olarak kapatılıyor ama bir kaç kez tekrarlanması durumunda çalışma izninin süresiz olarak iptali söz konusu oluyormuş.
Celâl Çapa ve diğer içkili klüp, klüp-restoran sahipleri de herhalde bu kuralları biliyorlardır. Onlara ve belediyelere (ve de bir kez daha anne babalara) hatırlatmak istedim.
Aptallarla ölüler...
Sonuç olarak şunu unutmamak önemli: Olmamız gereken şeyi, olduğumuz gibi kalarak olamayız" demiş Max de Pree...
Haberin Devamı

