Her ikisi doğrultusunda öyle çok belirti gösteriyoruz ki karar vermekte zorlanıyor insan.
Almanya'da Türk öğrencilere aptal diyen aptal rektörü duyduğumda her Türk gibi çok öfkelenmiş ve hele Almanlar'in bu konuda bizimle kıyaslama yapacak bir zekâya ve akla kesinlikle sahip olmadıklarını düşünmüştüm.
Tembeliz, evet, Avrupa ülkeleri gibi tek bir hedefe kilitlenip ulusal birliği sağlayarak yükselemiyor "ihtirası aklına galip" yöneticilerin elinde savrulup duruyor ve hep zaman kaybediyoruz, doğru. Çalışacağımıza boş işlerin peşinde koşuyor, kısa yoldan köşe dönme çareleri arıyoruz, o da doğru.
Ama kısa sürede birçok sanayi dalında Avrupa'nın rekabetten korkacağı düzeyde başarı gösterdiğimiz de ortada. Bu milletin sadece Kurtuluş Savaşı dönemini incelemek bile "tüm imkânsızlığına rağmen cihanı altederek ülkesinden kovan" bir milletin, sadece cesaretini değil aklını ve zekâsını göstermeye yeter... Gel gör ki kendisi üzerinden oynanan siyasi oyunlan görmekte hâlâ zorlanan bir toplum da var ortada...
O zaman hangisi doğru? Aptal mıyız, değil miyiz?
Dün Güngör Mengi ve Bekir Coşkun Tayyip Erdoğan'ın "nüfusun çoğalması" yönündeki sözlerini almışlardı sütunlarına:
"Bu millete 'çoğalmayın' tavsiyesi adeta ihaneti vataniye (neden 'vatana ihanet' demiyor acaba? R.M), adeta bu milleti azaltarak tarihten, dünyadan silme projesidir(...) Bu milletin çoğalması lâzım!...) Sakın ha. Allah ne verdiyse!"
Bir yandan "İstanbul'un çok kalabalık hale geldiğini ve vize uygulaması isteyen" Başbakan bir yandan da "çoğalın, Allah ne verdiyse" diyor. Memleketin başı bunu yapınca ayak kokuyor... Pardon, kopuyor.
Zira Türkiye'nin nüfus artışıyla ilgili tek sorunu istanbul'un durumu değildir. İşsizlik nedeniyle boşalan illerin belediye başkanlarının haykırışlarını herkes duyuyor da Başbakan duymuyor mu?
Üniversiteye giremeyen l milyon genci, üniversiteyi başarıyla bitirdiği halde aç sezen öğretmenleri, doktorları, mühendisleri görmüyor mu?
72 milyonluk, insanların üstüste yığıldığı bir ülkede kontrol edilemeyen teröristlerin aldığı canları, yükselen bedduaları duymuyor mu?
Sağlıkta, eğitimdeki çözümsüzlüklerden haberi yok mu?
(Yarın: "TÜSİAD'a dinsiz derler")
Demirel yerden göğe kadar haklı!
Tarihe ve ülke siyasetine hakim l olmak budur işte... Süleyman Demirel'in iyi bir cumhurbaşkanı olmasının sırrı da budur.
Siyasetin çekişmeli, rekabetti yerinden çekildiği anda o muhteşem bilgi dağarcığını doğru kullanmayı başarmıştı.
Bülent Ecevit'in Vahdettirîe birçok olumlu ihtimaller atfederek onun tarihteki rolünü değiştirmeye çalışmasına karşılık İngiliz tarihçi Andreu/ Mango ile Deniz Baykal'ın ve Demirel'in söyledikleri yeterli zaten... Demirel, bunların yanında "Atatürk'ün Vahdettin hakkındaki görüşünü" de hatırlattıktan sonra VATAN'dan Ankara'daki arkadaşımız Semra Çetin'e "O şartlan Atatürk'ten iyi mi biliyor? Atatürkçü, Cumhuriyetçi ve ilerici ise gereğini yapsın" demiş.
Bir de espri patlatmadan durmamış: "Onun benimle değil, Atatürkle sorunu var"... içinde çok gerçek payı olabilir mi bu esprinin sizce? Bence olabilir.
Durup dururken neden Vahdettin'le ortaya çıktı Ecevit, merak ediyoruz ya... Belki de bununla "Atatürk'ün haksız olduğunu, halifeliğin ve padişahlığın kaldırılıp rejimin değiştirilmesine aslında tarihimizde anlatıldığı kadar gerek olmadığını" anlatmaya çalışıyor, kimbilir?
Malûm "halifelik" özentisi birileri tarafından her daim sürdürülmekte... Onlara arka çıkılmadığına nasıl emin olabiliriz gerçekten de? Ecevit söylediği kadar ilerici, Atatürkçü, Cumhuriyetçi ise Atatürk'ün Samsun'a ayak basmasından sonra onun tevkif edilmesi emrini veren ve fetva yayınlatan halife ve padişahı nasıl savunabilir?
İngiliz gemileriyle İstanbul'dan kaçan, yine İngilizler'in Türkiye'yi sömürge yapması için ricada bulunan, onlarla işbirliği yapan ve Kurtuluş Savaşı'nı başlatanlarla mücadele eden Vahdettin'in suçsuz olduğunu nasıl söyleyebilir? Bunların sim Demirel'in esprisinde gizli...
Ecevit artık susmalı, verdiği zarar yetti Türkiye'ye
Aptal mıyız, değil miyiz?
Her ikisi doğrultusunda öyle çok belirti gösteriyoruz ki karar vermekte zorlanıyor insan
Haberin Devamı

