Yine bir ABD üst düzey yetkilisi Türkiye'nin savaş zararını karşılamak üzere alacağı parayı "Müttefiklik adına haraç" olarak tarif etmiş. Bu küstahlıkların cevabını birilerinin vermesi lâzım ama kim?
Düşünün ülke Amerika, Avrupa, Birleşmiş Milletler, AİHM ve daha aklınıza gelecek kaç memleket, topluluk, kurum ve kuruluş varsa onlar tarafından sıkıştırılıyor. Bize süper zekâ, süper deneyim, süper diplomasi yeteneği, ekonomi ve savaş bilgisi olan en iyi hükümet lâzım.
Ve işte "İşini bilmeyen çavuşlar..." sözü tam bu durum için söylenmiş. En zor döneme denk getirilen bir başbakan ve hükümet değişikliği. Bırakın süper ekibi, arayan karşısında muhatap bulamıyor. Bulsa bile bulduğu kişi geldiği makama henüz yeni ayak bastığından hiçbir şeyin farkında değil. Olsun, ne gam? Bizim için şu anda Kıbrıs'tan da, Irak'tan da, vergi ve zamlarla beli bükülen ve bir yandan gelecek endişesiyle kıvranan milletten de herşeyden önemlisi yeni hükümetimiz. Kimler bakan oldu?
Ülke için siyasette her konunun rüzgârın önündeki yaprak gibi savrulduğu, bir gün söylenen sözün ertesi gün mutlaka yalanlandığı, bakanlar tarafından verilen abuk subuk kararların başbakanlar tarafından, başbakanların verdiği kararların Cumhurbaşkanı tarafından durdurulduğu biliniyor.
Haydi bu rezalete alıştırıldık ama aynı şey "dış politika"da olur mu? Söz konusu ülke Türkiye ise artık o da oluyor.
Artık bütün dünya biliyor ki Türkiye'nin hiçbir dış ülke ve sorun hakkında bir politikası yoktur. Kıbrıs hakkında bile yoktur. Çünkü ne yazık ki Türkiye acemi, siyaset (ve hele dış siyaset) konusunda en ufak bir fikri, bilgisi olmayan birileri tarafından yönetilmektedir.
Onun için de inanılırlığı, güvenilirliği giderek sıfırlanıyor.
Ordu konuşmak zorunda mı?
Giderek başbakanın da diğer üst düzey isimlerin de sözleri hiçbir anlam ve önem taşımamaya başlıyor.
Sözlerine inanılması gerekenler bu sorumluluğa sahip olamayınca konuşmaması gerekenler onların yetine "güvenilir" sıfatlarını kullanarak güven verme görevini üstlenmeye mecbur kalıyorlar.
İTO Başkanı Mehmet Yıldırım önemli bir noktayı vurgulamış "Tezkere konusunda Genelkurmay Başkanı konuşmamalıydı. Ama hükümetin kendine güveni yok, herşeyi başkalarına ihale ediyorlar" diyor. Çok haklı. Eğer Abdullah Gül hükümeti ve Tayyip Erdoğan meclisle anlaşmadan kendi kafalarına göre ABD'ye destek sözü vermeselerdi ve ilk günden "burnumuzun dibinde çıkacak bu savaşa neden 'en azından destek' ölçüsünde katılmak zorunda olduğumuzu" kendi toplumlarına ve dünyaya açıklayabilselerdi, ikna edebilselerdi (ya da verdikleri söz doğrultusunda grup karan alsalardı) tezkere krizi de yaşanmazdı, Genelkurmay Başkanı da konuşmak zorunda kalmazdı.
Biraz dinleyin hiç değilse!
Bu ülkenin bürokratları, siyaset ve ekonomi uzmanları, bilim adamları yok mu? Var... Ama bizde gücü eline geçiren herşeyi bildiğini zannetiği için onlara danışmaya gerek duymuyor. Irak'ı da, Kıbrıs'ı da, ekonomiyi ve hatta eğitimi de en iyi kendileri biliyor. Onun için Türkiye'nin 70 milyon vatandaşı günlerini zehir zemberek geçirdiği gibi, koca ülkenin dünya nezdindeki itiban da yerle bir oluyor. Plânsız, programsız ve kendi içinde kavgalı bir meclisle kazanımları kayba dönüşüyor.
İçinde bulunduğumuz dönem tarihe "Türkiye Cumhuriyeti'nin gerileme devri" olarak geçecek büyük ihtimalle.
Bilmem ki seçim öncesinde defalarca tekrarladığımız "Bu dönemde Türkiye'ye deneyimli, projeleri, politikaları olan bir hükümet lâzım" sözleri şimdi daha anlamlı geliyor mu?
Tayyip Erdoğan en kısa zamanda hükümeti ve meclisi çalışır hale getirip, bürokratların ve uzmanların da görüşlerini alarak ülkeyi bu ateşten çıkarmak zorunda.
Halk aylardır yeterince bekledi, artık çözüm istiyor!
Tiyatrolar hazır olsun
Erkan Mumcu "Kültür Bakanı" olmuş. İşte şimdi kültür ve sanat alanındaki tüm kurum ve kuruluşlar hazırlansınlar.
Yakında "Tiyatrolar-sinemalar için acil eylem plânı", "Müzik dünyasına acil eylem plânı", "Saray ve müzeler, tarih ve kültür değerlerimiz, arkeolojik bölgelerimiz için acil eylem plânı" gibi birçok acil plân gündeme gelebilir.
Kimseye sorup danışmadan... Birkaç gün içinde... Turizmi ve Milli Eğitimi şıpın işi baka baka öğrenen bir bakan "kültür"ü mü öğrenmeyecek? Ya da anlamayacak. Yeterli kültür onda zaten mevcuttur.
Dua edin ki Kültür Bakanlığı'nın gereksiz olduğuna ve kapatılmasına karar vermesin.
Bu da ihtimal dahilinde zira!
Yazı-tura da olabilir!
Bir zamanlar bakanların adını ezbere bilmeyenler mahcup olurlardı. Hele basın? Onlardan birine sordunuz mu sular seller gibi gelirdi cevap. Şimdi hiçbirimiz aklımızda tutamıyoruz isimleri. Üç beş günde bir değişen listeleri nasıl tutalım ki?
Arkadaşlar hatır için bakan yapılıyorlar. "Bu işi en iyi kim biliyor?", "Bu konuya, soruna en çok kim hakim?" diye irdelemek değil.
Banka müdürlüğü (veya memurluğu) yapmış biri için Maliye Bakanlığı, bir müteahhit için Bayındırlık Bakanlığı, ilkokul öğretmeni için Milli Eğitim Bakanlığı biçilmiş kaftan. Çoğu kez bu bile gerekli değil.
"Beni bakan yaparsanız sizin partiye gelirim" pazarlığı yeterli.
Türkiye'de tek çözüm bakanların siyaset dışı isimler olması galiba. Ve bu da hiçbir zaman gerçekleşemeyecek.
Onun için aynı noktada dönüp duruyoruz. Siyasi ihtiraslarla ülkenin harcandığı noktada!
Apartmanlar bile Türkiye'den iyi yönetiliyor
Yine bir ABD üst düzey yetkilisi Türkiye'nin savaş zararını karşılamak üzere alacağı parayı "Müttefiklik adına haraç" olarak tarif etmiş. Bu küstahlıkların cevabını birilerinin vermesi lâzım ama kim?
Haberin Devamı

