Kızım Nazlı içine yağsız süt doldurduğu Nesfit'inden bir kaşık alıp ağzına atarken sabırsızca söylendi;
"Anne sen de ne zaman beni bulsan aynı şeyleri tekrarlıyorsun, bıktım artık..."
Tam ona sözümü kesmemesini söyleyecekken durdum. Haklı mıydı acaba itirazında? Güzel bir yaz sabahında meyve ağaçlarının altında oturuyorduk. Birbirimizi görüp sohbet edebileceğimiz nadir anlardan birini yakalamıştık ve ben yine ona tek tip beslenmenin zararlarından söz etmekteydim.
Aynı yaşlardayken annemin bana yaptığı gibi... Benim rahatsız olup itiraz ettiğim gibi... Giderek anneme mi benziyordum ne? Yoksa bütün anneler zamanla kendi annelerine mi benzerler?
Kim bilir belki... Aynca benim annem pek çok şeyin doğrusunu bilen bir anneydi. Öğretmendi ve bizi yetiştirirken bu yönünden yeterince yararlanmıştı. Ama yine de bence her anne kendi annesinden bir adım daha önde olmalı. Her alanda bilinmeyenler giderek azaldığına göre yapılan kuşaklar arası hatalar da azalmalı.
Bunları düşünürken gülümsedim ve 'Haklısın canım, ama senin iyiliğin için' dedim. Sonra da gülmeye başladım. Yine klişe "anne" lâflarından birini etmiştim işte.
Dikkat edin bakın, aynı hataya neredeyse bütün anne babalar düşüyor. Çocuklarını ne zaman görseler öğüt verme hatasına. Bugünün erken olgunlaşan kişilikli çocukları, gençleri ise öğüt seanslarına biz ve bizden önceki kuşaklar kadar sabırla dayanmıyor. Birgün geliyor kendi çocuğunuzla iletişim kurmakta zorlandığınızı fark ediyorsunuz.
Aşağıdaki diyaloglar size çok mu yabancı?
"İstesen pekâla başarabilirsin, ders çalışmak hiç de o kadar zor değil..."
- İyi ama ben çalışmak değil, eğlenmek istiyorum.
"Saatin kaç olduğunu biliyor musun, yine geç kaldın."
- Çocuk değilim artık istediğim kadar dışarda kalabilirim.
"Haydi ye şu tabağındakileri. Sağlıklı beslenmelisin."
- Bana baskı yapmaktan vazgeçin, bıktım artık.
"Biraz gayret etsen ne olur sanki. İstesen kardeşinle daha iyi geçinebilirsin!"
- Hep bana kızıyorsunuz zaten. Biraz da kardeşim fedakârlık yapsa ne olur?
Bu tartışmaların önemli bir nedeni çocuklarımızın diğer çocuklardan farklı olabileceğini düşünmeden, fazla kafa yormadan belli durumlarda kalıplaşmış cümleleri kullanmamız. Ve üstelik bu cümleleri sık sık, tepki alana kadar tekrarlamamız. Arkadaşça davranmak, anlamaya ve güvenmeye çalışmak yerine sürekli olarak beklentide bulunmayı tercih etmemiz. Bir tür kolaycılık yani.
Sistem Yayıncılık tarafından çıkarılan "Kes Sesini! Benimle Tartışma" isimli kitapta yazar Jacques Salome bütün bu kalıplaşmış ve tepki yaratan cümleleri, konulara ayırarak toplamış. Baktığınızda kendi hatalarınızı derhal fark ediyor ve bir daha tekrarlamamaya çalışıyorsunuz.
Zamanınız varsa okuyun. Size de yararlı olabilir.
Karadenizlilik varmış!
Ali Müfit Gürtuna ile eşi Reyhan Hanım'ın eli silahlı resimleri çok hoştu(!) doğrusu. Eşi "Ben hiç silah atmadım. Ama şimdi çok istiyorum" demiş. Çevredeki gazeteciler de bu fırsatı kaçırmamışlar tabii. Fotoğrafın altında "Kanında Karadenizlilik var" diyor. Oysa Türkiye'de eline, beline silahı takıp aklına geldiğinde oraya buraya kurşun atmak için Karadenizli olmak şart değil. Tüm bölgelerin kanında yeterince var maşallah. Kaza kurşunlanyla ölen bebekleri, gençleri, balkonunda, penceresinde, düğünde otururken vurulan insanlan, herkesin silah taşıması yüzünden her gün işlenen cinayetleri ne çabuk unutuyoruz.
Ülke çapında bir silahsızlanma kampanyası açılmasının öneminden söz edildiği bir dönemde toplumun dikkat çeken isimleri keşke biraz daha sorumlu davransalar. Başbakan'ın programı sırasında gördüğü ata binmesi gibi gördükleri silaha hemen sanlmasalar. Sizce de iyi olmaz mıydı Sayın Gürtuna?
Cep telefonu kadar taş
Bazı durumlarda müthiş teknolojik buluşlar yapabileceğime inanıyorum. Öyle hızlı çalışmaya başlıyor bilimsel kafam (aynı zamanda bilim kadını olduğumu unutmayınız rica ederim...)
Geçen gün bir uçaktayım (inanamayacaksınız, olay hâlâ uçakta geçiyor, hâlâ.) İnişe geçtik, tekerler yere değdi değmedi, cep telefonları çalmaya başladı. Yolcular dehşet içinde birbirlerine baktılar. Kafamı sesin geldiği yönlerden birine çevirdim arkada bir Çinli kadın gayet rahat bir şekilde çantasının içinde çalan telefonunu arıyor. Hadi o Türkçe bilmediği için sadece tek dilde yaptıkları anonsu anlamadı diyelim. Yanındaki sırada bir efendi, Türk, açtı telefonu konuşuyor.
Biraz önce anonslarda "uçağın sistemlerine zarar verdiği" tekrar tekrar söylenmiş olmasına rağmen onun ilgisini hiç çekmemiş demek ki... O dakika kafamda bir tablo canlandı. Tepedeki oksijen maskelerinin olduğu kapak açılıyor, yaylı bir boksör eldiveni tepeden iniveriyor. Veya şöyle İbrahim Tatlıses'in el çırparken açtığı gibi parmaklan iyice açılmış koca bir el; şaaap... Okkalı bir telefon tokadı (buluşa bakar mısınız?)... O zaman herhalde anonslan dikkatle dinler ve söylenenlerin ciddiyetini anlardı. Çocuklar, gençler öğreniyor, bu koca adamlar, kadınlar anlamıyor, öğrenemiyorlar.
Birkaç yolcu uyarınca, telefon sahibi tarafından sinirli bir şekilde kapatıldı. Hostes anonsu tekrarladı:
"Telefonların terminale girene kadar kapalı tutulmasını....."
Bunun nedeni, uçak yere inse bile frenler kilitlenebiliyor. Tek bir telefon yüzlerce insanın hayatını tehlikeye sokabiliyor. Bu olmasa bile bir sonraki uçuş için tehlike yaratabiliyor.
Yıllardır, cep telefonu çıktığından beri, binlerce kez söylendi, yazıldı, çizildi. Ne bencilliktir anlamak mümkün değil.
THY otomatik şaplağı bir düşünmeli bence!
Tavşanoğlu aradı ama...
Eğitimi için okurlarımızın para yardımı yaptığı Nurcan Kara'nın, İmar Bankası 'off-shore' zedesi olan babasının alacağını tek seferde ödemeleri için Cumartesi günü bir yazı yazmıştım.
Tavşanoğlu firmasına yaptığım çağrıdan sonra Avukat Turgut Tavşanoğlu aradı. "Yazınız üzerine, Ömer Kara'nın çok yönlü mağduriyetini de göz önüne alarak ona parasını tek seferde ödemeye karar verdik" diyerek Ömer Bey'in telefon numarasını istedi. O anda bulamadım, masamdan kaldırmışlar. On dakika sonra verilen telefon numaralarını aradım yine cevap yok. Yani ben bu numaraları (0212-519 26 80-0212-528 47 55) Ömer Kara'ya versem bile sanırım işine yaramayacak.
Oysa biz İş Bankası, Çukurova Univ. Şubesi'ndekî hesap numarasını vermiştik. Madem ki ödemeye karar verdiler bari parayı oraya yatırıverseler. Herkes de kurtulsa sıkıntıdan! Bu arada... Av. Turgut Tavşanoğlu'nun ilgisine teşekkür ediyorum.
Anne... Yeter artık!
Kızım Nazlı içine yağsız süt doldurduğu Nesfit'inden bir kaşık alıp ağzına atarken sabırsızca söylendi; "Anne sen de ne zaman beni bulsan aynı şeyleri tekrarlıyorsun, bıktım artık..."
Haberin Devamı

