Tahmin ettiğiniz gibi başlıktaki cümle “Anlamak ya da anlamamak, bütün mesele bu” şeklinde tamamlanacak. Shakespeare’in ünlü deyişi “Olmak ya da olmamak” bugünün Türkiye’sine uyarlanırsa; bütün mesele olayları anlamak ya da anlamamakta kilitleniyor. Zira şimdi anladınızsa anladınız, anlamadığınız takdirde, bırakın gazete köşelerini olup bitenler ta zirveden öyle yanlış şekilde ve yanlış örneklerle, üstelik öyle inandırıcı bir dille aktarılıyor ki gerçekleri tümüyle altüst şekilde görerek sizin de yanlışa katkıda bulanmanız hiç de zor değil.
Ve atılan adımların geri dönüşü de çok zor... Bu adımlar gerçekleştiği takdirde yargıya da istenen şeklin verilerek, zaten yasama (meclis) ve yürütmenin (hükümet) neredeyse tek parça haline geldiği ortamda “kuvvetler ayrılığı”nın tamamen ortadan kalkması, iktidarların hiçbir denetim olmadan ve tüm güç tek elde toplanmış olarak yola devam etmesi mümkün olacak.
Anlamak çok önemli...
Bakıyorsunuz bazı köşelerde, hatta karikatürlerde, Anayasa Mahkemesi Raportörü’nün açıklamalarında “Darbe anayasasına ilk kez dokunuluyor, gürültü bu yüzden çıkıyor” gibi, “özgürlüklerin genişletilmesine karşı çıkılıyor” gibi ya da “yargı bağımsızlığı elden gidiyor tepkilerinin tam aksine yargı demokratikleşiyor” gibi açıklamalar tekrarlanıp duruyor. Bunların çoğunda da “Avrupa ülkelerindeki yüksek yargı kurumlarında üyeleri Meclis’in, Cumhurbaşkanı’nın seçtiği” örneği veriliyor. Özellikle Venedik Komisyonu raporları “sanki bu komisyon da yüksek yargıya siyasetçilerin üye seçmesini tercih ve teşvik ediyor”muş gibi örnek gösteriliyor.
Dün Adalet Bakanı Sadullah Ergin’in “gerekirse özür dileyeceğim” dediği noktaları yazmış, verdiği Fransa örneğinin yanlış olduğunu açıklayarak belirtmiştim. Bugün de “Venedik Komisyonu”nu örnek verenler için yazayım. (Tabii ki uzun araştırmalar sonunda...)
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6’ıncı maddesi; “Adil ve bağımsız bir yargının demokrasiler için şart olduğunu” söylerken yine Türkiye’de insanları yanıltmak için yapılan “yargının tarafsızlığı da önemlidir. Bağımsız olması yetmez” tarzındaki tartışmaların anlamsızlığını da “tarafsızlığın, bağımsızlığın bir sonucu olduğunu bildirerek” ortaya koyuyor. Yani “Avrupa düzeyindeki mahkemelerin bağımsız ve tarafsız olmasını güvence altına alıyor.
İŞTE VENEDİK KONSEYİ!
Burada bakılacak olan ilk şey Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6’ıncı maddesi. Bunun yanında 3 kurumun raporları önemli;
1- Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin yargı bağımsızlığına ilişkin bildirisi
2- Avrupa Yargıçları Danışma Konseyi Raporları
3- Venedik Komisyonu
Şimdi bakalım; Venedik Komisyonu “Avrupa’da da yargı üyelerini hep yürütme, yasama, cumhurbaşkanı atar” iddiasında bulunanlara karşılık gerçekte ne diyor...
Önce “Bizim görüşümüz de yukardaki iki kurumla (Bakanlar Komitesi ve Danışma Konseyi ile) aynıdır” dedikten sonra:
“Yargının bağımsızlığına ilişkin Avrupa standartları şöyledir; yargıçların kariyerleri, atanmaları hakkında karar verme yetkisi olan kurumlar mutlaka yürütmeden bağımsız olmalıdır. Bu nedenle yargının bağımsızlığını sağlayan esas otoritenin diğer yargıçlar tarafından seçilmiş bir otorite olması gerekmektedir.”
Yani genel ilke bu ama bazı Avrupa ülkelerinde, demokrasisi en gelişmiş olanlarda durumun farklı olabildiğini şöyle anlatıyor:
“Demokrasisi yerleşmiş, içselleşmiş ülkelerde bazı yargıçların atanması konusunda yürütme gücünün belli bir etkisi olduğu görülmekte, buna rağmen sistem yargı bağımsızlığı ile çelişmemektedir. Çünkü bu ülkelerde yürütmenin gücü ‘uzun yıllar içinde gelişmiş olan hukuk kültürü ve geleneklerle’ sınırlı olarak kullanılmaktadır.”
DİKKAT!
Şimdi dikkat, şöyle devam ediyor; “Ancak bu geleneğe sahip olmayan ve henüz bu kültürü oluşturamamış ülkelerde, bu tür yetkilerin yürütme tarafından kötüye kullanılmaması için yargıçların atanmalarının güvencesini sağlayacak anayasal ve yasal düzenlemelere ihtiyaç vardır.”
“Yasama”nın yani Meclis’in üye seçmesi konusunda da; “İlke olarak yargıçların (HSYK, Anayasa Mahkemesi veya normal yargıya) parlamento oyuyla seçilmesi uygun bir yöntem değildir. Siyasi kaygıların, tercihlerin ‘yargıçların uygun olup olmaması’nın önüne geçmesi yanlıştır. Ama böyle bir seçim yapılacaksa bile üyelerin çoğunluğu yargının kendisi tarafından seçilmeli, azınlığı da (siyasallaşmanın engellenmesi için) farklı yöntemlerle, ‘örneğin’ 2/3 çoğunlukla seçerek güvence altına alınmalıdır.
İşte böyle, nitekim Meclis’in üye seçtiği her ülkede 2/3 çoğunluk aranıyor.
Daha çok şey öğrenmeliyiz, çok!
Anlamak ya da anlamamak...
Haberin Devamı

