Bir milletvekili olarak (!) anket sorularını cevaplamıştık biliyorsunuz. Hani şu, AKP milletvekillerinin cevaplaması istenen soruları. Hani 'iyi ki milletvekili değilim, tadını da almış olduğum için, kaybetmemek adına ikiyüzlü davranmak zorunda kalabilirdim' dedirten soruları.
Alıcı gözle gazeteden okuyunca bir cevapta 'eksik'lik olduğunu farkettim.
"İslâm ile demokrasinin uyuşabileceğine inanıyor musunuz?" sorusunun cevabını:
'Elbette, demokrasi bütün dinlerle uyuşur, uyuşmayan; her dine, inanca eşit özgürlük tanıyan, inancı insanların kendi özel alanına bırakan, devlet idaresine dini karıştırmayan laik yönetim tarzıdır' olarak vermişim. Oysa doğrusu 'size (yönetime) göre uyuşmayan' olmalıydı.
Zira benim ve birçok Müslüman'ın anlayışına göre diğer din ve inançlar için olduğu gibi Müslümanlığın da laiklikle uyuşmayan bir tarafı yoktur. Laiklik dindarların olduğu kadar dindar olmayanların ve hatta inanmayanların da haklarını savunur. İnsanların özgürlüğünün kısıtlanmasına, vicdanlara hükmedilmesine izin vermeyen bir anlayış, bir toplumsal uzlaşma yöntemidir.
Ne dini dışlar, ne de belli bir dinin baskı kurmasına izin verir.
Ama soruyu AKP yönetiminin beklentisi doğrultusunda cevaplamaya kalkarsanız, sırf; dinî bir simge olduğu için kamusal alanda izin verilmeyen türban (Arap usulü başörtüsü) nedeniyle "laikliğin bugünkü tanımının İslâm'a uymadığını" söylemek zorunda kalırsınız.
Oysa bu konular baskıyla, sorgulamalarla veya kavgalarla sonuca bağlanamaz. Dürüst ve uzlaşmacı bir yönetim, eğer sıkıntısı varsa bunları zaman içinde, ülke çıkarlarına zarar vermeyecek yapıcı tartışmalar ve ortak payda arayşlanyla çözmeye çalışır.
"Türban", tek malzeme!
Örneğin; madem ki burada temel argüman "türban" dır, o zaman öncelikle "türban iyi bir dindar için -dinimize göre gerçekten- şart mı" konusunun sosyal bir konu olarak tartışılması gerekir. (Her fırsatta siyasetçiler tarafından gündeme taşınan siyasi bir konu olarak değil.) Bunu tartışmalıyız ki sadece türbanı malzeme yaparak oy toplayan, aynı dinden olan insanları kendilerine göre "iyi Müslüman", "kötü Müslüman" diye sınıflara ayıran, neredeyse din mahkemeleri kurarak vatandaşlan (milletvekilleri başta) yargılamaya yeltenecek siyasi partiler bu tek malzemelerini kaybetsinler. (Devam edecek)
Yorum!
Diyanet İşleri Başkan'ı Ali Bardakoğlu'nun söylediği gibi Kur'an'ın yeniden yorumlanması çok önemli. Defalarca okumuş din uzmanlarının bile karşı karşıya geldikleri her sohbette tartışma çıktığına göre sıradan bir insanın (hele de tümüne bakarak ve Kur'an'ın indiği zaman ve ortamı göz önüne alarak değerlendirmiyorsa) bugünkü haliyle anlaması çok zor.
Ben de bir iki kez okudum, hâlâ da uzmanların yorumlarıyla birlikte zaman zaman inceleyerek anlamaya çalışıyorum.
"İndiği zamanı göz önüne almak" neden gerekli? Çünkü örneğin köle ve cariyelerle ilgili birçok ayet var. Oysa bugün köle ve cariyeler olmadığı için bunların uygulanabilirliği yok. Yine meselâ; Maide Suresi'nin 38. ayetinde o günlerde bugünün çağdaş hukuk düzeni, yasalar olmadığı için; "Hırsızlık eden kadın ve erkeğin yaptıklarına karşılık Allah'tan ibret verici bir ceza olarak ellerini kesin" diyor. Suudi Arabistan'da olduğu gibi uygulamaya kalksanız bugün kimbilir kaç kişi aramızda elsiz dolaşıyor olacaktı.
Aynı şekilde, mirasta erkek çocuğa dişinin iki katı pay verilmesi, boşanma halinde kadına verilecek malların tamamen erkeğin insafına bırakılması gibi konular da kadının erkek gibi çalışarak kazandığı bir dünyada yasalarla 'eşit hak' sağlayacak hükümlere bağlanmıştır. Onun için bugün din adamları, Diyanet İşleri de Kur'an'ın yeniden yorumlanmasının gerekli olduğuna inanıyorlar.
Bu yorumları yaparken, umarım Nur Suresi'nin 31. ve 60. ayetlerini birlikte yorumlayarak bize "Kadınların başörtülerini yakalarının üzerine uzatmaları'nın, "Süslerini; kocaları, babaları, kocalarının babaları, oğulları (...); Müslüman kadınlar, cariyeler; erkeklerden (...) veya çocuklardan başkasına göstermesinler"in anlamını da açıklarlar. Zira 60. ayette şöyle diyor:
"Evlenme arzuları kalmamış, çocuktan kesilen yaşlı kadınların ziynetleri teşhir kastı olmaksızın elbiselerini çıkarmalarında bir günah yoktur..."
Demek ki, en azından menapozdan sonra tesettür gerekli değil. O zaman tesettürün nedeni nedir, bu ayet hangi olaylardan sonra Kur'ana eklenmiştir? Eğer yasalarla, ciddi cezalarla, eğitimle taciz, tecavüz, hırsızlık önlenebilirse (ki koca New York şehrini bile düzene koyup önlediler) hâlâ zorunlu mudur?
Bunları anlamak gerekiyor. Keşke Kur'an'ın yeni yorumlarında nelerin değişeceğini, hangi ayetlerde içtihat yapılacağını öğrenebilseydik.
Gördüğünüz gibi, bir SİYASİ anketteki din sorusu bugün beni buralara getirdi. Ne yapalım, yazarınızı seviyorsanız onun düşüncelerini paylaşacaksınız.
Aa, bu da bir tür baskı oldu! Paylaşmayabilirsiniz tabiî!
Et, tavuk, balık!
Ne alırdınız? Hiçbirini... O duruma getirdiler bizi sonunda. Et kolesterolü yükseltiyor, üstüne üstlük "deli dana" var, tavuk hormonlu ve antibiyotikli, balık eğer 'çiftlik' ise yine hormonlu.
Yağ zararlı, şeker zararlı, tuz zararlı, o kanserojen, bu obezlik yapıyor, öbürü bilmem ne, şaşırdık kaldık.
Sağlık Bakanı "Tavuk konusunda bir şikâyet yok, sorun varsa gerekeni yaparız" demiş. Nasıl bir şikâyet bekliyor merak ettim. Tavuklara verilen hormonlarda östrojen olduğu açıklandı. Bu hormon, kontrolsüz alındığında göğüs ve rahim kanserlerinin nedeni olarak biliniyor. Ama nedenin tavuk olduğunu kim tahmin edebilir?
Daha az kolesterollü diye tavuk yiyorduk, o da gitti kaldı balık. Hem de sadece istavrit, tekir, çinekop gibi 'çiftlik' olmayanlar. Onlarda da tehlike olduğunu açıklayacaklan güne kadar benim solungaçlarım çıkar herhalde.
Haydi kalın sağlıcakla, balıkçıya gitmem lâzım, yemek vakti yaklaşıyor.
Ankete takıldım kaldım!
Bir milletvekili olarak (!) anket sorularını cevaplamıştık biliyorsunuz. Hani şu, AKP milletvekillerinin cevaplaması istenen soruları
Haberin Devamı

