Anılarımız mıdır bizi ağlatan, kayıplarımız mı?

Hepimiz için büyük bir kayıp olan İzmir Belediye Başkanı Ahmet Piriştina'nın eşi Mine'nin fotoğrafına bakıyorum... Dalmış gitmiş... Düşünüyorum; artık o andan itibaren kendisine söylenenleri, yakınlarının teselli sözcüklerini duymayacaktır bile...

Haberin Devamı

Hepimiz için büyük bir kayıp olan İzmir Belediye Başkanı Ahmet Piriştina'nın eşi Mine'nin fotoğrafına bakıyorum... Dalmış gitmiş... Düşünüyorum; artık o andan itibaren kendisine söylenenleri, yakınlarının teselli sözcüklerini duymayacaktır bile...

Hangi söz onu teselli edebilir ki? O kendi anılarına dalacak, onları tek tek yeniden yaşayacaktır. Sadece Mine Piriştina değil, hepimiz acaba kaybettiğimiz sevdiklerimize mi ağlarız daha çok, kendi yalnızlığımıza ve anılarımıza mı? Onu artık göremeyeceğimize mi yoksa onun yaşamını kaybetmiş olmasına mı?

Yaşanmış mutluluklara mı, kırgınlıklara veya ihmallerimize mi..? Ne zaman bir kayıp için yapılan törene katılsam, üzülüp ağlayan insanlar hep bu soruları getirmiştir aklıma.

Anılar öyle yoğun bir acı verebiliyor ki insana, bu bedensel bir acı olarak da hissedilebiliyor.

Sadece beynimizle değil tüm vücudumuzla, hücrelerimizle yaşıyoruz mutluluk ve acıları.

Onun için en üzgün olduğumuz anlarda teselli sözcüklerini duymuyor, etrafımızdakileri görmüyor, kendi ruhsal ve bedensel acımıza kilitlenip kalıyoruz. Zaman acıları, kayıpları biraz unutturuyor, yaşamın akışına kendinizi kaptırıyorsunuz yeniden ama bazen tek bir olay, tek bir kelime, aslında onları beyninizin bir köşesinde aynı canlılığıyla yaşatmakta olduğunuzu hatırlatıyor size.

Sevgili babamı kaybettikten birkaç yıl sonraydı... Küçük kızımla yaptığım bir Ankara seyahatinde çocukluğumun, ilk gençlik yıllarımın geçtiği evi görmek ve kızımın da görmesini sağlamak istemiştim. Bu, o evden ayrıldıktan yıllar sonra ilk ziyaretim olacaktı.

Bahçelievler'de oturduğumuz apartmanın önüne geldik. Uzunca bir tereddütten sonra dairenin ziline bastım. Çıkan hanıma evi gezmek istediğimi ve nedenini söyledim.

"Aa, buyrun Ruhat Hanım size bir kahve yapayım. Bu daireyi ailenizden alan benim" dedi.

İçeri girdik. Evin dekorasyonu bizimkinden çok farklıydı ama ben inanılmaz şekilde her şeyi eski haliyle görüyordum. Girişteki ilk odaya, sol tarafta bulunan salona baktım önce. Babacığım orada koltuğunda oturmuş gazetesini okuyordu. Annem ve hepimiz oradaydık.

İşte hiç susmayan ve herkesin "bir başkasının açmasını" beklediği telefonun bulunduğu küçük oda... İşte sabahlara kadar çalıştığım, müzik dinlediğim odam...

Neşeli kahkalar... Oyunlarımız... Hiç unutamadığım bayramlar... Çocukluğum...

Evin hanımının "Lütfen ağlamayın Ruhat Hanım, gelin biraz oturun birer kahve içelim" sözüyle kendime geldim. Kızıma baktım, hayretten kocaman açılmış gözleriyle beni izliyordu.

Daha ilk anda başlamışım ağlamaya... Kahve içemeyeceğimi söyleyerek teşekkür edip oradan nasıl kaçtığımı bilmiyorum. Bir daha da gidemedim.

Ama biliyor musunuz, sevgili babacığımı hep minnetle, takdirle hatırladım. O evi güzel anılarla doldurduğu, bize mutlu bir çocukluk ve gençlik yaşattığı için.

Her şey uçuyor, anılar kalıyor. Önemli olan hayatın uzunluğundan çok o hayata neleri nasıl sığdırabildiğimiz değil mi?

Güzel bir karar!
İstanbul Belediyesi'nin önceki döneminde öyle çok açılış yapıldı ki neredeyse kaldırım taşlarını değiştirirken bile bir tören yapacaklardı. Bu törenler de babalarından kalan mirasla yapılmıyor tabiî, bizim cebimizden gidiyor.

O yüzlerce törende sadece afişlerin, balonların ne kadar tuttuğunu bir açıklasalardı inanın bana gözlerimize, kulaklarımıza inanamazdık.

Kadir Topbaş farklı bir başkan olacağını gelir gelmez gösterdi. Onu Beyoğlu Belediye Başkanlığı döneminden tanıdığım için yaptıkları, söyledikleri beni şaşırtmıyor. İstanbul'un güvenli bir elde olduğuna inanıyorum!

Bundan sonra açılış törenlerine harcanacak paralar "Her öğrenciye bir bilgisayar" projesine gidecekmiş. Her okula bilgisayar laboratuvarı kurmak için de hayırsever vatandaşların desteğinin beklendiğini söyleyen Topbaş'ın açıklaması çok hoş:

"Bundan sonra açılış ve temel atma törenlerine para harcamak yerine okulların ihtiyaçları karşılanacak. Biz havaya balonlar uçuracak kadar zengin değiliz. Her kuruşumuzu geleceğe yatırmak zorundayız. Bize iş yapan firmalar işin büyüklüğüne göre bir, iki, üç bilgisayar laboratuvarı veya bir okul yaptıracak"...

Bu sözlere sevinirken, eğer dikkat edilmezse bu kararın da saptırılabileceğini düşündüm. İhalelerde gereğinden fazla para ödenip içinden laboratuvar masrafı rahatça düşülebilir. Yani ben de ihaleye girsem ve belediye bana kullanacağımdan fazla ödeme yapsa memnuniyetle bir okul yaptırabilirim... Tabii benim şansım AKP'li iş adamları gibi olmaz o başka.

Umarım Kadir Topbaş döneminde harcama ve ihalelerde detaylara da dikkat edilir. İyi niyetle, dürüstçe başlattığı uygulamaları için Başkan'ı gönülden kutluyorum.

DİĞER YENİ YAZILAR