Anayasa teklifinin Meclis Komisyonu’ndan geçtiğini ve Genel Kurul’a geleceğini okurken iktidar ve muhalefet partili milletvekilleri arasında geçen konuşmalar gözlerimi yaşarttı (yoksa ‘midemi bulandırdı’ mı demeliydim?) İnanılır gibi değil, yani bir ilkokulda öğrenciler arasındaki münazarada bile bundan fazla özen ve olgunluk görebilirsiniz.
Elbette ortada “çoğunluk bende, diğer partiler sözün gelişi (!) burada bulunsalar da nasılsa sonunda kafama koyduğumu yaparım” diyen, “demokrasi”yi de çoğunluğun baskısı olarak algılayan bir iktidar partisi olduğu muhakkak.
Bu partinin; tüm diğer partiler, yüksek mahkemeler (eski başkan ve üyelerinin açıklamalarını da unutmayalım), tüm sivil toplum kuruluşları, hukuk ve siyaset bilimi uzmanlarının “yanlıştır” dediği bir eylemi, üstelik “ülkenin Anayasa’sının değişmesi ve yüksek yargının siyasi iktidara bağımlı hale getirilmesi” gibi hayati bir konuda ısrarla sürdürdüğünü görmemek mümkün değil...
Sürdürdüğü gibi sanki tek tepki “yüksek yargı ile ana muhalefet”ten geliyormuş gibi onları aynı kefeye koyarak suçluyor. (Sonra da her nasıl oluyorsa; yabancı medyanın “ordu, yüksek yargı ve ana muhalefet”i birlikte hareket ediyor gibi gösterdiğini görüyoruz...)
Anayasa konusunun parti meselesi olmadığını; bütün kurum ve kuruluşları, bütün vatandaşları ilgilendirdiğini artık ülkeyi yönetenlerin de anlaması ve bu kötü huydan vazgeçmeleri gerekiyor.
Böylesine hayati bir konuda, doğru bir öneriye “kabul ediyoruz ama Şark kurnazlığı” gibi anlamsız ve “kaç kişiyi inandırabilirsek” anlayışıyla söylenmiş popülist bir cevap vermek kabul edilebilir bir davranış değildir. AKP’nin eleştiri ve önerileri sorumluluk ve ciddiyetle dikkate almasının zamanı hâlâ gelmedi mi?
Kışkırtma neye yarar?
Samsun’da Ahmet Türk’e yapılan saldırı, sadece insanlık dışı bir şiddet eylemi olması açısından değil, gerekli güvenlik önlemlerinin alınmaması açısından da son derece önemli bir olay...
Ortaya çıkmış olan gergin ortamdan yararlanmak, Türk ve Kürt vatandaşların arasına tepki, nefret tohumları saçmak, ortamı daha da fazla germek isteyen kişi ve gruplar her zaman çıkabilir. Bunun olabileceğini önceden düşünmek ve gerekli her önlemi kusursuz şekilde almak ise devletin;
emniyetin, valinin görevidir.
Bu olayda da ciddi bir ihmal olduğuna mutlaka ve soruşturulması gerektiğine hiç şüphe yok. Ama öte yanda belli bazı gazetelerin; Vali’nin anında “bireysel bir olay” demesinden farksız şekilde (ve bir yandan Vali’yi bu söz nedeniyle eleştirirken) hemen olayı organize bir saldırı olarak manşetten vermeleri de saldırının kendisi kadar provokatif ve kötü sonuç doğuracak bir yaklaşımdır.
Kendini bilmez saldırganların bir başka tanınmış siyasetçiye de aynen yapabileceği bir şiddet eylemine genelleştirici anlamlar yükleme hatasını BDP’lilerin de görmesi, anlaması gerekiyor.
Türkiye yeterince gerginlik yaşadı ve bir gerginlikten diğerine sürüklenmeye devam ediyor. Onun için sağduyu sahibi insanların da bu kışkırtmalara asla kapılmaması gerekiyor.
Yaralanmasına rağmen sakin ve olgun davranan, herkesi de sükunete, aklıselime davet eden
Ahmet Türk’ü bu nedenle takdir ediyor ve “geçmiş olsun” diyorum.
Soykırımla normalleşme!
Bugüne kadar kaç kez ABD’de ve Avrupa’da bu “Ermeni soykırım iddiası” konuşuldu, tartışıldı, Türkiye’den diğer ülkelere özel seyahatler düzenlendi... Acaba bunların birine bile, soykırım iddiasıyla ilgili Türkiye’de tarihçiler tarafından yazılmış (ABD’li ve Avrupalı tarihçilerin yazdıkları da var) diğer ülkelerin arşivlerindeki bilgi ve belgelerin de bulunduğu, olayın “soykırım olmadığını” belgelerle anlatan kitaplar götürülüp siyasetçilere, gazetecilere dağıtıldı mı?
Hepsini bir yana bırakın, defalarca yazdık hatırlattık; Ermenistan’ın ilk Başbakanı Johannes Kaçaznuni’nin “Soykırım olmamıştır, hata bizdeydi, Türkler tam aksine son derece duyarlı davranmışlardır” dediği konuşması (ki küçük bir kitapçıktır) örneğin Obama’ya verildi mi?
Dışişleri Bakanlığı bunların hiçbirini yapmadı. Justin Mc Carthy, Andrew Mango, Norman Stone, Heat Lowry, Bernard Lewis gibi dünyaca ünlü yabancı tarihçilerin araştırmalarından bile söz etmedi... Şimdi ise Ermenistan, Türkiye’nin yıllardır yaptığı “tarihçiler oturup belgelerle tartışsınlar” teklifine karşılık tek bir tarihçi göndermediği gibi bugün hâlâ Ermenistan Cumhurbaşkanı Sarkisyan ABD’de “soykırımın bütün ülkelerde tanınması için çalışacağız” derken biz “Obama ‘soykırım’ kelimesini kullanmasın” ezberiyle dolanıp duruyoruz. Bir yandan da “Ermenistan’la normalleşme”den söz ediliyor... Müthiş bir dış politika doğrusu!
Kendimizi kutlamamız lâzım, ne diyeyim ki?

