Anayasa Mahkemesi’ne baskı mı?

Haberin Devamı

Aslında şu günlerde Gazze’ye yardım götüren Mavi Marmara gemisindeki can kayıpları, hayatını kaybedenlerin hepsinin Türk olmasının nedenleri, hükümet AKP’li milletvekillerinin gitmesini engellediğine göre gidenlere “gemiye müdahale yapıldığı takdirde saldırıya geçmemeleri”nin neden anlatılmadığı, ABD ve Fransa’nın “terör örgütü” dediği, El Kaide’yle bile bağlantısı olduğu söylenen bir örgütün gemideki tepkileri organize etmesine neden izin verildiği, bu olayın “iç politika malzemesi olarak kullanılıp kullanılmadığı”, İran’ın Gazze’yle ilgili gelişmelerdeki rolü, “bilmediklerimiz nelerdir” gibi sorulara cevap aranması gerekiyor.

İsrail’e TBMM olarak da tepki gösterildiğine göre bunun havada kalmaması, polemiklerle ve meydan okumalarla bırakılmaması, yani ciddi bir yaptırım uygulanması gerekiyor.

Eğer İsrail’le olan ihaleler bile etkilenmeyecekse o zaman bütün o meydan okumaların ne anlamı vardı?

Ama işte Türkiye’de her önemli olay bir başka büyük gelişmeyle kapatılıp unutulduğu için şimdi Anayasa Mahkemesi’nin “111 milletvekilinin Anayasa değişikliğinin iptali için” yaptığı başvuruyu kabul ettiği haberinin tartışılması gerekiyor.

AKP’nin kendisinin hazırladığı ve kendi milletvekillerinin çoğunluğuyla Meclis’ten geçirdiği değişiklik paketinde “yüksek mahkemelerin yapısını değiştirecek” maddeler aylardır tartışılıyor. Bu konunun ülke için, demokrasi için hayati denebilecek bir önem taşımasının nedenini iyi anlamak lâzım, çünkü daha AYM inceleme kararını bile vermeden önce tepkiler, baskılar başlamıştı, verdikten sonra dozunu giderek arttırdığı görülüyor.

Türkiye’de yerel mahkemeler “Hakim ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun mevcut durumda Adalet Bakanlığı’nın etkisinde, baskısında olması” nedeniyle tam bağımsız olamıyor. Gerçek anlamda bağımsız olan ve baskıya kulak asmadan karar verebilenler sadece Danıştay, Yargıtay, Anayasa Mahkemesi (AYM) gibi yüksek mahkemeler.

MUHALEFET DEVRE DIŞI

Yapılan Anayasa değişikliği kabul edildiği takdirde HSYK ve AYM üyelerinin sayısı arttırılacak ve büyük çoğunluğu siyasi gücün tercihiyle seçilecek. Bununla da bitmiyor;

Bu değişiklik (hiçbir demokratik ülkede “Anayasa değişikliği söz konusu olduğunda” yapılmadığı şekilde), hazırlanışı ve TBMM’de kabulü sırasında olduğu gibi referandum yoluyla da muhalefet partilerini devre dışı bırakıyor.

Geçici maddelerin “kanunla değil, Anayasa değişikliği içine konarak” kabulü yoluyla mahkemelerle ilgili diğer düzenlemelerde de bu kez “Anayasa Mahkemesi’nin o maddelerdeki denetimi” ortadan kaldırılıyor.

YARGIYA SAYGI

AKP Grup Başkanvekili Bekir Bozdağ, daha AYM “111 milletvekilinin başvurusunu inceleme kararı vermeden önce” geçen hafta “AYM bu değişiklikleri sadece şekil yönünden inceleyebilir, bu nedenle de başvuruyu iptal etmelidir” dedi.

Anayasa Mahkemesi dün “başvurunun görüşülmesine” karar verdikten sonra ise Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç benzer sözler söyledi; “Mahkeme kesinlikle esasa girmeyecektir, şekil bakımından inceleme yapması, noksanlık yoksa başvuruyu reddetmesi gerekir.”

Bekir Bozdağ da, Bülent Arınç da başka davalar söz konusu olduğunda “Olay yargıda. Herkes yargıya saygı göstermeli” demişlerdir. Bu durumda; Anayasa Mahkemesi için neden (daha ilk günden başlayarak) aynı saygıyı hatırlamıyor ve müdahale ediyorlar sorusu ortaya çıkıyor.

DEĞİŞTİRİLEMEYECEK MADDELER

“Yargıya, hele de yüksek yargıya siyasi baskı” çok önemli bir sorun ama bir önemli sorun da “şekil ve esas” konusunda yaptıkları hata... Birçok Anayasa hukukçusu daha önce de bu konuyu açıkladılar ama bir haftadır tekrar tekrar sorarak yeniden araştırdım.

Bozdağ, Arınç ve onların sözlerini tekrarlayanların hatası; “sadece şekil” incelemesinin, Anayasa’nın “değiştirilmesi teklif edilemeyecek” maddeleri dışında olan konular için geçerli olması. Eğer bu maddeleri etkileyecek değişiklikler, yani örneğin buradaki gibi “hukuk devletinin ortadan kalkmasına neden olacak” değişiklikler (Anayasa’nın ilk üç maddesi) söz konusuysa, işin içine “teklif yasağı” girmişse o zaman Mahkeme “Böyle bir teklifin yapılıp yapılamayacağını”, örneğin burada hukuk devletine aykırı olup olmadığını anlamak için esasa da girebiliyor.

Kısacası, bu konu (hukukçu bile olsalar) siyasetçilerin veya gazetecilerin değil Anayasa Mahkemesi’nin uzmanlık alanında.

Yüksek yargının yasama ve yürütme etkisinden uzak tutulmasının önemi de burada zaten. AYM’nin rahat bırakılması ve kararlarını özgürce vermesi gerekiyor.

DİĞER YENİ YAZILAR