Başbakan Tayyip Erdoğan “sınır ötesi harekat kararı ne oldu” diye soranlara kızıyor. Aslında yalnız o değil Kara Kuvvetleri Komutanı Org. İlker Başbuğ da kızıyor. Peki onlarca şehidi arka arkaya veren bir ülkenin halkının böyle bir durumda bilgi alma hakkı olmalı mıdır, olmamalı mıdır?
Yani burada asıl mesele olmak ya da olmamak!
Dağlıca’ya, Şemdinli’ye saldırılar yapılıp kayıplar verildiğinde üç beş gün konuşulacak; “Kar yağmadan mutlaka”, “İstihbarat gelir gelmez mutlaka” denecek ve bir sonraki saldırıya kadar üstü kapatılıp toplu olarak susulacak mıdır?
Yoksa “PKK şimdilik silah bırakmaya karar verdi” denerek, onun keyfi “”yeni bir saldırı” isteyene kadar mutlu mesut köşelere mi çekilmek gerekecektir?
Benim asıl merak ettiğim “Amerika’nın istihbaratını bekliyoruz” diye el el üstünde oturuyor olmak... (Durum farklıysa neden haberimiz yok? Gizlilik önemliyse ondan niye haberimiz yok?)..
ABD bize istihbarat vermese, hatta “izin” vermeseydi olup bitene sessiz kalıp bekleyecek miydik?
Barzani’nin yalanlarına, PKK’nın sessizliğine kanıp susacak mıydık, ne yapacaktık?
Durum aynen “deprem olduğunda önlemler paketi sıralayıp, biraz zaman geçince hepsini unutmaya ve bir sonraki depremi beklemeye” benziyor.
Biz hep aynı şeyi yapıyoruz!
Futbolculara açık çek??
Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy Çarşamba gecesi Bosna maçını kazanırlarsa “futbolculara açık çek vereceğini” söylemiş.
Erkek-kadın haberi okuyan birçok kişi arayarak tepki belirtti.
Gerçekten de çok haklılar, futbol denen spor bu kadar kuralsız, kaidesiz bir spor mudur ki çocuklara çikolata verir gibi futbolcuya para gücüyle motivasyon sağlanmaktadır?
O futbolcular zaten görevlerini yapma bilinci ve isteğiyle oynamayacaklar mıdır ki böyle bir ödüle gerek duyulmaktadır?
Veya maddi sıkıntı mı çekmektedirler ki “para” deyince farklı bir performans sergileyecekleri umulmaktadır?
Bence de aslında milli futbolcuları aşağılayan, küçültücü bir ifade tarzı bu...
Arayanlar arasında “Federasyonun veya Haluk Ulusoy’un dağıtacak o kadar bol parası varsa fakirlere yardım eden, çocukları okutan derneklere versin. Kadın sığınma evi açsın. Memleketin bu kadar sıkıntısı varken görevinin karşılığını fazlasıyla alan futbolculara para dağıtmasın” diyenlerin sayısı oldukça fazla. (Örneğin; “kadın sığınma evi” fikri Kadın Haklarını Koruma Derneği Başkanı Gönül İşler’den geldi.)
Ayrıca bu yapılanın seçimde para veya poşet dağıtarak halkı sadaka kültürüne alıştırmaktan da bir farkı yok.
Hiç ama hiç hoş bir durum değil!
Kilolusun, bu ülkeye giremezsin!
Kocasıyla Yeni Zelanda’ya yerleşmek isteyen 110 kiloluk bir kadın çok şişman olduğu gerekçesiyle ülkeye alınmamış. Vize işlemleri sırasında kendisine “Sağlık Bakanlığı’nın kararına göre bu ülkeye yerleşmesinin imkânsız olduğu” söylenmiş.
Doğrusu bizim kadar insan haklarına (!) saygılı, onun için de sınırları Yolgeçen Hanı’na, şehirleri curcunaya dönmüş bir ülke için son derece garip bir haber değil mi?
Türkiye’ye girmek ve yerleşmek için pasaporta bile gerek yok. Moldov’undan Rus’una, Arap’ından Nijeryalı’sına, Azeri’sine, Özbek’ine, Türkmen’ine isteyen herkes sınırda 200 doları verdi mi giriyor, çalışıyor, yerleşiyor, ne arayan vaar, ne soran...
Haydi Türkî Cumhuriyetlerden gelsinler diyelim ama yine de onlar dahil her “başka ülke vatandaşı”nın takibi gereğince yapılmalı değil mi? Kendi işsizi bu kadar çok olan bir ülke neden diğerlerinin on binlerce işsizine “izin bile gereksiz” bir cennet haline getiriliyor?
Batı ülkelerinde pasaportunuza vurulan süreden uzun kalınca çıkarken başınıza ne geliyor bir araştırsınlar bakalım...
Hükümet Türkiye’yi başıboş, kontrolsüz bir ülke halinden en kısa zamanda kurtarmak zorundadır.
Onlar için “fazla uç” olacak ama örnek olarak Yeni Zelanda’ya bir bakıversinler!

