Amerika mı istiyor, AB mi?

Pazar sabahı iki günlük bir seyahat için İstanbul'dan ayrılmak zorunda kalmasaydım o gece Haber Türk'te Basın Kulübü'ne katılacaktım

Haberin Devamı

Pazar sabahı iki günlük bir seyahat için İstanbul'dan ayrılmak zorunda kalmasaydım o gece Haber Türk'te Basın Kulübü'ne katılacaktım. Aslında Türkiye'de olaylar artık tartışmalara, halkın sesine, tepkisine kulaklar (ve gözler) kapalı şekilde geliştiği, en olmayacak yasalar şıpın işi çıkarılıverdiği için ben TV programlarında konuşmayı da gereksiz görüyorum. Kendin söyle, kendin dinle aramızda oyalanıp duruyoruz işte.

Basın Kulübü'nü önceki gece izleyenler görmüştür, konu "Askerin siyaset üstündeki rolünü azaltmak üzere yapılan MGK reformu..." Bunun yapılmasıyla sistemin sigortası zayıflatılmış oluyor mu? Oluşacak iletişim kopukluğu, bu demokratikleşme adımının olumlu yanı ile birlikte olumsuzlukları da beraberinde getirir mi? Telefonda bana söylenen buydu.

Aslında çok enteresan bir konu tabiî... Demokrasi adına olumlu bir adım olduğunu çoğumuz biliyor ve kabul ediyoruz. Avrupa Birliği'ne girmemiz için de gerekli reformlardan biri, tamam. Bunu söylerken "AB'ye gir-nıesek de, biz kusursuz bir demokrasiyi hak ediyoruz, onun için yapılmalıyı eklemeyi unutmuyoruz, o da tamam. Hatta özellikle önemli, çünkü zaten AB'ye girmemizin daha çook uzun yıllar gerektireceği görülüyor.

AB'nin "genişlemeden sorumlu" adamı Verheugen, İtalya'nın AB'den sorumlu bakanı, kendi ağızlarıyla bunu söylemediler mi?

Biz yine de ümitle bekleyelim, o başka...

Sorular, sorular
İnsanların aklına üşüşen sorular var. Fraksiyonları, kutupları; sağı, solu, İslamcıyı, Lozan'cıyı, Sevr'ciyi falanı, filânı bir tarafa bırakırsak sokaktaki kutupsuz, sade vatandaşın merak ettiği sorular... Her an duyuyoruz bunları. İşte biri;

Ordunun MGK'daki etkisinin hemen, en kısa zamanda azaltılması gerçekten AB bastırdığı için mi gerçekleşti, yoksa ABD'nin isteğiyle mi? İlginç bir tesadüf var ortada zira. ABD'nin (Wolfowitz'in de açıkça söylediği gibi) tezkere konusundan hükümeti değil orduyu sorumlu tuttuğu biliniyor. Süleymaniye olayı bu kızgınlığın bir ifadesiydi. Abdullah Gül de Amerika seyahatinde onların bu inancını doğrular şekilde konuşmalar yapmıştı.

Bu durumda, üstelik yakında bir tezkere daha gerekeceğinden, acaba Türkiye'deki gelişmeler AB'den ziyade ABD'yi mi ilgilendiriyor ve o mu destek veriyor merakı oluyor insanlarda tabiî. Elin ağzı torba değil ki...

Asıl merakım...
Benim asıl merakım ise başka. Elbette demokratik ülkelerde sistemin güvencesi, sigortası ordu değil, demokrasinin kendisi, toplum ve Anayasa olmalı. Ama demokratik ülkelerde... Türkiye demokratik midir?

Bu Seçim ve Partiler kanunları ile, dokunulmazlıklarla, hükümetlerin tartışmadan, görüşmeden, halka rağmen çıkardığı "af kanunları", kendi paçalarını kurtaracak "ihale yasaları", "ek vergi"lerle, "YÖK Tasarısı Reformu" adı altında yapılmak istenenler, Orman Kanunu, TCK'da tecavüzü-cinayeti teşvik eden maddelerle, sık sık delinen Anayasa'sıyla Türkiye'ye demokratik ülke demek mümkün müdür?

Töre cinayetlerindeki ceza indirimlerinin azaltılması konusunda "Ama geleneklerimiz var" diyebilen milletvekilleriyle örneğin, bu iktidar demokrasi ve insan haklarından söz edebilir mi? Kadın vatandaşlarını ikiye bölen, yarısını mağdur eden Medeni Kanun'u düzeltmeden "AB'ye uyum sağladığından", "insan haklarını koruduğundan" söz edebilir mi?

Edemez... O zaman AB bu konuların göz açıp kapayana kadar çıkıveren diğer yasalarla aynı ivedilikte çözülmesini ve bu yönde demokratikleşmeyi neden aynı ciddiyefle istemiyor?

Merak ediyor insanlar. Elin ağzı torba değil ki...



Öğrenciler, okullar!
TV'lerde konuşan milletvekillerini dinlemek epeyce öğretici oluyor. "Hiçbir şey anlamayanlar "in bizimle sınırlı olmadığını öğreniyor insan en azından. Onlar da bir şey anlamıyorlar olup bitenden. Hatta CHP ve AKP milletvekilleri bir ağızdan "Yasalar oylanırken bile anlamadan elimizi kaldırıyoruz" diyorlar, ne ilginç değil mi?

Hani insanın böylesine eşsiz bir meclise sahip olduğunu, böylesine demokrasinin erdemine ermiş bir dönemden geçtiğini anlamadan yaşaması büyük eksiklik.

Biz de anlamıyoruz ama biz vatandaşız hiç değilse. Yasa yapmaktan, uygulamaktan sorumlu değiliz... Diyelim ki Milli Eğitim Bakanı "şehir içinde rantı yüksek okulları kapatıp satacağız" diyor. Atatürk Lisesi de başta geliyor ama imam hatip liselerinin adı hiç geçmiyor. Kısa süre sonra aynı bakan Atatürk Lisesi için "belki Kültür Ba-kanlığı'na tahsis ederiz, onlar kullanırlar" diyor. Demek ki satmayacak. Satmayabilir. "O zaman neden okulluktan çıkarıyorsunuz" diye soramıyor kimse. Soran olursa da cevap yok.

"Yoksul öğrencilere özel okullarda kontenjan ayrılması" ile ilgili kanun değişikliğini Cumhurbaşkanı Sezer'in 15 Ağustos'a kadar imzalaması gerekiyormuş.

"Neden iyi devlet okulları değil de özel okullar tercih ediliyor" diye soramıyor kimse. Sorulsa da cevap yok.

Daha önceki hükümetler, bakanlar mutlaka bir apklama yaparlardı böyle durumlarda. Ne oldu, bu da demokratikleşme hareketlerinin bir parçası ve onu da mı bilmiyoruz acaba?

DİĞER YENİ YAZILAR