Amerika her yerde “ılımlı İslâm” istiyor!

Haberin Devamı

Birkaç gün üstüste, dış basının ve siyasetçilerinin seçim öncesinde “Türkiye’deki en reformist, en modern, en demokrat parti” diyerek övdükleri AKP’nin seçimi kazandıktan sonra değişiverdiklerini yazdım, hatta Ortadoğulu bir yazarın (Rıdvan Esseyid) Türkiye’nin rejimini ‘Türk İslâm demokrasisi’ olarak tanımladığından söz ettim.

Dün de ‘Korkuyu üreten ben değilim’ başlıklı yazımda yabancı basının Türkiye’yi artık açıkça ‘diğer İslâm ülkelerine model, ılımlı İslâm ülkesi’ olarak gördüklerini ve bizim de bu gelişmeleri en az onlar kadar dikkatle izlememiz gerektiğini belirttim... Biraz zor olacak, henüz seçim rehavetini atamadı çoğumuz ama ben uyarmış olayım.

Nitekim dün Hürriyet birinci sayfasından ABD’nin eski Dışişleri Bakan Yardımcısı Richard Holbrooke’un bizim endişelerimizi ve yabancıların yazdıklarını, söylediklerini doğrulayan açıklamasını vermişti.

ABD’de Demokrat Parti 2008 seçimini kazandığı takdirde Dışişleri Bakanı olacağından söz edilen Holbrooke PSB televizyonunda “11 Eylül’den beri ABD dünyanın her yerinde ılımlı İslâmi demokrasiler istediğini ve bunlardan sadece iki tane (Türkiye, Malezya) olduğunu” söylemiş.

Endonezya’da ise ılımlı İslâmi yönetimin nasıl yavaş yavaş (veya hızlı hızlı) koca ülkede “radikal İslâm”a dönüştüğünü ise unutmuş.

Bir şeyi daha unutmuş; devlet işlerine dinin karıştırılmasını engelleyen laikliğin, bu söz ettiği ılımlı İslâm demokrasisinde (ki yakında ‘Türk İslâm demokrasisi’ tanımını da yaygın şekilde kullanacaklardır) nasıl var olacağı...

Benim de en çok üzerinde durduğum konu “ABD’nin çizgi filmlere güldürü konusu haline gelen 11 Eylül korkusu nedeniyle Türkiye’ye yeni bir şekil vermeye çalışması” idi. Akıllarınca bir ‘demokratik İslâm ülkesi’ modeli ile radikal İslâmcı Ortadoğu ülkelerini de değiştireceklerini sanıyorlar.

Demokrasi ne kadar dayanabilirse tabii... Bugün kız ve erkek öğrencilerin ayrı sınıflarda oturtulduğu, ayrı asansörlere, otobüslere bindirildiği okulları olan, harem-selamlık oturulan, toplantılar yapılan Türkiye sonunda İran’daki gibi “hanım eli” sıkanların veya yaşlı kadın öğretmenlerinin elini öpenlerin cezalandırıldığı noktaya gelmezse tabii...

Bununla birlikte en azından -ilk etapta Hungtington’la yaymaya çalıştıkları plânlarını açıkça söyler oldular.

Hâlâ bunun ABD için küstahlık, bizim için çok ciddi bir tehlike olduğunu düşünmüyor musunuz?

*****

Bir “ana”dır gidiyor!

Melih Gökçek aslında gerçekten bir trajikomedi olan “Ankara’da susuzluğa çözüm” önerileriyle gazetelere manşet olunca içerlemiş.

Oysa Reuters haber ajansı da dünyaya bu haberi alay ederek açıklamış.

“Belediye personeline 2 ay izin”...

“Bir 50-60 bin kişi annesine gitsin”...

“Okul tatilleri uzatılsın” gibi buluşları da kusura bakmasın alay edilmeyecek gibi değil.

Gereken zamanda “seçim öncesinde her şey kusursuz görünsün. Ayrıca kaynakları da daha çok göz boyayacak işlere harcayalım” diye önlem almayacaksınız, sonra da bu komediyi oynayacaksınız ve gülününce de alınacaksınız.

Bir belediye başkanı için tam bir zafiyet gösterisi...

Bence Gökçek hiç değilse artık konuşmasın çünkü konuşursa bu kez halk; “seçimden önce ‘ananı da al git’, seçimden sonra ‘annene git’, bunlar bizim annelerimizle neden uğraşıyorlar” demeye başlayabilir.

Ayrıca şu “müftülerin kameralar önündeki yağmur duası” da hangi PR’sinin aklına geldi bilmem ama yine iyi buluştu, kutluyorum.

Kendileri CHP’yi seçimle ilgili “6 günah keçisi” öne sürdüğü için suçlarken (Başbakan da bu konunun üstüne gitti) susuzluk için “Cenab-ı Allah böyle takdir etti” demeleri ve duaya çıkmaları kendi yanlışlarını inkâr etmekten başka bir şey değildir.

Akıllarınca yine insanları hassas noktadan; inançtan yakalayacak ve kusuru örtüverecekler.

Eh, karşılarındakiler yutuyorsa ne diyelim, kolay gelsin. Allah bol mazeretler nasip eylesin.

Amin!

(Not: CHP’nin içe kapanmak, organize olamamak, yönetimle ilgili şikâyetler, halka inememek, proje üretememek, sloganlara sarılmak ve bunların içini dolduramamak ve daha birçok hataları vardı, hâlâ var. Ciddi hatalar... Eğer önce bunları kabullenip sonra “6 neden”den söz etseydi bu kadar şiddetle tepki gösterenler sadece taraf tutmuş olacaklardı. Zira o “6 günah keçisi” yalan değildir.

Aksine, daha önceki seçimlerde görülmemiş bir çok nedenin yalnızca bir kısmıdır.

Gürültü patırtıyla, sindirerek gerçekleri gizlemeye gerek yok.

Açık konuşmak niyetindeysek “tarafsız” açık konuşalım. Bir tarafı “günahıyla sevabıyla” göklere çıkarırken diğerine sürekli vurarak olmaz!

DİĞER YENİ YAZILAR