Amerika da "dil sürçme" modasına uydu

Meraklanacak, öfkelenecek bir şey yok, Powell efendinin dili sürçmüş. Tabii şanslılar ve bu şansa şükretmeleri lazım;

Haberin Devamı

Meraklanacak, öfkelenecek bir şey yok, Powell efendinin dili sürçmüş. Tabii şanslılar ve bu şansa şükretmeleri lazım; döneminde hayran oldukları, yıllar yılı "Dünyanın bütün büyük liderleri silindi ama O ve eseri hâlâ yaşıyor" diye hayranlıklarını dile getirdikleri Atatürk yaşıyor olsaydı "sürçen diller"e bugünkü yönetim kadar sessiz bir yaklaşım göstermezdi.

O dili ne yapacağını da varsın kendisi tahmin etsin bay Powell'ın. Adının önünde saygıyla eğilen ABD başkanları Roosevelt'in, Eisenhower ve diğerlerinin sözlerini tekrar hatırlatmayacağım.

Amerikan yetkilileri ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell'in dilinin sürçtüğünü, aslında onun 'Türkiye'nin demokratik ve laik bir ülke" olduğunu sadece "nüfusunun ağırlıklı olarak Müslüman oluşunu" vurguladığını açıklamışlar hemen. Gel gör ki bu açıklama ve düzeltmeleri neden daha Türkiye'den tepki gelmeden önce alelacele yaptıklarını ve madem ki durum bir yanlış anlamadan ibarettir, kendilerinin bizden önce bu "yanlış anlama' ya nasıl düştüklerini söylememişler.

Demek ki hepsi Türkiye'nin "laik-demokratik bir hukuk devleti" olarak belirlenmiş rejim tarifini ve Pakistan'daki "İslâm Cumhuriyeti" ile arasındaki farkı pek güzel biliyorlar. Ve dilleri de sürçmüyor. Ama nedense bu farkları, ülkelerin, hele BOP, BOP (Büyük Ortadoğu Projesi) diye tutturdukları ve yutturmaya çalıştıkları bir projenin en önemli ayağı olarak gördükleri Türkiye'deki rejimi en iyi bilmesi gereken Dışişleri Bakanları bilmiyor.

Diyeceğim şu ki Atatürk olsaydı onlara öyle güzel anlatırdı ki bir daha ne Powell, ne de başka bir uyanığın dili sürçemezdi. Irak'ta ne hale geldiklerini unutmasınlar. Burası Türkiye... Onların Afganistan, Irak ve diğer Müslüman ülkelerde oynadıkları oyunları yutmaz. Her ne kadar öyle akıllı, cesur ve başarılı devlet adamlarının, gözünü kırpmadan bu Cumhuriyet için canını vermiş kahramanların soyundan geldiklerini, bugünkü keyiflerini onlara borçlu olduklarını unutanlar varsa da unutmayanlar daha büyük bir çoğunluk bu ülkede.

Powell'a kızmaya, öfkelenmeye gerek yok, o da bizdeki "dil sürçmesi" modasına uydu sadece. Türkiye'de son yıllarda bir siyasetçinin, devletin zirvesinde yer alan ismin zırvalamasını nasıl ki bir diğeri anında düzeltiyor ama o arada söylenen söz kitlelere duyurulmuş ve bir adım atılmış oluyorsa onlar da bunu benimsediler.

Genelkurmay ikinci başkanı "Ilımlı İslâm" tanımına boşuna anında karşı çıkmadı. Arkasından bunun geleceğini tahmin ediyordu. Bunun ılımlısı, ılımsızı yoktur, din bir kez siyasete karıştırılıp, devlet yönetimi tanımlarının içine girdi mi sonu gelmez.

Kendini Pakistan, İran, Ürdün veya bir başka Müslüman ülkeye benzemiş (veya benzetilmiş) buluverirsin. Zira artık Müslüman krallıklar bile İslami Cumhuriyet olduklarını sanıyorlar.

Başbakan Tayyip Erdoğan da "Ne demekmiş ılımlı İslâm, bunu kabul etmemiz mümkün değil" dedi ama arkadan gelen açıklama Türkiye'nin rejimini kesin bir dille anlatmak yerine "Müslüman Müslümandır, dinimiz aşırılıkları kabul etmez, laiklik de bunun güvencesidir" gibi esnek sözlerdi.

Amerika'nın Türkiye'ye biçtiği "BOP'ta rol model" Powell'in sözüyle birleştiğinde mevcut modele de el uzatmaları endişesi doğal olarak ortaya çıkıyor. Türkiye Afganistan veya bir Arap ülkesi değil kendi modelini "AB'nin içinde" olarak belirlemiş bir ülke. Artık Kıbrıs zaferi(!)ni bir yana bırakıp bunu, en kesin ve anlaşılır bir dille Hükümet'in, özellikle de Dışişleri Bakanı veya Başbakan'ın açıklaması gerekiyordu. Dil sürçmesi hikâyelerini yutmayacağımızı biz mi anlatacağız?

(NOT 1: Biz anlatacaksak ben hazırım!!)

(NOT 2: Onlar bize "anlatmak için" çuval denemişlerdi, biz de farklı bir yol mu düşünsek acaba?)

DİĞER YENİ YAZILAR