Ambulans size de gerekebilir!

Bu sözü duyunca ilk tepki; tahtaya vurup "Aman Allah korusun" demek olur biliyorum. Zira ben de aynı şeyi yapıyorum

Haberin Devamı

Bu sözü duyunca ilk tepki; tahtaya vurup "Aman Allah korusun" demek olur biliyorum. Zira ben de aynı şeyi yapıyorum. Allah korusun ama inanın bana en beklemediğiniz anda gerekebiliyor.

Bana babam mide kanaması geçirdiğinde, annem ise düşerek kolunu ve kalçasını kırdığında gerekmişti. Öyle anlarda ambulansın önünü tıkayanlara nasıl da sinirleniyor insan... Bunu tam olarak anlayabilmek için ambulansın çevresinde değil, içinde olmanız gerekiyor.

Bir yandan elimle "çekil" işareti yaparken öndeki arabalara bir yandan da "çekilin ordan, açın şu yolu" diye bağırıyordum. Onlar beni duymuyorlardı ama ben tekrarlayıp duruyordum. Bazen dakikalar sürüyordu çekilerek yolu açmaları... Ve o dakikalar bana bir ömür gibi geliyordu. O günlerden kalma bir alışkanlıkla, ne zaman bir ambulans görsem refleks olarak aynı tepkiyi veriyorum.

Birkaç gün önce Ortaköy'le Beşiktaş arasında Çırağan Caddesi'nde ilerlerken arkadan gelen siren sesiyle anında kenara çekildim. Önümdeki bir iki araç da hemen çekildi. Ama lacivert Hyundai marka bir araç ambulansın önüne dikildi kaldı. Bir türlü çekilmiyor.

Ben yine transa geçtim, elimle destekleyerek "çekil, çekil önünden" diye bağırıp duruyorum. Beşiktaş'a vardığımızda ambulans hâlâ birkaç araba önümüzdeydi. Biraz sonra Hyundai'nin içini görecek kadar yaklaştık ve sürücünün cep telefonuyla konuştuğunu gördük. O anda bir insanın hayatıyla oynuyor olduğunun farkında bile değildi.

Türkiye'de çok ciddi bir "ambulans bilinci" çalışmasına ihtiyaç var. Hatta "itfaiye, ambulans ve diğerleri" diyebiliriz: "Geçiş üstünlüğü olan araçlara derhal çekilerek yol verme" bilinci.

Acil servis telefonlarını gereksiz yere meşgul etmeme bilinci. 112 Acil Servis Hizmetleri'ni bir günde ortalama 160 bin kişi arıyor ama bunların sadece 600'ü "gerçek vaka"... Böyle bir sorumsuzluğu en geri kalmış ülkelerde bile göremezsiniz.

* Hasta bu nedenle ambulansa telefonla ulaşamıyor.

* Ambulanslar hastaya zamanında yetişemiyor.

* Ambulanstaki hastalar trafik nedeniyle hastaneye zamanında yetişemiyor.

* Ambulansların çoğu tam ekipmana sahip değil.

* Bazı ambulanslar amaç dışı kullanılabiliyor. Bazı illerde çok az sayıda ambulans var.

* Özel ambulanslar gişelerde sıraya girmek ve para ödemek zorunda kalıyor.

Olumsuzlukların hepsini saymaya kalksak bu köşe yetmez. Biz de yıllardır hepsini bilir ama sorunu bir türlü çözemeyiz.

Denizatı isimli bir tanıtım şirketinin "Ambulans Bilinçlendirme Projesi" tam bu konuyu yazmak istediğim sırada bana ulaştı. Denizatı; ambulansın işlevlerini, yolların yetersizliği, trafik sıkışıklığı gibi sorunları, ambulans çağırma ve beklerken yapılacaklarla ilgili bilgileri anlatarak toplumu bilinçlendirmek, işbirliği sağlamak için 3 aylık bir proje hazırlamış.

Kısa zamanda yoğun bir çalışmayla konunun çözülmesi mümkün olacak. Ama bunun için Sağlık Bakanlığı'nın veya hastanelerin, kuruluşların desteğine, TV'lerin yardımına ihtiyaç var.
Böylesine önemli bir konuda artık herkesin elinden geleni yapması gerekiyor.

Bakanlık ve diğer ilgilenecekler için adres: info@denizati.info

Oyumu verecek kadar..!
Bugün yine bilinçli ve dikkatli bir okurumun sesine kulak vereceğim, keşke benim gibi Başbakan Tayyip Erdoğan da halkın sesine kulak vermeyi denese...

Kanundışı Kur'an kursları konusunda yapılan takiyye o kadar çok insanı rahatsız etti ki 'mail'ler durmak bilmiyor. En çok üzerinde durulan konu takiyyenin kendisi; yani hukuka da yer veriyormuş gibi yapıp cezayı bir yıla indirmek ama aslında "para cezası sınırı" na çekildiği için hukuk korkusunu tümüyle ortadan kaldırmış olmak... Ve tabiî, yapılan buna benzer diğer aldatmacalar.

Melih E. isimli okurum 3 Haziran'da gönderdiği "Kadınlarımız laik Türkiye'nin teminatıdır" başlıklı 'mail'ine birkaç ay önce okuduğu bir kitaptan söz ederek başlamış. Şöyle devam ediyor:

"Orada bazı şahısların nasıl organize olarak memleketin altını oymaya çalıştıklarını yazıyordu. Kendilerine de bir hedef koymuşlar: 2015 yılı... İşte o zaman geldiğinde Türkiye artık bütün yönetim kadroları ile istenen kıvama gelmiş olacak. Yani kafalarında oluşturdukları ihtilâli sessizce bitirecekler(...) Şimdi açık yüreklilikle konuşalım, tamam ekonomi biraz yoluna girer gibi oldu, enflasyon bariz bir şekilde azaldı. İyileşmeye dair görünür işaretler var. Bunu da hükümet yaptı. Ama gelin görelim ki her ileri atılan üç adımdan sonra araya böyle dini konularla ilgili mevzular sokuşturuyorlar, ciddi şüpheler uyandıracak şekilde amaçları doğrultusunda adım atıyorlar. İnsan ister istemez şu noktaya geliyor:

Her yapılan şey bahane, saf halkın gözünü boyama. Üç düz adım atalım ama sonra da kendi istikametimize bir adım atalım, bakalım dinleyelim. Tepkiler ne yönde, menfi ise adımı geri alıp bekleyelim. Nasıl olsa onun da vakti gelir (...) Adım adım hedeflerine yol alıyorlar. Öyle olmadıklarına tam inanacak gibi oluyorum. Hatta oyumu da verecek kadar tava geliyorum. Sonra bir bakıyorum amaca hizmet için zorlama yapmışlar(...)

Ruhat Hanım, bu gidişe kim dur diyecek?..."

Vallahi bu sorunun cevabını bilmiyorum Melih Bey. Umarım yine kendileri derler. Zira dediğim dedik, çaldığım düdük anlayışındaki iktidarların Türkiye'de nelere yol açtığını daha önce hep birlikte yaşadık.

Umalım da o "dur"u bu kez kendileri desinler!

DİĞER YENİ YAZILAR