Onu denize hakim bir kayalığın yanıbaşında otururken sık sık görüyordum. Akşamın inmeye başladığı saatlerde gözlerini ufka dikerek öylece oturur, etrafta olup bitenlerle hiç ilgilenmezdi.
Kızgın yaz güneşinin iyice altın rengine boyadığı sarı saçları, ince uzun vücudu ve bronz teniyle Rönesans döneminin erkek heykellerini anımsatırdı.
Sanki akşam güneşi altında kıyıya vuran dalgaları tek tek içiyormuş gibi dikkatle sahili izlerken yüzünde gençliğin masumiyeti ile hüzün ve mutluluk karışımı duygular okunurdu. Yaz boyunca arabamla önünden her geçişimde bir an duraklar, bu farklı, anlamlı ifadeye bakarak hep aynı yerde oturmasının nedenini düşünürdüm.
O kadar gençti ki diğer gençler gibi gezip eğlenmek yerine burada oturarak denizi seyretmesi şaşırtıyordu insanı.
Sonra bir gün... Onunla son kez karşılaştığımda yanında biri kız, diğeri erkek iki arkadaşı olduğunu gördüm. Aralarında şakalaşıyor, kahkahalarla gülüyorlardı. Sevinerek gülümsedim. Yanlarından geçerken onlar da hafif meğilli yoldan yukarı doğru çıkmaya başladılar.
O oturmaya devam ediyor, iki arkadaşı ise... Tekerlekli sandalyesini itiyorlardı. Dudaklarımda donan tebessümle öyle kalakaldım. Altın saçlı genç adam yürüyemiyordu.
Her gün, her Allah'ın günü orada oturmasının nedeni buydu demek. Acaba geçici bir rahatsızlık veya bir kaza mıydı neden, yoksa sürekli bir 'engel' mi? Bilmiyorum, ama sebep ne olursa olsun yürüyebilen bir çok insandan daha şanslı olduğuna inanıyorum onun.
Doğanın güzelliğini duyarak, hissederek yaşayabiliyor, içten kahkahalarla gülebiliyorsa bir çoğumuzdan daha şanslı. Burnunun ucundaki güzellikleri, mutlu olması için yeterli olan sağlığını farketmeden, hissedemeden, değerlendiremeden ömrünü ihtiraslar peşinde, mutsuzluk içinde tüketen kimbilir kaç milyon geçiyor bu dünyadan...
Altın saçlı genç size de sahip olduğunuz ama unuttuğunuz şansları hatırlatabildi mi acaba?
Karizma yeterli mi?
Bir süre önce Mustafa Sarıgül'ün CHP liderliğine soyunması ile ilgili bir yazımda 'Sarıgül CHP'de yeni olduğu için onun liderliğe aday olmasına eskiler kızıyor, ondan önce sırada biz varız diyorlardır. Ama liderlik yalnız sırayla değil, biraz da karizmayla olur' demiştim.
Tekrar vurgulamak istiyorum. Evet, biraz da karizma ama daha çok; dikkat, iyi niyet, saygı, dürüstlük ve diğer olumlu özellikler gerekli.
Salı akşamı Londra'da Türkiye'den gelen ve İngiliz Tiyatrosu'nun merkezi olan "West End"de sahne alan 'Flames Of Passion dans gösterisini izleyenler arasında İngiltere'nin Ankara Konsolosu Dominic Clisold da vardı. İstanbul'daki bomba olayından sonra oraya gelip beş ay görev yapan, bu nedenle (aynı gün) Kraliçe'den OBE nişanı alan Konsolos'la gösteri başlamadan önce yaptığımız konuşmada "AB üyeliğimiz ve bu süreçte beklenenler"den bahsederken bir ara Başbakan Tayyip Erdoğan'la karşılaşmasından söz etti.
Onun vücut dili, konuşması ve göz teması ile etkileyici, karizmatik bir siyasetçi olduğunu söyledi.
Hak verdim ona. Tayyip Bey gerçekten de bulunduğu ortamda varlığını hissettiren bir insan. Ama yeterli mi?
Türkiye'nin son döneminde başbakanlık yapanların hemen hepsi karizmatik değiller miydi? Ama sonuçta çoğunun verdiği zarar yarardan fazla olmadı mı?
Karizma iyi, hoş ama gerçekten bence artık bu konuyu da tartışmaya açmanın zamanı geldi. Umarım Tayyip Erdoğan kendisine ve partisine oy kazandıran karizmasını olumlu işlerde değerlendirir. Ama öte yanda diğer siyasi partiler içinde fazla karizmatik olmamakla birlikte kusursuz liderlik yapabilecek isimler var. Geçmişte de oldu.
Dikkat ediyorum, isimleri gündeme geldiğinde en aydın insanlar bile "Onun yeterli karizması yok" diyorlar. Sadece bu nedenle o insanlar ya ortaya çıkmaya çekiniyor veya çıksalar bile yarışta geri kalıyor.
Tartışmamız gerekmez mi sizce de?
Ve bir güzel olay!
Hangi partide olursa olsun ayakta alkışlar, şapka çıkarırım böyle davranışa. Hangi partinin yöneticisi olursa olsun saygı, hayranlık duyarım.
Yapılan "normal olan dır aslında. Medeni ülkelerde normal olarak böyle davranılması beklenir ama bizimki gibi medeniyet adına arka arkaya "yasa paketleri" hazırlanmasına rağmen kafaların eski hamam, eski tas devam ettiği bir yerde hayranlık duyulur.
CHP Genel Sekreteri Önder Sav, Adıyaman'da, aday olmak isteyen bir diş hekiminden milyarlarca lira para alan ve bir ev edinen ilçe başkanının hemen istifa etmesini istemiş. Evi de elinden alarak parayı veren diş hekimine devredilmesini sağlamış.
Önder Sav'ın siyaset anlayışını, dürüst ve ilkeli davranışını kutluyorum. Onun gibi davranabilen siyasetçilerin sayısı arttıkça bu toplumun ümidi ve şansı da artacaktır.
Bravo Sayın Sav, bin kez bravo!
Altın saçlı adam...
Onu denize hakim bir kayalığın yanıbaşında otururken sık sık görüyordum. Akşamın inmeye başladığı saatlerde gözlerini ufka dikerek öylece oturur, etrafta olup bitenlerle hiç ilgilenmezdi
Haberin Devamı

