Altın kalpli kötü adam!

Bizde herhangi bir konuda gerçekleri su yüzüne çıkardığınız zaman anında tepki çeker, kötü adam olursunuz. Ama birilerinin 'kral çıplak' demesi, kötü adam rolünü üstlenmesi gerekiyor

Haberin Devamı

Bizde herhangi bir konuda gerçekleri su yüzüne çıkardığınız zaman anında tepki çeker, kötü adam olursunuz. Ama birilerinin 'kral çıplak' demesi, kötü adam rolünü üstlenmesi gerekiyor.

İster istemez ben de bu filmin kötü adamlarından biriyim işte, kader utansın. Altın kalpli bir kötü adam!

Aynen böyle; çoğunluğun iyiliği için 'birilerine göre' kötü adamlığı üstleniyoruz. Geçenlerde Prof. Hüseyin Hatemi'nin konuşmasını yorumladığım yazıya karşılık gönderdiği mektupta belirttiği gibi 'kötü kalpli' oluveriyoruz bir çırpıda.

Oysa hepimizin aradığı gerçekler, gelişim, değişim, bilim ise karşımızdakine öfke duyacağımıza tepkisindeki haklılık derecesini anlamaya çalışmak, konu çerçevesinde cevap vermek daha dürüst ve akıllıca değil midir? İçinde hiçbir hakaret bulunmayan, sadece açıklamasını irdelediğim yazı için "bundan sonra benzer bir yazıyla karşılaştığında yargıya başvuracağını" söylüyor Bay Hatemi.

Buyrun demekten başka ne söylenebilir; yargı, hepimizin yargısı. Saygımız sonsuz...

Bugün payıma düşen rol 'hastane cadısı.' Konu hastanelerimizin denetimsizliği ve insan hayatıyla oyuncak gibi oynamaları. Sanki birçoğunun amacı hastaları iyileştirmek değil de öldürerek nüfus plânlamasına katkıda bulunmak.

Levent'teki HSBC Bank'ın bombalanması olayında ağır yaralanan 31 yaşındaki şoför İstinye Devlet Hastanesi nde ameliyat edilmiş. Bir süre sonra vücudunda metal parçası unutulduğu anlaşılarak ikinci kez ameliyata alınmış.

Hasta doktorların 'iyileşiyor' dediği günlerde ölünce Sarıyer Cumhuriyet Savcılığı ameliyatı yapan iki doktor için soruşturma başlatmış. Ve şimdi bu doktorlardan biri "röntgen laboratuvarı -idarenin bilgisi dahilinde- bozuk olduğu için parçayı göremedik" diyor.

Sorarım size (tabii önce Sağlık Bakanlığı'na) röntgen cihazı çalışmayan koca bir devlet hastanesi olur mu? Bırakın hastaneyi böyle bir klinik bile anlayışla karşılanabilir mi?

Benzer olaylar 'alet bozuktu, yeterli alet yoktu' gibi mazeretler birçok hastanede, yoğun bakımlarda bile mevcut (ben Şişli Etfal'dekine şahit oldum, trafik kazası geçiren bir genç o nedenle yaşamını yitirdi, bir üniversite hastanesinin başhekimi yoğun bakımdaki eksikleri kendisi söyledi), peki insan hayatı gerçekten oyuncak mıdır?

Sağlık konusu birçok ülkede yönetimlerin ilk ele aldığı ve çözdüğü konudur, biz neden susuyor ve bekliyoruz?

Ve bakanlığa bu vurdumduymazlığın hesabı neden sorulmuyor?

Aşağıda bu yazıdan birkaç gün önce yazdığım bir başka hastane hikâyesini okuyacaksınız. Böyle giderse sonu gelmeyecek gibi görünüyor.

Tek bir an, tek bir tercih!
Perşembe sabahı çok sevdiğim bir yakınım, arkadaşım telefon etti. Birkaç gündür göğsünün ortasında bir ağrı hissettiği için huzursuz olmuş ve nihayet Çarşamba gecesi ağn şiddetlenince Siyami Ersek (Kalp ve Damar Hastalıktan) Hastanesi'ne gitmiş. Kısa bir muayene ve kardiyogramdan sonra sakinleştirici bir ilaç vererek evine göndermişler.

Sabah bizi aramış. Duyar duymaz 'Doğru Dr. Bingür Sönmez ve Dr. Deniz Şener'e gidiyorsun' dedim 'Hiç vakit kaybetmeden, hemen şu anda'...

Böyle durumlarda hastalığın ne olduğuna da bağlı olarak hızla düşünür ve 'İstanbul'daki en iyiler' arasında bir seçim yaparım. Çok kötüler olduğu gibi çok iyi hastanelerimiz ve doktorlanmız da var. Benim ilk aklıma gelenler kendim ve ailem için güvenilir tercihlerim olan İstanbul Cerrahi Hastanesi, International Hospital, Florence Nightingale, Amerikan Hastanesi ve bunların doktorlandır. Hastane temizliğine, bakımına, disiplin ve güleryüze verdiğim önemin de bu tercihlerde rolü olduğunu söylemeliyim.

Ve tabii kalp konusunda Memorial, yukarıda ismini verdiğim doktorları ve temizliği nedeniyle. Arkadaşım Tamer beni dinleyerek bir saat içinde Memorial'a gitti. Dr. Deniz Şener'in muayenesi sonunda hemen anjiyoya alındı. Bir gece dinlenip gerekli işlemler yapıldıktan sonra da Cuma sabahı 'balon' tekniğiyle tıkalı olan damarı açıldı ve içine 'stant' kondu.

Kalpteki üç ana damardan biri tamamen tıkanmış ve hastaneye tam zamanında gitmiş.

Şimdi ben Tamer için sevinirken Siyami Ersek ve hastaları için üzülüyorum.

Bir tarafta bu kadar tehlike altındaki hastasını sakinleştirici vererek eve gönderen hastane, öte yanda hayat kurtaran hastane.

Tek bir an, tek bir tercih sonunda.

Ama her şeyi değiştirebiliyor.

Sağlık Bakanlığı hastanelerin hiç değilse acil servislerini, yoğun bakımlarını denetlesin diye boşuna çırpınmıyoruz görüyorsunuz!

DİĞER YENİ YAZILAR