Geçen seçimde halk koalisyon partilerinin icraatından memnun olmadığı için iktidar partilerini toptan cezalandırdı. Hepsi baraj altında kaldılar.
AKP “değiştiği, artık laik-demokratik rejime saygılı bir parti olduğu” söylemiyle, her ne kadar seçmenin sadece üçte birinden oy aldıysa da yanlış “Seçim Kanunu” nedeniyle Meclis çoğunluğuna sahip olarak iktidar oldu. Ona oy verenlerin çoğu Genel Başkan Tayyip Erdoğan’ın bir daha aynı hataları tekrarlamayacağına inanmak isteyerek daha önce laikliğe karşı yapmış olduğu konuşmaları unutmayı tercih etmişlerdi.
Oysa AKP döneminde sadece laiklik kuralı olarak; devletin tüm dinlere eşit mesafede durması, bu nedenle dini simgelerin kamusal alanda yasak olması nedeniyle toplumun bölünmesi, aynı dinden insanların kutuplaştırılması devlet dairelerinde “hakedenin” değil sadece partili ve aynı görüşte olanların görülmemiş boyutta kadrolaşması, belediye ihalelerinde de benzer tercihlerin sürdürülmesi partiye özellikle kendi tabanı dışında oy verenlerin güvenini sarstı.
Bu dönemde ülkede can ve mal güvenliği sıfırlandı, şiddet ilköğretim okulllarına kadar indi. İnsanlar sokağa çıkmaktan korkar oldular.
“Ekonomi iyi” denmesine rağmen aç ve işsiz insan sayısı azalmadı, arttı.
Yakında deprem beklenen şehirlerde bile vatandaşın can güvenliğini sağlayacak hiçbir önlem alınmadı.
Türkiye’nin iç politikası gibi dış politikasında da büyük hatalar yapıldı. Ne Kıbrıs, ne Ermeni, ne de Ortadoğu (özellikle Irak) ile ilgili başarılı bir siyaset sürdürülebildi.
MEHMET AĞAR AÇIKLIYOR!
Ve Türkiye 2007 yılında, 2002’de olduğundan çok daha ciddi sorunlarla karşı karşıya...
Dokunulmazlıklar bütün ısrarlara rağmen kaldırılmadı (suç dosyası olan Hükümet üyeleri ve milletvekilleri bu zırhın arkasında durmaya devam ettiler).
Seçim ve Partiler yasaları değiştirilmedi. Bu nedenle de Türkiye hâlâ demokratik bir yönetime kavuşamadı.
Bütün bu nedenler CHP’ye oy verecek seçmen dışındaki geniş bir kesimde merkez sağda yeni bir parti veya merkez sağ partilerin aynı çatı altında toplanması isteği yarattı.
Merkez sağ partiler arasında en yüksek oy potansiyeline sahip görünen DYP’ye uzun süredir bu yönde baskılar sürmekteydi, bununla birlikte kısa süre öncesine kadar DYP Genel Başkanı Mehmet Ağar bir birleşmeye veya seçim ittifakına karşı görünüyordu.
Sonra onun Süleyman Demirel ve Mesut Yılmaz’la bu konuda görüşmeler yaptığını duyduk. Ve Ağar uslûp değiştirdi... Artık “herkesi kucaklayarak toparlanmak”tan, “bu konuda katkı verenlerin siyaset tarihine geçecek olumlu bir iş yapmış olacağından” söz ediyor.
Evet doğru, bunu yapanlar ve ihtiyaç hissedilen alternatifi doğuranlar gerçekten çok önemli bir görevi yerine getirmiş olacaklar.
DYP Genel Başkanı Mehmet Ağar bu birleşmenin nasıl olacağını, neden fikir değiştirerek merkez sağda birleşmeyi kabul ettiğini, birleşmenin “Demokrat Parti’yi canlandırmak” anlamına mı geleceğini Pazar günü STAR TV’de benim hazırlayıp sunduğum Her Açıdan’da anlatacak.
Ben de merakla bekliyorum!
Kriminal vaka değilmiş, yok canım!
Artık hayretin ve dehşetin zirvesinde dolaşıyoruz ama vurdumduymazlığın bu kadarı insanı hâlâ hayrete düşürüyor.
İstanbul’un göbeğinde bir ailenin aslan gibi iki genç oğlu (biri geride bir bebek ve eş de bırakarak) iki cani tarafından ölüme gönderildi.
Her tür ağır suçtan sabıka dosyaları kabarık ama bütün suçlular gibi serbest iki kişi onlara bıçakla saldırarak denize attı ve boğularak ölmelerine sebep oldu. Ve bu iki gencin anasının feryatları yürekleri parçaladı.
Olay dehşet verici ama İstanbul Valisi’nin açıklaması daha da dehşet verici...
Vali Muammer Güler “Rögar kapağının kapatılmaması da, bu olay da bir magandalık türüdür. Bu kriminal vaka değildir, polisiye vaka değildir. Toplumsal vakadır” demiş.
Ağlamakla sinirden gülmek arasında kalıyor insan... Bu lâflarla İstanbul’da had safhadaki güvenlik sorununun sorumluları (Valilik, Emniyet, İçişleri Bakanlığı) toptan işin içinden çıkmış oluyorlar.
Yine aynı örneği vereceğim ama, Vali Güler’in söylediği doğru olsaydı New York’ta suç oranı tek bir belediye başkanının gayretleriyle minimuma indirilemezdi.
Can güvenliği başıboşluk nedeniyle ortadan kalktı ve bunun sorumlusu yukarda saydıklarımın hepsidir.
Güldürmesinler insanı!
(Not: “Dilara” olayında bilirkişi “Anne de suçlu olabilir” şeklinde karar vermiş. Hiç şaşırmadım, neden acaba?)

