AKP'nin bitmeyen kavgası!

AKP Hükümeti giderek iyice agresiv, milletle ve devletle çekişen bir tutum sergilemeye başladı.

Haberin Devamı

AKP Hükümeti giderek iyice agresiv, milletle ve devletle çekişen bir tutum sergilemeye başladı.

Hangi konu gündemde öne çıkarsa o konuda kavga var. TV'lerde 24 saat şiddet filmleri, dizileri izletilen, bu da yetmediği için Banu Al-kanla sevgilisinin veya Sem-ra'nımla eski kocasının saç saça, baş başa kavgalarıyla takviye yapılan şiddet gösterileri, siyasette de lider kavgaları, Başbakan ve bakanların meydan okuyan, argolu konuşmalarıyla tamamlanıyor.

"N'olucak bu memleketin hali" sorusu zaman zaman temposunu yitirirdi, son günlerde kimle ko-nuşsam ilk soru yine bu... Ve her yaştan insan büyük bir endişeyle sormakta...

Bakan ağzıyla provokasyon
Son iki olaydan biri Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün, Danıştay'ın türban karan için "Bu anlayış diktatör rejimlerin felsefesidir... Bizim anlayışımız hep pozitif özgürlüklerden yanadır... Böyle bir yaklaşımla yarın oruç tutan bir öğretmeni bile "öğrenciye yanlış örnek oluyor' diye suçlarsınız" sözleri...

Dışişleri Bakanı'nın cümleleri daha önce bazı köşe yazarları tarafından aynen yazıldı. Ama köşe yazarlarının yazmasıyla, devletin bir parçasını temsil eden Bakan'ın konuşması, devletin yargı kurumuna "diktatör anlayışlı" demesi aynı şey değildir.

Hükümet ve Meclis üyeleri üsluplarına dikkat etmek ve bir yüksek mahkemenin kararını eleştirirken -duyguları ne olursa olsun- ölçülü olmak zorundadırlar.

Bunu söylememiz karara arka çıkmamız demek değil ama bizler vatandaş olarak yargının kararlarına saygılı davranarak kabul ediyor ve ceza durumunda da bu cezalan çekiyorsak bir bakanın da hoşlanmadığı bir karara bu üslupla karşı çıkarak yargıyı yerle bir etmesi onaylanamaz.

Karan beğenmeyebilirsiniz ama bunu anlatmanın halkı sükunete davet eden, saygıyı aşmadan doğru mesajı veren bir üslubu vardır. Rektör Yücel Aslan'ın tutukluluk halini sürdüren kararlarda "Yargıya saygı duyulması" gerektiğini söyleyenlerin, hatalı buldukları bir kararda en aşın ifadelerle yargıyı dikta anlayışıyla itham etmeleri nasıl bir çelişkidir?

Oruç tutan bir öğretmenin suçlanabileceği örneğinin bir bakanın ağzından çıkıyor olması toplumu, hele de karikatür olaylarıyla zaten duyarlı hale gelmiş toplumu provoke etmez, hatalı tepkilere sürüklemez mi?

(Pozitif özgürlüklerden yana olan AKR kadını özgürleştirecek ve aynı zamanda şiddetten koruyacak olan Medeni Kanun Mal Rejimi Yürürlük Maddesi'ni değiştirmeye neden hiç değinmiyor acaba?)

Lan terbiyesiz!
Argolar ve hakaretler de bitmedi, Başbakan halktan gelen bütün tepkilere rağmen aynı hızla devam ediyor. Mersin'de kendisine "Anamızı ağlattınız" diye seslenen bir çiftçiye "Lan terbiyesizlik yapma" cevabını vermiş.

Tarafsız gözle bakın lütfen, kendisi de baksın; dünyanın herhangi bir ülkesinde, herhangi bir vatandaşın ülkeyi yönetenlere böyle bir tepki vermesi mümkündür (kasa fırlatan esnafları bile görmedik mi biz?)

Başbakan in "Anasını satayım" dediği bir ülkede haliyle daha çok mümkündür. Peki anasını satan ve öte yanda Avrupa ülkelerine "medeniyetler ittifakından, "hoşgörü" den söz eden bir başbakanın "Anamızı ağlattınız" şikayetine bu cevabı vermesini kim hoş görebilir?

Vatandaş, her kim ise; "Lan terbiyesizlik yapma" sözüne "Lan mı, canın sağ olsun" cevabını vermiş. Yanından ayrılırken de "Suya muhtaç olduk, lan diye hitabetme, ayıp be" demiş. En azından daha saygılı.

Çok merak ediyorum, Tayyip Bey'in içi rahat mı acaba?

Kendisi ve partisi bu çok yönlü çekişmeyi nereye kadar sürdürmeyi düşünüyor?

Vatandaş soruyor!
Sadece bir mektup alıyorum ben-zerleri arasından... Avukat Süleyman Acar'ın haklı ve güzel mektubunu.

"Sayın Ruhat Mengi

Günlerdir, aylardır ve yıllardır toplum olarak (DİN)le yatıp, (DİN)le kalkıyoruz.

Bu toplumun konuşacak, üzerinde düşünecek ve çalışacak başka bir derdi, konusu yok mu?

Öbür dünya üzerine bu kadar kafa yorarken, bugünleri kaçırmıyor muyuz? Türban, imam hatip, namaz kılma, karikatür krizi gibi hep din odaklı konuların yanına (Kurtlar Vadisi filmiyle) milliyetçi duygular da girdi. Gerçekte dünyada her alandaki başarısızlıklarımıza karşı dini ve milliyeti ön plana çıkararak kendimizi tatmin etmiş olmuyor muyuz?

Dünyanın en borçlu ülkelerinden biri olmamız, yaşam kalitesi açısından dünyada 89. sırada bulunmamız, araştırma geliştirmeye (ARGE) ayrılan pay açısından yine son sıralarda olmamız, ülke içinde giderek artan yolsuzluk, yoksulluk, işsizlik, adaletsizlikler neden bizleri tedirgin etmiyor da sadece manevi tatmin yollarına sapıyoruz?

Toplumu bilerek ya da bilmeyerek çatışma ortamına sürükleyecek bu tür yönelmelere dikkat çekmenizi rica ediyorum. Saygılarımla."

Avukat Acar'ın söz ettiği şikayet, işte dinin devlet işlerine karıştırılması, özellikle bizde son yıllarda olduğu gibi her an, her fırsatta karıştırılması... Devlette bunun önlenmesinin, ortaya çıkmaması için alınmış olan "laiklik" önleminin önemi...

Bu olmadığı zaman, onun dediği gibi yolsuzluk, yoksulluk, işsizlik ortada duruyor ve toplum 24 saat dinle meşgul ediliyor. Hükümetler için ne kolay bir yöntem değil mi?

Sokakta türban yasağı
Dün başladığım yazının bu kısmında bazı siyasetçi ve yazarlar tarafından "insanların türban hakkının elinden alınması" veya "Müslüman ülkede Müslümanlara baskı yapılması" olarak yanlış yansıtılan laikliğin gerçek anlamını bir kez daha vurgulayacağım. Bunu yaparken sokakta türban yasağının laiklik sınırlarını aştığına inandığımı da bir kez daha vurguluyorum. Bıraktığımız yerden devam ediyoruz.

***


Birilerinin tekrarlayıp durduğu gibi "Müslüman toplumda Müslümanlığın gereği olan türban" ı
yasaklayan bir kural değil bu.

Laiklik, devletin her dinden, inançtan vatandaşa (hiçbir dine inanmayanlara da) aynı mesafede
durması, aynı özgürlüğü tanıması demek olduğu gibi, belli bir inancın devleti ele geçirmesini veya o devleti temsil ediyor görünmesini önlemek amacını taşıyor. Aynı dinden olan nüfus çoğunluğuna ayrıcalık tanınmamasını, diğer din ve inançta olanları korumak amacını da taşıyor. Yani laiklik sadece Türkiye'de "türban"! yasaklamıyor, Fransa'da, İtalya'da "haç"ı da yasaklıyor.

Tartışmayı yanlış zemine oturtup laikliği "din karşıtlığı" olarak gösterenler aynı zamanda toplumu türban üzerinden "dindarlar", "dindar olmayanlar" şeklinde bölmeyi sürdürüyorlar ki insanın kendi toplumuna yapabileceği bundan daha büyük bir kötülük olamaz.

Umalım da bu hatayı daha fazla sürdürmesinler.

DİĞER YENİ YAZILAR