Biz bu filmi daha önce görmüştük. Hem de bir değil, birçok kez... Türkiye'yi yönetmek için vaatlerle başa gelen hükümetler verdikleri sözleri unutmakta "kendi çıkarları için" yarar görmüşler ve üç maymunlar gibi "görmedim, duymadım, söylemedim" yaparak elleriyle gözlerini, kulaklarını ve ağızlarını sıkı sıkıya kapatmışlardı.
Ama olmadı. Bu oyunun tutmadığı, milletin de verilen sözlerin unutulmasını(!) yutmadığı her seferinde görüldü... Halk, kendisini aldatanları sildi süpürdü ve doğru davranacağına inandığı yeni birilerini aradı.
Böyle olduğunu bilmelerine rağmen yeni gelenlerin neden hâlâ israrla üç maymunluğa heveslendiklerine akıl sır erdirmek mümkün değil.
Ben bu durumu, her tür rezaletin sergilendiği TV programlarını, "Semra Teyze"leri İsrarla izleyen ve hatta yılbaşı ekranlarını bile bunlarla dolduran anlayışa olan güvenlerine bağlıyorum. "Bu millet Semra Hanım'ı da beğenip baş köşeye oturtuyorsa bizim yaptıklarımızı da yutar" anlayışına...
Büyük yanılgı! Türk milleti bunları izliyor izlemesine de iş siyasete gelince, kendi geleceğini bire bir ilgilendiren noktaya varınca iyi düşünüyor ve kararını öyle veriyor.
Cumhurbaşkanı'nın 2005 beklentisi
Ayın 30'unda Perşembe günü "bizim 2005 beklentilerimiz''! yazmıştım. Demokratik bir ülke olmak için "seçim" ve "siyasi partiler" yasalarının değiştirilmesinin, "milletvekili dokunulmazlıkları"nın sınıflandırılmasının yeni yıl içinde artık kaçınılmaz olduğunu. Cumhurbaşkanı Necdet Sezer de yeni yıl mesajında bu üç konuya öncelik vermiş ve "ivedilikle ele alınması" gerektiğini söylemiş.
Basın, her ne kadar sık sık Türk siyasetçileri tarafından "kendilerine karşı bir tutum" almakla suçlansa da, Türkiye'de basına yapılanlar dünya basın örgütleri tarafından "basın özgürlüğüne, bilginin özgürce dolaşmasına darbe" olarak değerlendiriliyor ve bu durumun derhal değişmesi gerektiği söyleniyor.
Basın halkın sözcüsü, halkın aynası. Beğenseler de, kızsalar da onun uyanlarını dikkate almak zorundalar. Aynı uyarıyı Cumhurbaşkanının da yapması AKP için kayıp değil, kazanç bence.
2005 yılında (hatta ilk yarısında) 'üç maymunlar'ı oynamaktan hemen vazgeçmeleri kendileri için iyi olacak!
Kadınlar vitrin mi?
AKP Afyon Milletvekili Reyhan Balandı "Afyon İl Başkanı kadın eli sıkmıyor, kadın milletvekili olduğum için davet mektuplarına unvanımı yazmıyor" diyerek partisinden istifaya kalktığında önce pek şaşırmıştım. Haklıydım da, bizde normal olarak milletvekilleri güçlü durumunu koruyan bir partiden kolay kolay istifa etmezlerdi.
Oysa şimdi, olayın devamında duyuyoruz ki Afyon AKP İl Başkanı bu kadarla kalmamış, Balandı'nın namusuna da dil uzatmış. En kolay yol bu değil mî Türkiye'de? Karşısındaki kadınsa ve diş geçiremiyor, başka türlü baskı altına alamıyorsan namusuna saldır. At çamuru, izi bile kalsa kârdır.
'Milli Görüş'çü de olsan, din-iman laflarıyla da yatıp kalksan bunu yapman günah değildir. "Kadın" zaten ikinci sınıf vatandaş değil mi, dünyaya "erkeğe hizmet" için gönderilmemiş mi? Bırak günahı, sevap bile kazanabilirsin... Ostelik daha önce bu tür radikal tavır ve konuşmalar yapanlar "partin" tarafından ödüllendirilmedi mi, bakarsın işine de yarar.
Bu kez yaramadı işte. AKP yönetimi önce soruşturma açılmasını, sonra da soruşturma bitene kadar İl Başkanı'nın istifasını istedi. Ve Burhanettin Çoban istifa etti.
AKP'nin bu olaydaki tutumunu takdir etmemek mümkün değil. Şimdi, kadınların bu partiye vitrin olarak alınmadıklarını göstermeleri ve Reyhan Balandı'nın yeniden AKP'ye dönmesini sağlamaları gerekiyor.
Tabii Reyhan Hanım'ın istifa için başka nedenleri yoksa!
AKP ve 'üç maymunlar'!
Biz bu filmi daha önce görmüştük. Hem de bir değil, birçok kez... Türkiye'yi yönetmek için vaatlerle başa gelen hükümetler verdikleri sözleri unutmakta "kendi çıkarları için" yarar görmüşler ve üç maymunlar gibi "görmedim, duymadım, söylemedim" yaparak elleriyle gözlerini, kulaklarını ve ağızlarını sıkı sıkıya kapatmışlardı
Haberin Devamı

