TBMM Adalet Komisyonu’nda görüşülen Borçlar Kanunu’nda “imam nikahlı eşlere tazminat” yolu açan düzenlemeye muhalefetin kadın milletvekillerinden tepki gelmiş. Tasarıya tepki gösteren CHP Milletvekili Birgen Keleş “Bu düzenlemeyle hukuken yasak olan imam nikahlı evliliğin meşrulaştırılacağını” söylemiş.
Ve çok doğru bir açıklama da yaparak “Medeni Kanun’da eşler arasında ‘edinilen malların eşit paylaşımı’ ile ilgili değişiklik yapılırken biz bunun bütün kadınlara uygulanmasını, tüm evlilikler için geçerli olmasını istemiştik. Oysa ‘2002’den sonraki evlilikler’ için kabul ettiler. Şimdi ise imam nikahını meşrulaştıracak, medeni nikahla evli kadınların mağdur olmasına yol açacak bir değişikliğin peşindeler.”
Bu tümüyle “doğruyu yansıtan” bir konuşmadır. Medeni Kanun’un alındığı İsviçre’de de, bu tür “iyileştirici düzenlemelerin yapıldığı” her ülkede de yasalardaki değişiklikler tüm nüfusa aynı şekilde uygulanmıştır. Oysa 2002 öncesinde Türkiye’nin erkek milletvekilleri “sırf kendilerinin malları paylaşılmasın, eşleri bundan yararlanmasın” diye ve üstelik “eşlerimize mal verelim de bizi terk mi etsinler” şeklinde acınası açıklamalarla kadın nüfusun yarısının yasadan yararlanmasını önlediler. Sivil toplum kuruluşları, hukukçular (ve bizler) bunu sık sık gündeme getirmesine rağmen hiç umursamadılar. AKP’ye TV’lerden direkt çağrı yaptık, tınmadılar.
BABALARININ ÇİFTLİĞİ GİBİ...
“Medeni nikahla evli” olan kadınların hakkını ellerinden alırken şimdi “imam nikahlıları koruyor” havasına giriyor ve gerçekten de kadınları “medeni nikahsız evliliğe” teşvik edecek bir işleme başvuruyorlar. Yaptıkları şey aslında öncelikle yalnız muhalefet değil tüm kadın milletvekillerinin ve sonra da dürüst erkek milletvekillerinin, hukukçu ve sivil toplumcuların tepkisiyle karşılaşması gereken bir hatadır.
AKP eğer kadınlara iyilik yapacaksa, bunda samimiyse, imam nikahını teşvik edeceğine önce Medeni Kanun Mal Rejimi’ndeki büyük haksızlığı gidersin. Sonra çocuk yaştaki kızlarla evliliğe ve bu kızlara tecavüze ağır cezalar getirmeye, Türkiye’nin bu utanç tablosunu hemen ortadan kaldırmaya uğraşsın.
Bu skandal denecek girişimlerle bir yere varamazlar. Vardırmayacağız! Türkiye’yi yanlış uygulamaların merkezi haline getirmelerine, çiftlik gibi yönetmelerine susmayacağız.
Bu da Baykal’ın din istismarı!
Ana muhalefet partisi son zamanlarda biraz doğrulduysa bu içindeki Kemal Kılıçdaroğlu, Atilla Kart, Mustafa Özyürek, Hakkı Süha Okay gibi akıllı, sağduyulu, çalışkan milletvekillerinin (ki kadın milletvekilleri arasında da var böyle isimler) sayesindedir.
Şimdi ise ne görüyoruz zaten tepki çeken bir genel başkan olması yetmiyormuş gibi üç günde bir “çarşaflı kadınlara parti rozeti takarken” basını çağırıp fotoğraflar çektiren ve bunun reklamını yapan Deniz Baykal haberleri...
Hani ‘ilişmeyeyim, özel alanında herkes istediğini giyer, istediği partiye girer’ diyorum ama arkası kesilmiyor. Sanki birisi “Bugüne kadar türban istismarına en ağır tepkiyi veren partiye çarşaflıları gönderelim de görelim bakalım” demiş gibi Bay Baykal çarşaflı kadın rozetlemeyi bir numaralı işi haline getirdi.
Fevzi Mutlu isimli okurumuz “Başörtüsüne karşı alerjisi olan sizler gibi yazarlar acaba ne düşünüyorsunuz” diye sormuş. Yanlış efendim, hem de okkalı bir yanlış “başörtüsüne alerji” diye bir şey söz konusu değil, biz önce “kadınlar üzerinden, onların tesettürü üzerinden din istismarına”, “türbanın siyasi bir partinin simgesi halinde yaygınlaştırılmasına, buna bakarak ‘dindar kadın’ ayırımcılığı” yapılmasına karşı çıkıyoruz. (Ki zaten artık türban devletin zirvesindedir, bu da meselenin alerji olmadığını göstermektedir.)
Sonra da dini simge ve kıyafetlere, ibadetlere “okul, üniversite ve devlet dairelerinde izin verilmesinin laik rejime olan etkilerini” tartışıyoruz.
Şeriat rejimine geçen bütün ülkelerde “kadının özgürlüğü” diye başlatılarak aynı yolun izlendiğini söylüyoruz. Bununla alerji arasında hiçbir ilgi yoktur.
Baykal’ın bugün yarattığı tablonun da aynı istismardan farkı yoktur. Çektirdiği bu fotoğraflarla yaptığı reklam onun din istismarı karşısında çaresiz kaldığını ve aynı yöntemi kullandığını gösterirken bir yandan da İran, Suudi Arabistan, Afganistan gibi köktendinci yönetime sahip ülkelerde “siyasi İslâm’ın kadın giysisi” olan çarşafı meşrulaştırmaktadır.
İstediği seçmeni, istediği kıyafetle partisine kaydedebilir ama bunun reklamını yaptığı anda olayın anlamı değişir ve “dini siyaseten kullanma” söz konusu olur. Baykal’ı, partisini bu yönteme “muhtaç ettiği” veya “muhtaç gördüğü” için kutlamak lazım!

