Türk Ceza Kanunu'nda "Türban yasağı" uygulayan kamu görevlilerine hapis cezası verilmesini sağlayacak önergenin Meclis Adalet Komisyonu'nda reddedilmesi önemli bir gelişme...
Ama Adalet Bakanı Cemil Çiçek'in bu konuda yaptığı konuşma daha da önemli. Bakan, Meclis çatısı altında çalıştığını belirterek;
"Bu çatı olmasa hiçbirimiz olmazdık. Hepimiz laik demokratik cumhuriyeti korumanın hassasiyeti içindeyiz" demiş.
Aynı konuşmada Cemal Çiçek, bu konuyu "Rejim yanlısı olmak ve olmamak" şeklinde algılamanın bir hata olacağını da söylemiş ki bunların hepsinde çok haklı.
AKP'nin, özellikle Sayın Çiçek başta olmak üzere bazı bakanlarının bu tutumu, istikrarı korumak ve olay yaratmamak konusunda gösterdikleri her duyarlılığı takdirle karşılıyorum. Daha önceki hükümetlerde, özellikle koalisyon hükümetleri döneminde çıkarılan sorunların ekonomiyi bile bir anda altüst edecek boyutlara ulaştığını gördük, yaşadık.
Türkiye'de siyasi ve ekonomik istikrar, her ne kadar örneğin "ekonomide artık dengeler sağlandı, kolay kolay oynamaz" dense de halâ pamuk ipliğine bağlı.
Tek bir hata bir anda moralleri bozuyor ve her şey değişebiliyor. Özellikle içinde bulunduğumuz çok kritik zamanda "tabana verilecek mesajlar" veya birilerinin "aşın çıkışlarla liderden puan toplama çabaları" AKP'nin hata yapmasına neden olmamalı.
TCK'da ortaya çıkan sorunu Başbakan'ın ve Adalet Bakanı'nın çözmesi bu bakımdan memnunluk verici.
Öte yanda TCK'nın bir an önce bitirilip Meclis'ten geçirilmesi de büyük önem taşıyor.
Dünkü yazımda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin "laik kurum ve kuruluşlarda türban yasağı" kararının ne kadar bağlayıcı bir karar olduğunu, tüm ülkelerin, özellikle AB içindeki veya AB'ye aday ülkelerin Kopenhag kriterleri nedeniyle bu kararlara mutlaka uyma zorunluluğu olduğunu açıklamıştım.
Bu nedenle de artık TCK'ya böyle "karşı yönde yasa maddeleri" ilâve etmek zaten imkânsız.
Onun için AKP'nin artık bu "kamusal alanda türban" tartışmalarına, çekişmelerine son verecek bir tutum içine girmesi, AİHM'yi eleştirmenin bir şey kazandırmayacağını, aksine ülkeye büyük kayıplar getirebileceğini de görmesi gerekiyor.
Hem "AB'yi istiyoruz" demek, hem de onun üstünde bir kuruluşun kararlarına itiraz etmek abes oluyor, değil mi?
Tatlı Hayat artık yok
En sevdiğim diziydi benim. Hiç kaçırmak istemediğim nadir dizilerden biri... Dizinin tüm oyuncuları, başta Türkân Şoray, Haluk Bilginer, Asuman Dabak, Çolpan İlhan olmak üzere hepsinin müthiş doğal ve güzel oyunlarına bayılıyordum.
Dün Türkân Şoray'la yaptığım telefon konuşmasında öğrendim ki üç yıldır devam eden Tatlı Hayat tamamen bitmiş. Bir daha başlamamak üzere.
Şimdi Bilginer de, Şoray da başka dizilere başlayacaklarmış ve Türkân Şoray, Ağustos'tan itibaren 6 ay dizisinin çekimleri için Antalya'da yaşayacakmış. (Bu arada; geçenlerde gazetelerde çıkan "Cihan Ünal, Türkân Şoray ve kızları Yağmur'un aynı filmde oynayacakları" haberi de doğru değilmiş.)
Anlamadığım ve Türkân Hanım'a da sorduğum şu ki, tekrar gösterilen bölümleri bile süper reyting yapan bir dizi neden bitiriliyor? Haydi Asmalı Konak Kapadokya'da çekildiği ve zor olduğu için bitti, bu neden bitiyor?
Başarılı diziler bir çok ülkede 10-15 yıl sürerken bizde niye kesiliyor anlamak mümkün değil...
Yeni dizilerin, filmlerin tutması için uğraşacaklarına tutulanı sürdürmek daha akıllıca değil mi?
Çok üzüldüm, çok!
Not: Sevgili okurlar, dünkü yazımda dizgide yapılan bir hata sonucu "kullanılıyor" kelimesi "kullanılmıyor" olarak çıkmış. "Başvuru" kelimesinde ise "ş" harfi düşmüş, özür diliyorum.
AKP doğru yolda!
Türk Ceza Kanunu'nda "Türban yasağı" uygulayan kamu görevlilerine hapis cezası verilmesini sağlayacak önergenin Meclis Adalet Komisyonu'nda reddedilmesi önemli bir gelişme...
Haberin Devamı

