AKP bütün güveni yitirdi!

Türkiye'de 4322 resmi Kur'an kursu var. Geçen yıl 3922 iken bu yıl 400 tane daha ilâve edilmiş. Yetmiyorsa Diyanet İşleri'nin yenilerini de açacağı ortada...

Haberin Devamı

Türkiye'de 4322 resmi Kur'an kursu var. Geçen yıl 3922 iken bu yıl 400 tane daha ilâve edilmiş. Yetmiyorsa Diyanet İşleri'nin yenilerini de açacağı ortada...

İsteyen, Başbakan Tayyip Erdoğan'ın yaptığı kelime oyunlarının tam aksine bu kurslara giderek Kur'an öğrenebilir. Böyle olmasına ve bu kursları iyi bilenlerin oralarda nasıl çağdışı yöntemler kullanıldığını anlatmasına rağmen AKP'nin inatla kaçak kurs ve okul açanlara özgürlük sağlaması onun değiştiğine dair tüm inançlan sildi süpürdü.

Hele de AKP'nin çıkıp bu kanundışı kursları ciddi üniversitelerle bir tutarak eğitim kurumu olduklarını iddia ermesi tam bir skandaldi.

Dün Emin Çölaşan Bakanlık emriyle Ankara'daki ilköğretim kurumlarına dağıtılan bir anket formunun içeriğini yazmıştı.

"Okul dışında din eğitimi aldınız mı? Aldınızsa nerede? W ve radyolarda dini içerikli programlara ilgi durumunuz?... Camiye gitme durumunuz? Dini kimliğiniz?" gibi sorulardan sonra;

"Çok kadınlı evlilik İslâm'a göre uygundur. Resim giren eve melekler girmez(...) Namaz kılmayanların dini inancı zayıftır. Cuma namazı kılmayan Müslüman sayılmaz. Erkeklerin altın takması İslâm'a göre yasaktır." gibi açıklamalar da yer alıyormuş formda. Ve tabiî Çölaşan haklı olarak "Burası neresi, İran mı, Suudi Arabistan mı, Afganistan mı?" diye soruyordu.

Taliban da böyle gelmişti
Her okulda din dersi eğitimi verilmekle birlikte kimsenin dininin, inancının kimseyi ilgilendirmediği, öğrencilerin taşıdıkları dinden bağımsız şekilde değerlendirildiği, bu nedenle dini simgelerle okula giremediği laik bir ülkenin, laik okullarında hiç kimsenin böyle bir anketi dağıtma özgürlüğü olamaz. Bu kural Bakan, Bakanlık ve herkes için geçerlidir. Hiçbir öğrenci de bu tür soruları cevaplamak zorunda değildir.

Taliban dönemi Afganistan'ını anlatırken resim, fotoğraf, radyo, televizyon, sinema, tiyatro ve her türlü sanat-kültür faaliyetinin günah ilân edildiğini, evlerde fotoğraf bile bulundurulamadığını yazmıştık. O günlerde kadın doktorların çalışması, aynı zamanda kadınların da erkek doktora gitmesi yasak olduğu için ağır hastalığı olan kadınların öldüğünü de yazmıştık. Bu nedenle kadın doktorlar çalışabilmek için Pakistan'a kaçıyor, oradan da yakalanarak geri getiriliyor ve cezalandırılıyorlardı.

Birkaç gün önce Mısır'da burka benzeri, gözü kapalı kara çarşaflar giymiş 5 kadın Kahire'de bir üniversiteye "bu kıyafetleriyle eğitim göremedikleri için" AİHM'de dava açtılar. Bu "burka-kara çarşaflı'ların ellerinde de siyah eldivenler vardı. Hiç şüphesiz bu kadınlar da, "sadece türban" takan ama renkli kıyafetler, sandaletler giyip makyaj da yapan ve türban takmayanların "yeterince Müslüman", "iyi Müslüman" olmadığına inanan Türk "tesettürlü"leri "iyi Müslüman" görmüyorlardır.

Sessiz toplum, sessiz basın!
Başladı mı din fanatizmi ve kavgalan bir kere, sonu yok çünkü...

Humeyni devriminden önceki modern İran'a gidenler ile oranın kendi halkı, Şah'in vatandaşları arasında açtığı ekonomik uçurumlara, kötü yönetime rağmen bu rejim değişikliğinin nasıl olabildiğine akıl sır erdirememişlerdi. Böyle yavaş yavaş, Erba-kan'ın dediği gibi "çikolata kâğıdına sanlı olarak" gelip yerleşiyor İslâmî rejimler...

Biz demokrasimize, Cumhuriyet'imize güveniyoruz ama başımızdaki hükümet baskı yoluyla olmayacak şeyleri sessizce kabul ettirmeye başladı bile...

Türkiye'ye Arap ülkesi görünümü verenler sayesinde Avrupa Birliği giderek hayâle dönüşüyor. Bugünlerimizin de hayâl olmasını istemiyorsak sinerek, TV'ler karşısında uyuşarak sessiz toplum, tepkisiz basın olmaktan derhal vazgeçmeliyiz.

Ve tabii... Bütün bu olup bitenlere bakınca basına kanun yoluyla getirilen sansürün nedenini de gayet iyi anlıyor insan!

DİĞER YENİ YAZILAR