Son iki gün içinde konuşulan ve yazılan hukuku saptırma, yasalara takla attırma çabalarını gördükçe gerçekten insan hayrete düşüyor.
Tabii bir de AB temsilcilerinden ve Avrupa ülkelerinden ayrı ayrı gelen açıklamaların Türkiye’deki bu gayretle paralelliğinin yarattığı hayret var. Bırakın daha Türkiye’nin içindeki tartışmalar başlar başlamaz sanki bizim onların iç işlerine bu kadar anında ve küstahça müdahale hakkımız varmış, bunu yapabilirmişiz ve yapıyormuşuz gibi olaya bodoslama dalmalarını (sanki birileri onlardan acil yardım istemiş gibi!!), söyledikleri AKP’nin ve destekçisi olan gazete ve yazarların söylemleriyle birebir aynı.
İşte Almanya Hükümet Sözcüsü’nün “AKP’ye açılan dava Türk milletinin iradesine açılmış bir davadır” sözü... Bunun aynını daha önce kim (veya kimler) söylemişti, hatırlayın... Yani gerçekten Türk milletini saf zannettiklerinin, bize dayattıkları, bizden istedikleri şeyleri kendilerinin yapmadığının, çifte standartlarının filan uzun süredir farkındayız ama bu kadarı da fazla geliyor.
Avrupa’nın Türkiye’deki hukuku eleştireceğine önce Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin “parti kapatma”da aradığı kriterlere, daha önceki kararları onaylarken dayandığı gerekçelere bakması gerekiyor.
Aynı şekilde “AİHM laik düzeni değiştirmeyi amaçlayan bir partinin kapatılmasını onaylar ama bu davanın iddianamesinde böyle şartlar oluşmamış, ciddi bir delil yok” diyenlerin de bakması gerekiyor.
AİHM 2003 yılında İspanya’da parti kapatılmasını onaylarken kararın içinde 9 kez Refah Partisi’nin kapatılma kararına gönderme yapmış. Ve AİHM’nin kriterleriyle Türk Anayasası’nın kriterleri arasında fazla bir fark yok.
Belli eylemlerin belli bir yoğunluk içinde ve özellikle parti yöneticileri ve merkez organlar eliyle yapılmış olması veya diğer üyelerin benzer eylemlerinin merkez tarafından desteklenmesi yeterli...
Kapatılması istenen partinin Anayasa Mahkemesi’nin “Bu uygulamalar laiklik ilkesine aykırıdır” uyarısına rağmen eylemlerini sürdürmesi yeterli...
RP-AKP KARŞILAŞTIRMASI
AİHM “Tüm bu görüş, demeç ve eylemler bir arada ele alındığında, bir bütün olarak partinin amaç ve hedeflerini göstermesi açısından önem taşır” diyor.
Örneğin; RP’de “Parti yöneticilerinin bütün konuşmalarında türbana yer vermeleri, Erbakan’ın laikliğe aykırı konuşmaları” neden gösterilmiş.
Acaba aynı durum AKP için söz konusu mu, değil mi? Yıllardır tüm konuşmaların, siyasi gündemin türbana kilitlenmesi yanında yalnızca Başbakan’ın “AİHM’ye değil, ulemaya sorsunlar”, “Devlet affetmez, maktulün vârisleri affeder” gibi sözleri bile neden olabilir mi, olamaz mı?
RP’de Şevki Yılmaz’ın daha önce yaptığı konuşmalarda niyeti bilinirken milletvekili yapılması başlı başına bir neden oluşturmuş.
Peki aynı durum acaba önce Başbakanlık Müsteşarı, sonra milletvekili yapılan Ömer Dinçer için söz konusu mu, değil mi?
Bunlara bakmak lazım...
Şimdi AKP’nin MHP ile anlaşarak Anayasa’daki “parti kapatma” ile ilgili maddeyi de değiştirmesi gündemde. Oysa Anayasa Hukukçuları Anayasa’nın 138. maddesinde “görülmekte olan bir davaya ilişkin görüş bildirmek bile yasak” derken parlamentonun görülmekte olan davayı düşürmek amacıyla yasa yapmasının kesinlikle mümkün olamayacağını, Anayasa Mahkemesi’nin bunu derhal iptal edeceğini söylüyorlar.
Kısacası ortada hukuk varken bol bol konuşmanın ve kendince açıklamalar getirmenin hiçbir anlamı olmuyor!
AKP Anayasa’yı değiştirebilir mi?
Haberin Devamı

