Akmerkez'de soygun!

Bu tür haberler insanı gerçekten fena halde sinirlendiriyor... Türkiye'de bazıları kendilerini binlerce kişiyi aptal yerine koyabilecek kadar akıllı zannediyorlar. Anlatayım, bakın nasıl hak vereceksiniz.

Haberin Devamı

Bu tür haberler insanı gerçekten fena halde sinirlendiriyor... Türkiye'de bazıları kendilerini binlerce kişiyi aptal yerine koyabilecek kadar akıllı zannediyorlar. Anlatayım, bakın nasıl hak vereceksiniz.

Yirmi yaşlarında bir genç kız Akmerkez'in, yani dünyanın en iyi birkaç alışveriş merkezi arasında sayılan bir dev 'mağazalar kompleksi'nin parkına giriyor. Binanın içi sıcak olduğu için siyah paltosunu çıkarıp arabasının zeminine gizliyor, kapısını kilitliyor ve dünyanın hemen bütün alışveriş merkezlerinin aksine 3 milyon TL park parası alındığı için bu parayı da veriyor, biletini alıp içeri giriyor. Bir saat sonra döndüğünde ne görüyor dersiniz?

Arabanın kapıları açılmış, teybi, paltosu ve spor malzemesi çalınmış, araba perişan halde. Gözyaşları içinde çağırdığı polisler (her ne kadar bu olaylarda hiçbir işe yaramadığı artık bilinse de) parmak izlerini alırken şöyle diyorlar;

"Bu hırsızlık profesyoneller tarafından yapılmış. Yine de en az 15-20 dakika sürer, nasıl oluyor da Park güvenliği farketmiyor?"

Ben söyleyebilir miyim cevabı memur bey; farketmiyorlar çünkü orada dolaşan tek bir
güvenlik görevlisi yok. Onların hepsi bina girişlerinde, elektronik aletlerin yanında gövde gösterisi yapmaktalar. Göze görünmeden yapılan görevi kim ister?

Komik memleket doğrusu; park biletlerinin arkasına da "Kaybolan eşyalardan sorumlu değiliz" yazmışlar. Ya neden sorumlusunuz? insanlar oraya arabalarını beş dakika için bıraksalar bile 3 milyonu tıkır tıkır alıyorsunuz. Sadece bir günde, binlerce arabadan kimbilir kaç milyarlar akıyor. Peki, eğer arabalar oraya sokağa eşdeğer bir başıboşluk içinde bırakılıyorsa bu para size niye veriliyor? Yağmurdan mı koruyorsunuz arabaları?

Aynen Jeeves isimli kurutemizleme firmasının, her eşyayı götürüşünüzde "Burada bir leke var, çıkacağını garanti edemeyiz, üstelik eşyanız zarar görebilir" gibi abuk laflar etmesine benziyor, iyi de kardeşim biz böyle pahalı bir firmaya zaten o iş için geldik, eşyamız zarar görmeden lekeler çıksın diye... Mantıksızlığın böylesi görülmemiştir yani.

Akmerkez Park'ı, ancak arabalar açık unutulursa, içinde mücevher gibi değerli eşyalar bırakılırsa sorumluluk taşımadığını iddia edebilir. Arabalarımız profesyoneller tarafından açılıp, çevresinde, içinde dakikalarca çalışılarak teybimiz, paltomuz çalınırken etrafta tek görevli yoksa edemez. E-DE-MEZ! Sakın çıkıp da bana "Ama var..." filân demeyin, açıldığı günden beri muhtemelen oraya en fazla gidenlerden biriyim, görüyorum tek bir kişi; Yok!

Şimdi bu Park'ı yönetenlere diyorum ki, kaybolan eşyaları tazmin etmek üzere beni aramanızı bekliyorum. Bunu yapmak zorundasınız. Tabii eğer Akmerkez dağ başı, sizler de eşkiya değilseniz...

Neden mi beni arayacaksınız?

Onu da söyleyeyim; 20 yaşındaki genç kız tesadüfen kızım oluyor!


"Karpuz kadın"dan hıyar erkeğe"...
Ayşe Özgün'ün iki gün önceki yazısına bayıldım. Akla hayale gelmeyecek bir konu yakalamıştı.

Hatırlatayım; Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı Mehmet Altunkaya bîr kitabında kadınların örtünmesiyle ilgili olarak "Kavunun karpuzun zırhı var, kadın da zırhsız olmaz" benzetmesi yapmış. Ayşe de konuya gayet güzel bir noktadan yaklaşarak şöyle diyor:

"Kadın denen varlıkla bir tuttuğunuzda karpuzun, sîzin kafa yapınıza göıe kadından daha da yukarda bir kalmanda olması gerekir! Neden? Çünkü karşısında açık ve belirli bir düşman olmadan zırhlanmıştır. Oysa size göre kadının karşısında kendine hakim olamayan, cinsel dürtülere açık, her an tehlike teşkil edecek korkunç bir düşman vardır. Yani erkek (...)"

Ayaklar, bilekler, bacaklar kapandı. Yetmedi kollar, omuzlar kapandı. Yetmedi boyun, saçlar, kulaklar kapandı (...) en nihayet Afganistan'da gözbebekleri de kapandı. Kadın yok oldu, yok!

Neden? Niçin? Beyler hakim olamıyorlarmış cinsel dürtülerine! Mesele bundan ibaret! Başka bir tek, bir tek gerekçe yok! Mehmet Altunkaya da belirtiyor zaten, ne diyor? "Karpuzun zırhını görüyor musun? Sen de karpuz, kavun gibi ol. Yoksa, tadın kaçar, tadın!..."

Sonunda Ayşe Özgün, bu Altunkaya isimli şahsın ileri sürdüğü "tadı kaçar" iddiasını enfes bir şekilde çürüterek; o zaman "sivrisinekleri öldüreceğimize
bataklıkları kurutalım" noktasına geliyor ve hanımları karpuz kavuna benzetecek kadar ileri gideceğinize erkeklerin kafalarını değiştirmeye uğraşın biraz da diyor.

Ayşe değişik bîr açıdan bakmış olaya... Vallahi ben kadınları karpuzla karşılaştıran bir yazı okusam ilk aklıma gelen şey; hıyarların da kabuğu var, o zaman erkeklerin de saçlarını örtmelerini mi beklemeliyiz filân olurdu. Abukluğun da sınırı olmalı yani, böyle kitaplara nasıl zaman buluyor meslektaşım bilmem ki?.. (Arkadaşlar hemen kaleme sarılmayın elbette bütün erkekleri kastetmiyoruz, hıyarlar kendini bilir zaten...)

Şimdi, asıl mesele şu; yazısının sonunda, sorduğu sorulara Diyanet işleri Başkanı'ndan cevap bekliyor Ayşe Özgün. O belli bir şahıs hakkında bilgi istediği için cevabını ak belki. Ama benim gördüğüm, Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Yılmaz nedense hiç kimseye cevap verme lüzumu hissetmiyor, Bu ülkede Cumhurbaşkanı'ndan, Başbakan'dan cevap aksınız, ondan alamazsınız.

Ben de geçenlerde "Bütün din uzmanları saçları örtme konusunda Kur'anda birsey olmadığını söylüyorlar. Onlarla biraraya gelerek açıklasanız da doğruyu herkes öğrense" demiş ve bilgi istemiştim, ses çıkmadı.

Diyanet îşleri'nin bir görevi de halkı bu konularda aydınlatmak değil midir?

Öyle ise neden aydınlatmıyorlar, anlayan var mı?

DİĞER YENİ YAZILAR