Aklınıza sahip çıkın, ülkeye çok gerekecek!

Haberin Devamı

Olayların çıldırdığı anda insan kendisi de çıldırmamak için “Aklıma mukayyet ol Yarabbi” der ya, tam o durumdayız. Aman aklınıza siz de sahip çıkın, şu sıralarda “kaçması” çok kolay zira...

Son zamanlarda tüm dikkatleri çekecek şekilde ya “üstü örtülüp beklemeye alınacak” olaylar olduğunda, örneğin; açılım diye başlanan girişim sonunda PKK’nın lideri Öcalan’ın devletin muhatabı haline gelmesi, şehirlerin savaş alanına çevrilmesi, devlete PKK tarafından olmayacak taleplerin dayatılması gerçekleşince ve halkın tepkileri artınca ortaya Balyoz plânı, askerin cami bombalaması, kendi uçağını düşürmesi gibi dehşet verici iddialar çıkıyor. Ya bir suikast iddiası ortaya atılıyor...

Tam Deniz Kuvvetleri Komutanı “Bana suikast yapacağı iddia edilen albaylar, bir tehlike anında göğsünü bana siper edecek arkadaşlarımdır” derken, Genelkurmay Başkanı “Bu ne rezilliktir, bizim de elimizde belgeler var açıklarız” derken gündem bir gün içinde Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı’nın tutuklanması ile başka bir noktaya taşınıyor, hukuk tartışmaları öne çıkarak, TSK’nın (ve aynı tepkileri taşıyan halkın) isyanı geri plâna itiliyor.

Bu kez Başsavcının tutuklanmasının cemaatlere ait soruşturma nedeniyle olduğu ve bu soruşturmanın içinde önemli bazı isimlerin yer aldığı, tutuklamanın ise Savcı Osman Şanal’ın yetki aşımıyla (yasa dışı olarak) yapıldığı, hükümetin de yargıyı baskıyla yönlendirdiği ortaya çıkıyor ve hoop ertesi gün 17 emekli general, 4 muvazzaf amiral, 27 subay ve astsubayın bulunduğu 49 kişi gözaltına alınıyor. Tesadüfün böylesine az rastlanır... Yani “aslında bütün bu olayların kararı o günlere denk gelecekti ve tesadüfen diğer olaylar da ortada bulunuyordu”ya inanacak saflıkta kaç kişi vardır bilemem ama -haydi bazı işgüzar ve de küstahlar yine “inanmayanlar işbirlikçidir” desin, ben de onlara “inananlar geri zekâlıdır” diyeyim- bütün bunlar inanılır gibi değil. Mesela; “2003 yılında orduda darbe heveslisi gruplar veya kişiler var idiyse elbette soruşturulur ama eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Özden Örnek’in (bu plânlardan söz eden) günlükleri kaç yıldır biliniyordu, gözaltı için neden bugün beklendi” diye sorulmayacak mı?

HEPSİ KAÇACAKMIŞ GİBİ...

Dönemin Genelkurmay Başkanı Org. Hilmi Özkök’ün “bu konuyu iyi bildiği”, dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı Org. Aytaç Yalman tarafından söylendi. Hilmi Özkök bütün bu gelişmelere, gözaltılara, TSK’nın toptan suçlanmasına aylarca sustu... Aytaç Yalman’ın sözleri açıklanınca konuşması kaçınılmaz oldu, bu kez de “Sorumlu, dolayısıyla konuşması gereken kişi Aytaç Yalman’dır” dedi. Org. Yalman “Evet, Kara Kuvvetleri Komutanı olarak sorumluluk bende ama Genelkurmay’ın kendi içinde yaptığı araştırmayı bekliyorum” cevabını verdi. Aradan uzun zaman geçti, hâlâ hiçbir araştırmanın sonucunu da duymadık, “Bu olayları 4 orgeneral bilir” açıklamasının gereği de yapılmadı.

Gerçekleşmemiş bir “darbe hazırlığı” için sanki generaller, amiraller sorgudan kaçacaklarmış gibi gözaltına alınırken (Başsavcı Cihaner de sanki koskoca Cumhuriyet Başsavcısı kaçacak kadar onursuzmuş gibi tutuklandı) açıkça 27 Nisan e-muhtırasını yazan Org. Büyükanıt’a ise hâlâ bugün sözü edilen ve gelecekte de edilecek olan bu muhtıranın soruşturması yapılmadı. Onun yerine zırhlı araç verildi...

Bu arada tabii Deniz Feneri gibi Almanya’da “yüzyılın en büyük yolsuzluğu” denilen ve “asıl fail”lerin listesi Alman yargısı tarafından gönderilen, suçluları da tek tek belli olan kişilerin hiçbirinin gözaltına alınmaması, nazik nazik Adliye’ye bir kez ifadeye çağrılmaları ve delillerin bu uzun sürede tümüyle karartılması başarıyla hasıraltı edildi. Hukuktaki çifte standardı görme açısından önemli ve unutulmayacak bir örnektir.

ÇİÇEK BAŞSAVCIYI ARAYAMAZ

Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı’nı soruşturduğu cemaatle ilgili olarak arayan ve “Böyle bir ortamda bize çok zarar verir” diyerek bir anlamda soruşturmadan vazgeçmesini öneren (o sırada) Adalet Bakanı Cemil Çiçek’in bu davranışı açıkça yürütmenin (hükümetin) yargıya baskısı demektir. Adalet Bakanı ayrıca “HSYK’nın başı” olduğu için daha da dikkat çekicidir.

Şimdi Çiçek “Ben gözaltındaki çocuklar için aradım” diyor. Oysa o soruşturmada söz edilen; yasa dışı eğitim kurumlarına götürüldüğü söylenen çocuklar okul öncesi yaşta... Yani 0-5 yaş arasında ve bu çocukların gözaltına alınamayacağı belli... Gözaltına alınanların yaşları da (hepsi 40’ın üstünde) soruşturma raporunda belli.

Peki eski Adalet Bakanı millete ne anlatıyor o zaman? Cemil Çiçek’in bu konuda millete bir açıklama daha borcu var.

Eğer ordunun toplu şekilde gözaltına alınması dikkatleri dağıtmazsa gerçek anlaşılacaktır herhalde!

DİĞER YENİ YAZILAR