Akıllı görünüyordu Lagendijk!

Onu 17 Aralık'ta Türkiye'ye AB için müzakere tarihi verildiği gün Brüksel'de dinlemiştim. Basına bir kutlama yemeği veriliyordu ve ABTürkiye Karma Parlamento Komisyonu Eş Başkanı Joost Lagendijk akılcı, barışa, mutlu bir konuşma yapıyordu

Haberin Devamı

Onu 17 Aralık'ta Türkiye'ye AB için müzakere tarihi verildiği gün Brüksel'de dinlemiştim. Basına bir kutlama yemeği veriliyordu ve AB-Türkiye Karma Parlamento Komisyonu Eş Başkanı Joost Lagendijk akılcı, barışa, mutlu bir konuşma yapıyordu.

Öyle mutlu, öyle neşeli görünüyordu ki ancak bir Türk bu kadar içten sevinebilirdi AB yolunun açılmasına... O günden sonra da konuşmalarıyla, çalışmalarıyla hep Türkiye'nin yanında yer aldı.

Dünkü gazetelerde PKK çatışmaları konusunda söyledikleri bu nedenle beni çok şaşırttı.

"Belediye başkanları şiddeti kınasın. Aksi takdirde milliyetçi gruplar ve ordunun istedikleri olur. Nitekim ordu yine bölgede provokasyonlara başladı. Çünkü ordu PKK ile çatışmayı seviyor. Bu onu güçlü ve önemli kılıyor."

Önce hatırlatmak isterim ki Demokrat Parti milletvekilliği yapan ama 60 yılında Meclis'te bulunmayan babam yine de Yassıada'ya gönderilmiş ve altı ay hapis yatmıştı. Yani orduya özel bir sempati duymam için neden yok, bununla birlikte 27 Mayıs gibi kolay kolay bağışlanamayacak bir hatadan sonsuza kadar orduyu sorumlu tutamayacağımı, haksızlık yapamayacağımı biliyorum. Toplumun "en güvenilir kurum" olarak gördüğü ordunun haksız yere yıpratılmaması gerektiğini de...

Lagendijk bazı "aydın"ların yaptığı hatanın benzerini yapıyor. Eğer ordunun bir
provokasyonu varsa bunun ortaya çıkarılmasını hepimiz isteriz. Ama şu anda böyle bir kanıt somut şekilde ortaya çıkarılmış değil. Ayrıca PKK katliamlarını, saldırılarını durdurduğunda ordu da kenara çekiliyor.

O zaman Lagendijk elinde kanıt olmadan "ordunun PKK ile çatışmayı sevdiğini" neye dayanarak söylüyor? PKK'yı masum, orduyu suçlu gösteren bir konuşmayı nasıl yapıyor? Son zamanlarda Türk siyasetçilerinde de benzerini sık sık gördüğümüz gibi "kulağına fısıldanan fikir"lerle mi? Buna haklan olduğunu hiç sanmıyorum.

Ama tabii... İtiraz etmek basından önce Türkiye'yi yönetenlere, Hükümet'e düşerdi. CHP'den Onur Övmen anında farketti ve itirazını yaptı. AKP nerede?

Fransa nihayet utanıyor mu?

Dünya basınında dava konusu geniş yer bulurken Fransız ve İsviçre gazetelerinden hiç ses çıkmadı. Çıktı da bizim basın mı onları atladı, yoksa "kelin ilacı olsa kendi kafasına sürerdi" duygusunu mu hissettiler bilemiyoruz.

Ama bize ültimatomlar yağdıran AB, neden dönüp kendi içindeki ülkelerin antidemokratik uygulamalarına, konuşma-ifade özgürlüğüne bakmıyor, sıra onlara gelince susuyor, onu merak ediyoruz doğal olarak.

Sonunda tanınmış bir Fransız tarihçi Françoise Chandernagor "Fransız parlamenterler burada kendi tarihlerini değil, bir başka ülkenin tarihini yazmaya kalktılar. Böyle durumların faturası tarihçilere pahalıya patlıyor" diyerek Fransa'deki soykırım yasasının "hata olduğunu" açıkladı. En azından o, parlamentoların tarih yazmaya haklan olmadığını anlamış ve Fransa'daki yasa dururken AB'nin Türkiye'ye yaptığı baskıların çelişki yarattığını farketmiş. Tarihçiler bunu Fransa'ya kabul ettirebilir mi onu ilerde göreceğiz.

Öte yanda Chandernagor'un açıklaması, tarih sorumluluğu, bizim tarihçi olmadığı halde, hiçbir belgeye kanıta dayanmadan konuşan, ülke ülke dolaşıp antipropaganda yapan insanlarımızı utandırır mı ve biraz sorumluluğa davet eder mi acaba? Açıkçası sanmıyorum.

Dün, bu şekilde konuşmanın "aydının düşünce özgürlüğü" sayılmayacağını yazmıştım. Evet, Daily Telegraph'ın "Bu yasa AB için değil, Türkiye'ye yakışmadığı için değişsin" sözü doğru, biz de aynı fikirdeyiz ve ayrıca tenkit ettiğimiz ülkelerle aynı kefede olmamak, bu yasa üzerinden "plânlı şekilde kişisel kazanç sağlayanlara" fırsat verilmemesi için de değişsin. Herkes fikrini özgürce söylesin, bunları daha önce yazdık... Ama bu özel durumda "Aydın aykırı düşünür, istediğini söylemek hakkıdır" açıklamasını getirmek ve kabule zorlamak da düşünce özgürlüğüne aynı şekilde baskıdır, bunu da biz söyleme hakkına sahibiz.

Yani, "düşünce ve ifade özgürlüğü" dediğimiz şey yalnızca bir kesime ait değildir. Herkes eşit haklara sahip ise birileri diğerlerinden daha eşit olamaz.

Örneğin siz kişisel nedenlerle, bilmediğiniz (ve bütün toplumu ilgilendiren) bir konuda yabancı basına açıklama yapma hakkına sahipseniz, birileri de çok ciddi bir yanlış içinde olduğunuzu söyleme hakkına sahiptir.

Devam edeceğiz...

DİĞER YENİ YAZILAR