Dün Baykal’la ilgili yazısına “Bu işi başlatan kişi Ruhat Mengi’dir” cümlesiyle başlamış Ahmet Hocam... ‘Hocam’ diyorum çünkü kendisi aslında “tevazuyla karışık Sadri Alışık” numarası çekiyor ve “Ben bu sakalları değirmende mi ağarttım, Kur’an kurslarına, imam hatiplere, ilahiyat fakültelerine gittim. Ama bakınız ben fetva vermiyorum, Ruhat Mengi ve ondan sonra da başkaları amatör fetva oyunu oynuyorlar” demeye getiriyor.
“Bunca din tahsiline karşın din iman mevzularında ben onlar kadar rahat konuşamam” diyor.
Aman Hocam estağfurullah, siz de buyrun konuşun, 21. yüzyılda da her şeyi konuşup anlamaya çalışmayacaksak bunu ne zaman yapacağız?
Çok haklısınız ben yıllar önce gazete röportajlarında sizinle beni ilk kez karşı karşıya getirdiklerinde (sanıyorum en az beş yıl önce) Kur’an’daki ilgili ayetlerden söz ediyor, kelime kelime okuyor, inceliyor ve konuşmamda yer veriyordum. Siz o günlerde de din konusuna hiç girmezdiniz.
Daha sonra geçen yıl “İnkar etmiyorum, soruyorum” başlığıyla yazdığım yazılarda Nur ve Ahzap surelerini din adamlarına sormuş, o arada sizin de bir cevabınızın olması gerektiğini söylemiştim. Buna karşılık yazdığınız yazının başlığı “Şeyhülislam Ruhat Hanım” olmuştu, unutmak mümkün değil.
O yazınız da dünkü yazınıza çok benziyor, yine Kur’an konusunda görüş bildirmenin pek anlamsız olacağı, buna yanaşmayacağınız sonucu çıkıyordu. Oysa size bu yazılarınız ve din-Kur’an hakkında konuşan herkese karşı alaycı tutumunuzla ilgili iki hatırlatma yapmak isterim.
Birincisi; “Ruhat Mengi’nin İslâm düşünce tarihine geçecek bu ‘meydan okuması’ bir türlü karşılık bulmadı. İlahiyatçılarımız bu topa girmediler” derken yaptığınız hata... Geçen yıl bu yazılardan sonra Diyanet İşleri Başkanı Ali Bardakoğlu ve Başkan Yardımcısı Mehmet Görmez arka arkaya Her Açıdan’a katıldılar.
Bardakoğlu Nur Suresi 31. ayeti sorduğumda ve ‘Saç-baş kelimeleri nerede, kesin emir, farz ifadesi nerede, başörtüsü değil herhangi bir örtüden ve yakaların üzerini kapatmaktan söz edilmiyor mu’ diye sorduğumda yine bugün benzer sorulara verdiği cevabı vermiş “1400 yıllık geleneği biz mi değiştireceğiz” demişti.
“EMİR”İ GÖSTERMEYENE KIZIN!
Diyanet İşleri Başkanı “gelenek” diyor, “prensip” diyor, “Müslümanlıkta böyle bir inanış var” diyor ama nedense “işte emir, burada ‘kadınlar başını, saçını örtecek, örtmeyenin cezası şudur’ demiş” şeklinde bir ayet gösteremiyor.
Kur’an ruhban sınıfını da yasaklamasına rağmen biz devamlı Diyanet’e veya diğer din adamlarına sormadan edemiyoruz. Madem durum budur, Ali Bardakoğlu “başörtüsü emrini” kelime kelime anlatarak sözlerini Kur’an’a dayandırmak zorundadır. İzleyenler kısa süre önce Taha Akyol’un da programında aynı soruyu kendisine sorduğunu ve cevap alamadığını söylüyorlar.
İkincisi; Kur’an “Oku” dediğine, “Biz bu kitabı sana her şeyin ayrıntılı açıklayıcısı olarak indirdik”, “Rabbin asla unutkan değildir”, “O yalnızca bir öğüt ve apaçık bir Kur’an’dır” dediğine göre okumak ve anlamak için aslında imam hatip veya ilahiyat mezunu olmak hiç de şart tutulmamış. Herkes okuyabilir ve “apaçık” anlatılanları anlayabilir. Anlayamıyorsa “öyle bir şey anlatılmamış, anlatılmak istenmemiş” demektir. İstenseydi, birçok emrin açıklandığı gibi bu da kolaylıkla tek cümlede ve açıkça söylenebilirdi... Örneğin apaçık şekilde mihna, nasıyf kelimeleri “başörtüsü” olarak kullanılmamışsa “hımar” kelimesinin sonuna da “res” ilavesi yapılarak “baş” vurgulanmamışsa başın örtülmesi sonucu çıkarılamaz.
Her şeyi “detaylandırarak” anlattığı içinde defalarca vurgulanan Kur’an’da bu detay unutulmuş olamaz.
Haydi ulema daha iyi biliyorsa çıkıp kelime kelime bunları açıklasın. Ben Ahmet Hakan’ın yerinde olsam gerçeği öğrenmek isteyenlere kızacağıma “emir”i gösteremeyenlere kızardım!
(Not: Gerçi burada asıl konu “din ve devletin ayrı tutulması” ilkesinin zedelenmesidir. Başörtüsü Müslümanlığın beş şartından biriymiş gibi kadınların tesettürü üzerinden siyasi kazanç sağlanmasıdır. O arada “din emri” konusuna da ister istemez giriliyor.)
Ahmet Hoca’ya hatırlatmalar!
Haberin Devamı

